Demokrasilerde çare yine demokrasidir; Asker kendi işine bakar, siyasetçi işine...

20 Temmuz 2016, 13:19
Demokrasilerde çare yine demokrasidir; Asker kendi işine bakar, siyasetçi işine...
Nurullah Çavuşoğlu
Demokrasilerde çare yine demokratik yollarla aranmalıdır. Ben şahsen bu gün bir darbe girişimi olduğuna inanamasam da olmamıştır da diyemiyorum. Ama darbenin planının yapılıyor olması dahi kabul edilemez bir durumdur. Devleti yönetmek isteyen Paşa ya da subay üniformasını çıkartıp siyasete soyunabilir. Dilediğini söyleyerek, dilediği ekibi kurarak ya da dilediği projeyi vaaz ederek insanlardan destek isteyebilir. Hukuk dışına taşmadan istediği yöntemle halkı ikna ederek Ülke yönetiminin başına gelebilir. Ama hiç kimse apoleti ile Cumhurbaşkanlığı ya da Başbakanlık makamına hele apoletin verdiği güç sayesinde elde ederek oturmayı hayal dahi etmemeli edememelidir. Ya da hiç kimse apoletlilerin kendisini oturtacağı bir makama tevessül dahi etmemelidir. Ama Askerin bu hayali görmesine sebep olacak kadar kötü ülke yönetenlerin de darbe hayali görenlerin üstünden anti demokratik tutumlar içine girmemelidir. Ayrıca ülke neden ve nasıl bu hale geldi, uçurumun kenarındayız diye Cumhurbaşkanı'nın itirafta bulunduğu bir ülke haline geldik? Bu sorunun cevabını kendine acımadan öz eleştiride bulunarak arayabilmelidir. Her Dünya Devletinin yöneticisi yönettiği Devletin kurucusuna ahde vefa borçlu hissetmelidir kendini. Yönettiği Devleti kuran irade ile savaşa kalkışan asla muvaffak olamaz bu bilinmelidir. Bu noktadan sonra az önce okuduklarınızı tekrar zihninizden geçirin ve bir an düşündükten sonra yazıya devam edin lütfen.

Öyle bir Ülke olduk ki; çocuklarımız pokemon avına çıkıyor üşenmeden saatlerce yol yürüyüp, pokemon avlayabiliyor ve eline hiç bir şey geçmediğinin ve yaptıklarının zihin kontrol yöntemleri ile insanları kontrol altına alan sistemlere belki de zemin hazırlandığına aldırmadan pokemon topluyor. Gençlerimiz ya uyuşturucu batağında genç yaşta hayatı kararmış, ya bilgisayara ya da telefonuna adeta esir olmuş vaziyette. Karşı cinsin tamamına potansiyel çapkınlık yapabileceği insan olarak bakıp işi gücü aklı fikri çapkınlıkta olan milyonlarca erkeğimiz var. Yine erkeklerin bu tavırları ve kadınlar üzerindeki yoğun baskıları sebebiyle sokağa çıkmaya, Facebook adresi almaya ya da Facebookta bir yere yorum atmaya bile korkan, ürkek, ekonomik özgürlüğü olmadığı gibi babasına ya da eşine bir şey olsa ne yapacağını bile bilemeyen milyonlarca genç kadın var. Yaşlılarımızın zaten tamamına yakını, evlerine çekilmiş, toplumumuzla bağı neredeyse tamamen kesilmiş, itilmiş ötelenmiş özgüvenlerini yitirmiş bir haldeler. Kimse çalışarak üreterek geçim temin etme yolunu seçmek istemiyor, kimse çırak olmak istemiyor, kimse beden gücü isteyen işleri öğrenmek istemiyor. Herkes masa başı iş istiyor. Kimse aldığı paradan ya da maaştan memnun değil. Kimsenin çocuklarının geleceğinden çok ümidi yok. Hülasa mutsuzuz ne kadar gülsekte, yorgunuz ne kadar uyusakta, hevesimiz yok yaşamaya ne kadar ölmeyi de istemesekte.

Düşünsenize; Küçük kardeşin öz abisini, Cumhurbaşkanı'nı eleştirirken, sesini kaydedip Savcılığa ses kaydını götürmek sureti ile suç duyurusunda bulunup hapse attırmakla tehdit ettiğine gözlerimle tanık olduğum bir ülke olduk. Ülkenin Cumhurbaşkanı dünya liderleri arasında vatandaşa dava açmakta gerçekten dünya lideri olmuş. Dünya üzerinde vatandaşı ile en fazla mahkemelik olan Cumhurbaşkanı bizimkisi. Düşünün yazılarımda ve konuşmalarımda ne kadar nezakete dikkat ederim ve asla hakaret ya da iftira etmem benimle bile mahkemelik Sayın Erdoğan. Neymiş efendim konuşmamın bilmem kaçıncı saniyesinde Fetullah çetesi için bir çete varsa bu çetenin oluşmasına siz sebep oldunuz demişim suçum buymuş. İşte bu suçlama ile dava edilmişim. Hiç problem değil çıkar mahkemede de kendimizi çatır çatır savunuruz da Ülkenin Cumhurbaşkanı ile mahkemelik olmak şahsen bana koyar. Ben asla o makamları milletin layık gördüğü kimseler ile Mahkemelik olmaktan haz etmem. Makama saygım vardır. Makama saygım kalmasa bile, o makama O İnsanı layık gören halka ve Devletime saygımdan asla mahkemelik olmak istemem. Neyse konumuza dönelim.  Düşünsenize insanların her gün saçma sapan paylaşımları kopyalayıp yapıştırıp paylaşarak daha suçlanmadan savunmasını hazırlayıp sosyal paylaşım sitesi üzerinden paylaştığına, her gün hepimiz tanık olmaktayız. Ne kadar paranoyakça bir yaklaşım ama avukatlarımız bile zaman zaman bu türden paylaşımlar ile sözüm ona kendi haklarını baştan korumaya alıyorlar. Yine berberimin bana abi benim telefonu kesin dinliyorlar eminim dediği, seni niye dinlesinler ki? Beni bile dinlemiyorlar demem üzerine; abi yapma seni kesin dinliyorlardır, beni dinledikleri yerde seni dinlemezler mi? Ben telefonum dinlendiğine eminim, çünkü bir ara ben telefondan tefecilerle falan konuşmuştum, demek ki o zaman dinlemeye koyuldular dediğine tanık oldum. Bir an düşünün lütfen geçende de bir arkadaşım telefonda içki içiyorum demekten imtina etmişti, dinleyenler içki içtiğimi duyurur ya da ses kaydımı yayınlarlar diye korkmuş. Üstelik bu arkadaşım sıradan bir veterinerdi (Ama Özgür Uğur değil o korkmaz).  

İnsanları Devlet görevlisiyim diye arayan dolandırıcılar, aradıkları masum vatandaşları Devletle korkutup kredi çektirip hesaplarına para yatırtabiliyor. Başına gelebilecek ütopik bir beladan korunduğunu sandığı ancak dolandırıldığını kimselere söyleyemediğine şikâyetçi bile olamadığına tanık olduğum çok insan var. Üstelik çoğu kez polise başvursan bile paranı dolandıranları tespit etmen ya da paranı geri alabilmen veya seni dolandıranın cezalandırıldığını görebilmen mümkün olmuyor. Niçin şikâyetçi olmuyorsun diyorum adama, cevaba bak ben şikâyetçi olsam ne olacak? Adamı ifadesini alıp salarlar adam başıma daha büyük belalar açar Allah'ından bulsun ben bir şekilde öderim o çektiğim krediyi diyor adam. Yani adam;  Devletine güvenmediği derdini anlatamayacağı için iftiraya uğramama korkusuyla ilk defa konuştuğu sözde Devlet görevlisinin hesabına para yatırıyor ve yine Devletine güvenmediği için şikâyetçi bile olmuyor. Canından ya da darp edilmekten endişe ettiği için susuyor.

Yine Devletin gücünden yararlanarak esnafa zulmeden ve sindiren belediye başkanlarının varlığına tanık olmuyor muyuz? Hep beraber. Minibüsçülerimiz de pazarcılarımz da bizzat Belediye yetkilileri ya da Belediye Başkanı tarafından yetkilendirilmiş insanlarca tehdit edildiklerini anlatmadılar mı bize? Bırakın Milli Eğitim Müdürü ya da Muavinlerini okul müdürlerini hatta hademelerin kim olacağını bile iktidar partisi il başkanlarının belirlediğine hepimiz tanık değil miyiz? Hepimiz tanık değil miyiz? Memurların iktidar partisi yetkililerince tehdit edildiğine korkutulup sindirildiğine.

İnsanların özel görüntülerinin elde edilip şantaj yapıldığını ve bu insanların şikâyetçi bile olamayıp parayı yatırdığına şantajcılar başka bir vesile ile yakalanınca tüm Uşak kamuoyu tanık olmadı mı? İnsanların sokağa çıkmaya konuşmaya fikrini söylemeye, ticari yatırım yapmaya, hatta neredeyse tarlasını ekmeye korktuğu bir ülke haline adım adım getirildik. Paranoyalarla komplo teorileri ile vaktini öldüren, akıl üretmeyen, bilgi üretmeyen, sanat üretmeyen bir toplum haline getirildik Milletçe.

O kadar ki şimdilerde ses sanatçıları bile yetişmiyor. Bestekârımız ressamımız sanat tarihçimiz zaten yok denilecek kadar az. Koca şehirde tanıdığım tek ressam yok mesela, bir tane piyano sanatçısı var bildiğim halka mal olmuş. Erman Hocaların (Erman Karakaya) sayısını artırmaya yönelik çalışmalar ortaya koyması gerekenler, imkân sunması gerekenler, daha köstek olursa bu işlerinden içinden çıkılır mı? Bir Âşık Tolgacan var; ara ara kamuoyunun gündemine getirmeye çalıştığımız, yıldız olabilir diye düşünüp, şans verilmesini istediğimiz, düşünsenize adam âşık yani ince ruhlu birisi, kimseye eyvallah etmeyeceği gibi kimseden bir şey isteyemez âşıklığın mizacında vardır bu. Âşık adam arlı olur, söyletmeden omuzlanmalıdır. Adam kendi inşaatta çalışıyor, para biriktiriyor kendi klip çektiriyor yapımcı firma ile anlaşıp, ulusal çapta yayın yapan kanallarda Âşık Tolgacan klipleri dönüyor ama çoğumuz, Uşak'lı olduğunu bile bilmiyor izlerken. Ne Belediye Başkanından ne Validen ya da benzeri yetkiliden bırakınız maddi destek almayı taltif bile görmediğini söyleyip serzenişini dile getiriyor kendi lisanınca sohbet ettiğimizde. Bir ara heykeltıraş bir gençle tanıştım Uşak'lı senin gelişimine katkı sunalım ve senin eserlerinin sergilenmesini sağlayalım dediğimde aman abi boş ver dedi bana, ben o işleri çok denedim ama heykeltıraştan ne anlar? Bizi yönetenler heykelden ne anlasın? Kapıdan içeri bile sokmadılar beni dedi, görüşemedim bile doğru dürüst bir yetkili ile dedi, çok mahçuplanmıştım. Kadrini bilmedik tarihçi Barış Metin Hocamızın, kadrini bilmedik sinema sanatçılarımızın, kadrini bilmedik Uşak'lı müzisyen sanatçılarımızın, Ünlü maratoncumuz Akın'ın bile kadrini bilmedik bütün sevimliliğine rağmen. Spor kenti olabilecek niteliklere sahibiz ama sporda basketbolumuz vardı bir miktar başarı gördüğümüz, Onu da mahvettiler. Bir başkanı var şimdi basketbol kulübümüzün, yönetim kurulu üyelerinin tamamı istifasını istiyor o belediye başkanına sormadan istifa edemem diyor. Bu kadar edilgen bir adam sporda nasıl başarı getirir? Kaptan transferi ilan ediyoruz, kaptanla sözleşmeyi kulüp başkanı imzalarken resim çekilmesi gerekirken sanki imzayı kendisi atıyor gibi Belediye Başkanı sözleşme imzalarken fotoğraf veriyor. Kulüp Başkanı eli böğründe kenarda hatta epeyce bir kenarda fotoğraf karesinin içinde bile zor görünüyor. Kulübün alışveriş ettiği esnaflar arasında zerre itibarı kalmamış, adeta yok edilmek ya da halktan kopartılmak istenircesine politikalar ve entrikalar üretiliyor. Ayak oyunları ile kulüp yönetilmeye çalışılır. Futbolda zaten öyle bir kümede mücadele vereceğiz ki bu yıl, bizim takımın bütçesi neredeyse yarıştığımız bütün takımların toplam bütçesine denk ama biz şampiyon olamayabiliriz. Geçtim Türkiye’yi Ege Bölgesi çapında bile başarı elde eden okul ya da amatör kulüplerimiz yok. Sadece ferdi gayretleri ile başarı elde eden bir avuç dövüş sporcumuz var o kadar. O sporcularımıza da yine ne Belediye yetkilileri nede Devletimizin diğer birimleri en küçük bir katkı bile sunmuyor. Sadece madalyayı getirdiği gün fotoğraf çekilip facede paylaşıp kutlayıveriyorlar hepsi bu. Tanıtımına sundukları katkı bile karşılıklı. Tanıtım demişken iklimsel coğrafi ve tarihi bakımlardan dünyanın en bilindik kentleri arasında yer alabilecekken hala Karadeniz'de mi? Sorusu ile karşılaşabildiğimiz söylenir.

Bir Üniversitemiz var; kentimizle uzaktan yakından alakası yok. Öğrenim için gelen Gençler; sadece fastfoodçuların ve apart rantçılarının işine yarıyor bir nebze. Ne eğlence mekânlarımız var, doğru dürüst güvenilir, Üniversite öğrencisinin gelip gönlünce eğlenip para bırakabileceği, nede kafeteryalarımız var tıklım tıklım dolan. Ya kaliteli hizmeti ya da samimiyeti veremiyoruz. Üniversitemize Rektör adayı olan iki profesör var; birisi Pensilivanya'ya gidiyordu bir zamanlar akıl almaya, diğeri Menzil'deki şeyhini, cinsel ilişkisi sırasında bile aklından çıkartmadığını iddia edebilecek kadar uçuk tezlere imza atabiliyor. Düşünsenize bilim yuvasını yönetmeye namzet olanlar Atatürk'ün mücadele verdiği, yobaz dediği, İngiliz Uşağı dediği; Nakşibendîlik ve türevlerinin başındaki insanları şeyhi olarak görüyor ve Ona tabi olabiliyor. Oysa kentte Üniversiteler aklı ve bilimi temsil eder. Üniversiteler dedim çünkü her kentinde bir kaç üniversite olan bir ülke olmalıyız biz. Eğitim verdiğimiz insanlar sadece kendi Milletimizden olmayabilir, hem ikinci ya da üçüncü sınıf dünya ülkelerinin hem de gelişmiş ülkelerin gençlerine Üniversite eğitimi verebilmeliyiz. Nitekim hem iklim ve doğa şartlarımız, hem tarihi kültürel mirasımız, hem görsel güzelliğimiz ve dünya üzerinde en yaşanası coğrafyada bulunuyor olmamız hasebiyle eğitim görmek isteyenler için cazip bir ülke olabiliriz esasen. Nitekim bütün gelişmiş dünya ülkelerinden öğrenciler alan OXFORD ya da YALE gibi Üniversitelerle boy ölçüşebilecek kabiliyette Üniversitelerimiz pekâlâ olabilirdi. Bizim kültürel mirasımız ve tarihimizden aldığımız ışık aslında bunun için yeterli. Yani hiç bir Milletin kültürel ve tarihi mirası ya da yaradılış yapısı bizim Milletimizinki kadar yeterli değil aslında bilim adamı yetiştirmeye. Yani bilim adamı yetişmesi açısından en münbit ve müsait coğrafya ve Millet yapısı bizde mevcut. Ama işte Üniversitelerimizin getirildiği nokta çok açık net ortada. Bizim Uşak Üniversitesinin gelişimi için en küçük bir dil faydamız dahi oldu mu acaba? Yazıyı okuyanların hepsi bu soruyu kendi kendisine sorsun lütfen.

Kıyafet ya da giyim mağazası hususunda, zaten orta dereceli bir ilçeden samimi söylüyorum farkımız yok. Kendimiz bile kıyafet almaya, İzmir'e Afyon'a Eskişehir'e gitmeyi tercih ediyoruz. Uşak'lının parası Uşak'ta kalsın istiyorsak bu kültürlerimizi az daha geliştirmeliyiz. Esnafımızı bu yönde özendirmeli yeniliğe, kaliteye özendirmeliyiz. Esnafı diri olmayan, esnafı mutlu olmayan kentlerin mutluluğu hayal bile değildir. Gerek Üniversite öğrencilerimizden, gerekse İzmir Ankara asfaltını kullanarak seyahat eden kimselerden ve de gerekse bu kentte yaşayan bizlerden fazlasıyla istifade etmelerini sağlamak için hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Kenti güzelleştirmeye evet ama bu güzelliği koruyacak ve taçlandıracak olanların birinci derecede esnaf olduğunu unutmadan hareket etmeliyiz. Kentimize misafir gelen bir arkadaşımız arabamda arıza var dese birçok kalifiyeli motor tamircisi arkadaşımız var Uşak'ta diyebilmeliyiz mesela. Yine gelen bir misafirimizi dışarıda ağırlamak istediğimizde ailecek götürebileceğimiz on numara restorantlarımız olmalı. Elinde lezzet olan ustalarımıza ve işbilir işletmecilerimize gerekirse ufak tefek rantlar sağlayarak destek olmalı ayakta tutmalıyız. İki kadeh rakı içip ailecek kafa dinleyebileceğimiz meyhanelerimiz olmalı kentimizde. Yine gençlerimizin eğlenebileceği diskolar barlar olabilmeli güvenilir. Sağlam kaportacıları olmalı kentimizin, iş bilir oto elektrikçileri olmalı. Terzileri olmalı on numara kıyafetler tasarlayıp dikebilen kısaca hem yaşatmalıyız esnafımızı hem de geliştirmeliyiz.

Ama bütün bunlar için önce sanayimiz gelişmeli kente Üniversiteden fazla da sanayi para getirmeli. Ama sanayicimiz ümitsiz, neden? Çünkü uluslararası ilişkilerimiz neredeyse herkesle bozuk. Bu yüzden sanayicilerimiz, ihracatta zorlanıyorlar, iç pazarda millette para olmadığı için çekmiyor ürettiğimiz mamulü, dolayısıyla stoklu çalışmaya mecbur kalıyoruz. Buda zaman zaman sanayicimize zor anlar yaşatıyor. Sanayici nakit döngüsünü stoktan ya da uzun süre tahsil edilemeyen alacaklardan dolayı sağlayamaz oluyor. E para olmadan işçinin maaşı ödenmiyor, elektrik, doğalgaz ödenmiyor, hammadde para olmadan fabrikanın önüne yanaşmıyor. Ne yapsın sanayici çareyi kredi de buluyor. Faraza söylüyorum 250 milyar dolar teminatı olan bir banka 1 trilyon dolarlık plastik para dağıtabiliyor, yani dolaylı olarak karşılıksız para basabiliyor ama bizim ülkemizi yönetenler Amerika'dan izinsiz para basamadığı için, karşılığı olsa da basamıyor ve para basma yetkisini bir nevi devrettiği bankalarda, eline geçirdiği sanayicinin anasından emdiği sütü burnundan getirebiliyor. En itibarlı meslek banka müdürlüğü haline geldi neredeyse. Bankalar, envai çeşit maddeyi içinde barındıran sözleşmelere ve okuma zahmetine bile girilemeyecek kâğıtlara imza attırdığı işadamının bir şekilde kanını emiyor. Verdiği kredinin bir miktarını kendi kurduğu, sigorta şirketlerine kesen bankalar, ayrıca size bir uyarı kâğıdı gönderme imkânı bulsa, hemen sizden bunun karşılığı ek ücret talep ediyor, yani sürekli sanayiciyi ya da müşterisini değişik bahanelerle yolma derdinde gibi davranıyor. Bir yerde kaşıkla yedirirken sapıyla gözünü çıkartıyor. Üreticinin ödediği faizler cabası elbette. Hele bir geciktirir ya da takibe düşersen her türlü yandın. Çünkü BDDK üzerini çiziyor ona mı yanarsın? Bankanın elini yapılan sözleşmeler her türlü güçlendirmiş ona mı yanar sın? Borcunu ödemezsen sarı taksiyi görebilirsin üretimin durabilir ona mı yanarsın? Neyse sanayici dara düştüyse, nakliyecide düşer, işçi de düşer, hammadde temin eden firmalardan tutun da, üretime dâhil olan malzemeyi temin eden bütün firmalarda dara düşer. Sanayici yalnız başına dara düşmez yani beraberinde çok insanı ya da sektörü de götürür.

Sanayicinin maliyetsiz paraya erişmesi için Devletin mutlaka fon oluşturması ve bunun için bütçe ayırması gerekir. Ya da ürettiği kadar mala pazar bulması için ülkeyi yönetenlerin, dünya devletleri ile ilişkilerini iyi tutup bir şekilde önayak olması lazım. Ayrıca iç pazara da bir sübvanse aracı olarak kullanması için o üretilen mamulü tüketebilme kabiliyeti vermelisin. Bir kentin sanayisi vücudun kalbi gibidir, sanayicini besleyen ülkeler ile anlaşmazlık içine girmek kalbe en yakın damar olan şahdamarı kesmek gibidir neredeyse. Sanayisi olmayan bir kent, kan pompalayıcısı olmayan bir vücuda benzer. Vücut taze kan girmezse bir müddet sonra araz vermeye başlar içindeki kanı bir şekilde tüketir ve iflas eder. İşte tıpkı bunun gibi bir yere kent kuruyorsan oraya yakın bir yere muhakkak sanayi kurmalısın ki kanı yani parayı kente bir şekilde pompalasın. Aksi takdirde o kentte yaşayanlar rahat nefes alamaz.  

Kapılarında ip takılı olan, kapı arkasındaki tırkazı ya da kilidi kullanmayan tek millet biz olmamıza rağmen, komşuluk ilişkileri dünya üzerinde en iyi olan millet olmamıza rağmen, şu anda dünyada gelişmiş ülkeler arasında en güvenliksiz ülke olarak anılmaktayız. Düşünsenize Genel Kurmay Başkanımız ya da Kuvvet Komutanlarımız bile güvende değilmiş rehin tutuldukları yönündeki iddia doğruysa şayet.  Biz Emniyet ve asayiş konusunda en güvenilir ülke olmalıyız. Zira hırsızlık İnancımıza göre Haram, kanunumuza göre suç toplum adabımız ve kültürümüze göre de ayıp, yine insanlara tehdit, cebir, şantaj vs. uygulamak güç basarlığı etmek, inancımıza göre haram, kanunlarımıza göre suç ve cezai müeyyidesi var ve toplum adabımıza göre ayıp. İnsanların gizli sırlarını ifşa etmek, inancımıza göre haram, kanunlarımıza göre suç ve kültürümüze göre ayıp. Çalışmak, insanlara hizmet etmek, dünyayı güzelleştirmek yaş kesmemek, hiç bir şeye gücün yetmiyorsa ağaç dikmek, İnancımıza göre farz ve de büyük sevap, kanunlarımıza göre vatandaşlık görevi, kültürümüze göre hoş davranış. İnsanlara hakaret etmek, küçük düşürücü davranışta bulunmak, alay etmek ya da iftira etmek inancımıza göre kesinlikle haram ve büyük günah, kanunlarımıza göre suç ve cezai müeyyidesi var, kültürümüze örfümüze göre ise çok ayıp. Hayvanlara ya da canlılara zarar vermek, onların yaralanmasına, ölmesine sebep olacak davranışlarda ya da saldırılarda bulunmak; inancımıza göre kesin bir dille haram ve büyük günah, kanunlarımıza göre büyük suç ve ağır cezaları var, toplum adabımıza göre ise şikâyetçi olunup kınanacak davranış. O halde bu saydıklarımdan hangisi bize müsaade etti de biz bu coğrafyayı yaşanamaz hale getirdik. Nasıl güvenlik bakımından alt sıralarda bir ülke halini aldık ve insanlar bize ne ticaret ne eğitim ne turizm amaçlı uğramaz oldu. Ülkemiz adeta dışarıdan ithal edilmiş birçok gangster adayı (Mülteciler) ile karşı karşıya bırakılmış durumda. Mafya Babası olarak tanıyıp duyduğumuz isimlerin; Devleti yöneten üst düzey kişilerle samimi ilişkiler içinde olduğunu duyuyor işitiyoruz. Hatta bazı mafya adamlarının açık açık bazı üst düzey devlet yöneticilerini destek için miting düzenlediğine tanık oluyoruz. Sahi biz bunu nasıl başardık. Nasıl oldu da itibarı dünyada sıfırı tüketmiş, askerinin başına çuval geçirilen, Barzani gibi çapulcuların topraklarını bölme hayali gördüğü bir ülke konumuna düşmeyi nasıl becerdik. Nasıl oldu da ülkemizi yönetenler dünya devletlerini yönetenlerce parmak işareti ile çağrılır oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Başbakanını kim parmak işareti ile çağırabilir; babasından, annesinden ve Milletinden başka söyler misiniz?

Atatürk zamanında henüz yeni kurulmuş düzenli bir ordusu dahi olmayan yepyeni bir Devlet iken bile, dünyanın en itibarlı ülkesiyken. Devlet Başkanımız hiç bir dünya devletinin başkanının ayağına gitmeyip hepsini ayağına getirtirken, hatta bütün dünya liderlerini bir masa etrafında toplayıp, onlara nasihat eder noktada iken nasıl oldu da şimdi Devlet Başkanımız kimseden randevu dahi talep edemez hale geldi? Atatürk mü bizim içimizde o kadar önemli bir yer tutuyordu. Yoksa biz mi Atatürk'ün Milleti olmaktan çıktık. Acilen Atatürk'ün Milleti olduğumuzu hatırlayıp bu patavatsızlıklarımıza son vermeliyiz. Suç işleyenimiz cezasını Adliye'nin kestiği ölçülerde çekmeli, ama bu suça iştirak etmeyip bilmeden destek olanlarımızı kırmamalıyız, yeniden hep birlikte kenetlenmeli ve hayata sarılmalıyız. Türk Milleti olarak dünyaya Türk Adını bir kez daha mühür gibi vurmalıyız. Dünya Milletlerine ve kullandıkları taşeronlarına Türk'le boy ölçüşemeyeceklerini bir kez daha ispatlamalıyız. Vakit Şimdi. Şimdi demokrasi şöleni zamanı, şimdi demokrasi nasıl yaşanır ve yaşatılırmış tüm dünyaya öğretmenin zamanı. Şimdi ülkeyi kötü yönetenler nasıl değiştirilir ve kalınan yerden muasır medeniyet seviyesine yükselmek için ilk günkü aşk ve ilk günkü heyecanla başlanılırmış göstermenin zamanı. Şimdi ülkemize değerlerimize sahip çıkmanın vakti ve evet tekrar söylüyorum Vakit Şimdi. 

banner278

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 17 yorum mevcut

    • Bilge İnsan 5 ay önce yorumlandı

      15 temmuz darbe teşebbüsünde darbeyi gerçekleştiren hainler kadar bu katilleri atayanlarda suçludur. bu darbecileri kim atadı? bu darbecileri atayanlarda bu katliamın sorumlusudur. ak parti içinde atamadan sorumlu tüm birimlerdeki kişilerde yargılanmalı. biz milletvekillerini meclise gönderdik. bu katilleri en üst makamlara atasınlar diye mi gönderdik. mecliste ne iş yapıyorlar? maaş almaya mı gidiyorlar sadece. bu katliamdan milletvekilleri de sorumludur. darbeciler gibi bunlarda hesap vermelidir.

    • susmayın 5 ay önce yorumlandı

      sayın çavuşoğlu seni takdir ederim ama eleştirim o çizginizden şaştınız fetöcü yapıya karşı kimse yazamazken sizler yazdınız ama konu üniversite olunca şimdi sustunuz benim nacizane görüşüm

    • sanal 5 ay önce yorumlandı

      önce rektör alınması asıl fetöcü o.

    • Nurullah Çavuşoğlu @Aşık Tolgacan 5 ay önce yorumlandı

      inceliğin için çok teşekkür ediyorum kardeşim. başarılarına devam dilerim inşaAllah daha çok şiirler besteler yazarsın ve inşaAllah yazdıklarını türk milleti severek okur vede dinler aşık tolgacan kardeşim.

    • Deli 5 ay önce yorumlandı

      hayal edilen ya da tasarlanan tüm bu projeler ilk önce uşak ta uygulandığında ve halk memnun olduğunda tüm türkiye ye yayilacaktır.

    • Sağlıkta için doğru söylüyon 5 ay önce yorumlandı

      başhemsire fatma hanım tehdit ve yer değiştirme işleriyle personeli caydırmaktadır.vatandas hizmetten memnun değil,calisan huzursuz calisiyor.yazdiklariniza harfiyen uyuyor

    • Deli 5 ay önce yorumlandı

      cocukaları da düşünelim. her kesime en iyi şekilde hizmet şart.hatta mukemmele yakın olmalı! !!

    • Aşık Tolgacan 5 ay önce yorumlandı

      değerli nurullah çavuşoğlu beyefendi yazınız gerçekten birçok sanatçımızin duygularına tercüman olmuş. sizin bu yazınızı bir dörtlük ile özetlemek isterim saygılarımla

      hak güzel söyletir güzel olana
      hakkı bilmeyenler bilmez inceyi
      bunca melanette kendin bulana
      rahmanı hüda zor kılmaz inceyi

    • irem 5 ay önce yorumlandı

      sporla alakalı sözlerinize katilmamak mümkün değil. basketbol kulubü başkanı olan zevat aynen anlattığınız gibi başarının içine etti siyaset girince işin içine ekip ruhuda çöktü yakinda tribünde basketbol severde kalmaz takım dünya şampiyonu olsa ne olur uşak halkı benimsemiyor tribünleri doldurmuyirsa.

    • Muhteşem bir yazı 5 ay önce yorumlandı

      nurullah bey duygularımıza tercüman oldunuz.sanata ve sanatçılarımıza değerlerimize sahip çıkalım ki bilinçli bir nesil yetiştirelim...

    • Dikkatli Okur (2) 5 ay önce yorumlandı

      üniversitemize rektör adayı olan iki profesör var; birisi pensilivanya'ya gidiyordu bir zamanlar akıl almaya, diğeri menzil'deki şeyhini, cinsel ilişkisi sırasında bile aklından çıkartmadığını iddia edebilecek kadar uçuk tezlere imza atabiliyor. düşünsenize bilim yuvasını yönetmeye namzet olanlar atatürk'ün mücadele verdiği, yobaz dediği, i̇ngiliz uşağı dediği; nakşibendîlik ve türevlerinin başındaki insanları şeyhi olarak görüyor ve ona tabi olabiliyor. oysa kentte üniversiteler aklı ve bilimi temsil eder.
      kenti güzelleştirmeye evet ama bu güzelliği koruyacak ve taçlandıracak olanların birinci derecede esnaf olduğunu unutmadan hareket etmeliyiz. kentimize misafir gelen bir arkadaşımız arabamda arıza var dese birçok kalifiyeli motor tamircisi arkadaşımız var uşak'ta diyebilmeliyiz mesela. yine gelen bir misafirimizi dışarıda ağırlamak istediğimizde ailecek götürebileceğimiz on numara restorantlarımız olmalı.

    • Dikkatli okur 5 ay önce yorumlandı

      minibüsçülerimiz de pazarcılarımz da bizzat belediye yetkilileri ya da belediye başkanı tarafından yetkilendirilmiş insanlarca tehdit edildiklerini anlatmadılar mı bize.
      koca şehirde tanıdığım tek ressam yok mesela, bir tane piyano sanatçısı var bildiğim halka mal olmuş. erman hocaların (erman karakaya) sayısını artırmaya yönelik çalışmalar ortaya koyması gerekenler, imkân sunması gerekenler, daha köstek olursa bu işlerinden içinden çıkılır mı? bir âşık tolgacan var; ara ara kamuoyunun gündemine getirmeye çalıştığımız, yıldız olabilir diye düşünüp, şans verilmesini istediğimiz.

      mafya babası olarak tanıyıp duyduğumuz isimlerin; devleti yöneten üst düzey kişilerle samimi ilişkiler içinde olduğunu duyuyor işitiyoruz. hatta bazı mafya adamlarının açık açık bazı üst düzey devlet yöneticilerini destek için miting düzenlediğine tanık oluyoruz. sahi biz bunu nasıl başardık. nasıl oldu da itibarı dünyada sıfırı tüketmiş, askerinin başına çuval geçirilen, barzani gibi çapulcuların toprakl

    • Ersan 5 ay önce yorumlandı

      :) yazının içinde özgür uğur değil dedin ya koptum çavuşoğlu.o korkmaz mı demek.

    • Yusuf 5 ay önce yorumlandı

      muazzam yazı tebrik ederim nurullah bey. keşke herkes sizin gibi olabilse.

    • g 5 ay önce yorumlandı

      üniversiteler okullar yetersiz kadrolarla dolu ,kimi cemaatçi diye müdür oldu ,kimi cemaatçi diye rektör ve dekan oldu.yani ne kadar gerizekalı ,beceriksiz,bilgi ve birikimden uzak adam varsa eğitimin tepesinde ,yani toplumu köleleştime salaklaştırma ,uyutma peşinde.

    • d 5 ay önce yorumlandı

      derhal meslek liseleri kurulmalı sanat okulları açılmalı hatta imam hatipler meslek okullarına dönüştürülmeli,çiftçilerin birlik olup hijyen sağlık gdosuz üretim konusunda eğitilip ,pazarlama yaptırılmalı,köylülelere hayvan dağıtılıp teşvik edilmeli ,meslek ve sanat okulları gerçekten meslek edindirmeli ,okullar gerçek eğitim vermeli,at yaırışı gibi soru ezberleyen çocuklar hedeflenmemeli,gerçekten bilimi aklı beceriyi üst seviyeye taşımalıız.

    • rektör dönüşü 5 ay önce yorumlandı

      fetö aleyhine tek cümle yazmayan rektörün 360 derece u dönüşü mükemmel

    TÜM YORUMLAR
    banner317
    TÜMÜ Yazarlar
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    

    banner275

    banner316

    Haberler Haberler