Dünyada Türkler dışında hangi millet ,gerektiğinde erkek olan kadınlar yetiştirir?

Yazı dizimizin bugünkü bölümünde ,sizlere iki ayrı kahraman Kuvayi Milliye kadınından söz etmek istiyorum.Birincisi ; annesini çok erken yaşında kaybetmiş ,henüz ağzındaki süt kokusu yok olmamışken ,vatansever bir subay olan ve hayatı,kızı gibi kahramanlıklarla dolu olan babası Hafız Halid Bey ile cephelerde yaşamak zorunda kalmış, 12 yaşında onbaşı rütbesine yükselmiş ve emrine yetişkin asker verilmeye başlanmış olan Nezahat Onbaşı'dır. İkincisi ise ,kadın olduğu için cephelerde kendisine yer verilmeyeceğini düşünerek , saçlarını asker tıraşı yaptırıp , erkek kılığına girmek suretiyle Kuvayi Milliyecilerin ,Yunana karşı açtığı cephelerde , kahramanca savaşıp, vatan topraklarını işgale kalkışan onlarca Yunan askerini öldürmeyi başarmış olan Halime Çavuş' (Kocabıyık) dur. Bir subay düşünün eşini yitirmiş,yuvası dağılmış,küçücük bir kız çocuğu ile ortada kalmış.Hangimiz aynı durumda olsak, subaylığı bırakıp ben çocuğumun tahsili ve de yetişmesi için mesleğimi bırakacağım demezdik ? Hangimiz 8 yaşında kızımızla cepheden cepheye koşup vatan mücadelesi verebilirdik ? Hangimiz bu yaştaki çocuğumuza vatanını bu kadar çok sevdirebilirdik ? Günümüzde ,Türk ordusu böyle devlet adamları ve subayları hala bağrında yaşatıyordur, umudu ve dileğimi hatırlatarak sizi, Nezahat Onbaşı' nın hikayesi ile başbaşa bırakıyorum.

NEZAHAT ONBAŞI

Gelin, henüz 12 yaşında onbaşı rütbesi alarak adını tarihe kazıyan Nezahat Onbaşı’nın askeri geçmişini birlikte inceleyelim.

Milli Mücadele döneminin sembol kadın figürlerinden biri olan Nezahat Onbaşı için asker olarak doğdu desek abartmış olmayız. Oldukça küçük yaşlarda askerlik ruhuna bürünen Nezahat Onbaşı, 70. Alay Komutanı Hafız Halid Bey’in kızıdır. Askerliğe dair birçok önemli hususu bizzat babasından öğrenmiştir.

Sekiz yaşında bir kız çocuğunun buram buram ölüm kokan savaş meydanlarında ne işi var diyebilirsiniz. Ancak şartların insanı mecbur kılması, olmaz dediğimiz birçok şeyin olmasına neden olabiliyor. Annesini oldukça erken yaşta kaybetti Nezahat Onbaşı. Cepheden cepheye koşan babasının ona bakması için birisini bulamaması üzerine sekiz yaşındaki Nezahat’ı yanına alarak Çanakkale’ye götürdü. Savaş boyunca ata binmeyi ve silah kullanmayı öğrenen Nezahat Onbaşı, adeta harp toprağı yutarak yetişti.

Nasıl ki bir çocuğun mecburi şartlarda kaldığı için çok küçük yaşlarda babasıyla savaşın yoğun olduğu alanlarda yer alması şaşırtıcı bir durumsa, on iki yaşında küçük bir kız çocuğunun onbaşı rütbesi alması da şaşırtıcı gelebilir. Babasının peşi sıra cepheden cepheye koşan ve askeri eğitim alan küçük Nezahat, 12 yaşında onbaşılık rütbesini aldı. Yine Kurtuluş Savaşı sürecinde İsmet İnönü tarafından kendisine kurmay unvanı verildi

Nezahat Onbaşı babasının etkisiyle Milli Mücadele döneminde cepheden cepheye koşarak çeşitli savaşlara dahil oldu. Sakarya, Gediz, İnönü gibi birçok savaşa katıldığı bilinen Nezahat Onbaşı, bu savaşlardan alnının akıyla çıkma başarısı gösterdi.

Nezahat Onbaşı’nın verdiği mücadelenin meclis tarafından takdir görmesinin bir sembolü olarak kendisine “İstiklal Madalyası” verilmesi planlanıyordu. Bursa milletvekili Emin Bey, Nezahat Hanım’a İstiklal Madalyası verilmesi için önerge verdi. Önerge, o günkü oturumda kabul edilerek gereği yapılmak üzere Başkanlık Divanı’na gönderildi. Bu talep TBMM Genel Kurulu tarafından kabul görse de gereği bir türlü yapılamadı, madalya kendisine bir türlü verilemedi. Bu durumdan çeşitli mercilere başvuracak derecede büyük rahatsızlık duymayan Nezahat Hanım, kararın yerine getirilmesi için hiçbir zaman bir girişimde bulunmadı. Bu kararın üzerinden tam 65 yıl geçtikten sonra, Nezahat Onbaşı 78 yaşındayken kendisine “TBMM Şükran Belgesi” verildi.

Yazımızın ikinci kahramanı olan Halime Çavuş 'un yerine kendinizi koyarak okuduğunuzda, damarlarınızda akan asil kanı hissedeceğinize eminim.Her ne kadar toplum bilimciler ,Türk milletinin mevcut durumu ile ilgili karamsar tablolar çiziyor olsa da, bugün aynı şartlarla karşılaşılsa, sırtına tüfeği vurup, dağa çıkarak Yunan askerleri ile vuruşacak ruha sahip, birçok kadın var bu yazıyı okuyan.Allah ,Türk milletini tekrar ,böylesi çetin sınavlarla karşı karşıya bırakmasın.Ancak eminim ki,bu millet ,bugün de, bütün dünya bir araya gelip Anadolu coğrafyasını işgale yeltense, tarihe not düşmeyi bilecek ve topraklarımızı işgale kalkışanların karşılaşacağı hazin sonu hatırlatacak  kudrete ve asalete sahiptir.Türk milletinin tarihinde bir abide gibi yükselen ,başka bir kadın kahramanımız Halime Çavuş'un hikayesi ile sizleri baş başa bırakarak ,bir sonraki yazımızda buluşmak dileği ile esen kalın.

HALİME ÇAVUŞ

   Halime Kocabıyık, 1898 yılında Kastamonu'nun Duruçay köyünde doğdu. Milli Mücadele yıllarında ailesinin tüm engellemelerine rağmen savaşa katıldı. Erkek kılığına girerek İnebolu'dan Ankara ve Sakarya'ya cephane taşıyan yardım kolunda görev aldı.

Bu işin üstesinden kadın olmasına rağmen başarıyla gelen Kocabıyık, soğuk bir kış gününde İnebolu'yu denetlemeye gelen Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştı. Soğuk hava ve kar yağışına rağmen üzerindeki montu cephanenin üstüne örten Halime Çavuş, Mustafa Kemal ile beraberindeki heyetin dikkatini çekti.

Paşa, cepheye taşıdığı mermileri kendi hayatından bile fazla önemseyen bu askeri görünce çok etkilendi ve ona, ''Neden üzerindeki montu mermilerin üzerine örttün, üşümüyor musun?'' diye sordu.

Halime Çavuş ise ''Benim üşümem hiç önemi değil. Bu cephane yüzlerce belki de binlerce askerimizi koruyacak'' dedi. Bu cevap üzerine Paşa, Halime Çavuş'tan kimliğini istedi. Kadın olduğunu anlayınca yaverine, Halime Çavuş ile ilgili tüm bilgileri not aldırarak Ankara`ya döndü.

Görevine kaldığı yerden devam eden ve savaşta bulunduğu süre içerisinde gösterdiği başarılarla büyük takdir toplayan Kocabıyık, 9 Haziran 1921 tarihinde Yunan savaş gemileri Kılkış ve Averof'un İnebolu`yu bombaladığı sırada şarapnel parçası ile ayağından yaralanarak sakat kaldı.

Kurtuluş Savaşı sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara`ya çağrılan Halime Çavuş, Çankaya Köşkü'nde 15 gün misafir edildi. Burada düzenlenen törenle kendisine İstiklal Madalyası ve ''Çavuş'' rütbesi verildi. Atatürk'ün verdiği emirle maaşa bağlanan Halime Çavuş, daha sonra Kastamonu`ya döndü.

Kendisini milletine ve vatanına adayan Halime Çavuş, hayatı boyunca hiç evlenmedi. Kardeşi Hasan Kocabıyık`ın oğlu 13 yaşındaki Sadık Kocabıyık`ı evlat edinerek büyüttü. Hayatının son 6 yılını doğum yeri olan Duruçay köyündeki evinde yatalak olarak geçirdi. Halime Çavuş, 20 Şubat 1976 tarihinde 75 yaşında vefat etti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.