'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!' sözünün sahibi; en hakiki mürşit ve yol gösterici değil midir?

07 Haziran 2017, 13:19
'Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!' sözünün sahibi; en hakiki mürşit ve yol gösterici değil midir?
Nurullah Çavuşoğlu
Çok bekledim acaba kelli felli İlahiyat Fakültelerimizdeki akademisyen arkadaşlardan, birisi çıkarda Atatürk'le ilgili bazı gerçekleri gün yüzüne koyar mı diye? Ya da kelli felli rarihçilerimizden Atatürk'e edilen iftiraların asılsız olduğu yüksek perdeden dile getirilir mi diye? Gerçi bazı vicdan sahibi hocalarımız çıktı bir şeyler anlatabilmek için ama maalesef yaygın medyada çok yer bulamadığı için cılız kaldı. Bu nedenle gerçek Atatürk'ü anlatmak için çırpınan Bilim Adamlarımıza ve Devlet Adamlarımıza bir küçük katkı sunmak istedim kendi çapımda. Hiç değilse okuyucularıma değişik bir bakış açısı sunmak istedim. Atatürk'e daha önce belki de hiç bakmadığınız bir pencereden hep birlikte bakalım istedim. Haddimi aşmış isem affola....

Mürşit: Doğru yolu gösteren manasında, Allah'ın isimleri arasında bulunan Er Reşit esmasından türemiş bir sıfattır. Bu sıfatı tasavvuf erbabı da kullanmıştır. Nakşibendi tarikatının sahte şeyhleri de Mürşit olarak adlandırmasından dolayıdır ki pek çoğumuz bu sıfata biraz mesafeliyizdir. Mürşitlik istisamar edildiği için pek çoğumuz böyle bir makamın varlığını bile kabul etmek istemez. Aslında bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Bana sorulursa Konfüçyüs, Sokrates gibi Milattan Önce yaşamış günümüze ışık tutan sözlerini ya da hikayelerini hala bugün okuduğumuz isimler döneminin mürşitleridir. Tıpkı Hz. Mevlana gibi Hacı Bektaşi Veli gibi. Kaldı ki Mevlana'nın ve Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin Mürşitliğini kendi döneminde yaşayan ve kendilerini tanıyan kitleler bile kabul etmişlerdir. Aslında Hz. İbrahim'den (as) Hz. Musa'ya Peygamberlerin tümü de bir yönleri ile mürşittirler. Ne varki onlar yani Peygamberler aynı zamanda vahye muhatap olmuş kimselerdir ki; bizim inancımıza göre artık Nübüvvet yani vahiy alarak insanlara yol gösterme yolu kapanmıştır. Yani Hz. Muhammed Mustafa Efendimiz (sav) Son Peygamberdir. Bu yüzden yani artık nebi olmadığı için Velayet yolu açılmıştır ve insanlara yol gösteren Mürşitler bu velayet yolu olarak adlandırılan metodla yetişir hale gelmişlerdir. Günümüzde her ne kadar pek çok yerde istismar aracı haline gelip sahtekarların rant aracı haline gelmişse de büyük oranda muhakkak bu yolla Mürşitler yetişmeye devam ediyor olmalıdır. Çünkü Allahu Teala'nın Adil sıfatının gereği olarak her dönem ve devirde insanların bir yol göstericiye olan ihtiyacı karşılanmalıdır. Mevlanalar, Yunus'lar, Hacı Bektaş'lar, Hacı Bayram'lar eskide kalmış demek problemi çözmez. Bu akla terstir çünkü Allah neden her devre bir yol gösterici tayin etmesinki. Mevlana döneminde yaşayan insanlar torpilli de bu dönem yada fülan dönem yaşayan insanlar lanetli mi haşa? O halde neden her dönem böyle ulu kişiler yaşamamış yada bugün yaşamıyor derseniz. Cevaben derim ki muhakkak vardır ama keşfedilememiştir. Mevlana sağlığında Konya halkından neler çekti? Hangi iftiralara uğradı ömrünün son demlerine gelinceye kadar bir okuyun isterseniz. 

Peki madem "hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünü düstur kabul ediyorsun o halde neden mürşitlerden ve mürşitlikten dem vuruyorsun? Hayatta en hakiki mürşitin ilim olduğu hakikatini bize bulup söyleyen kim? Gazi Mustafa Kemal Atatürk. Peki hangi kitapta okumuş bu sözü Gazi Paşa? Cevap veriyorum ilk kez kendisi söylemiş. Daha doğrusu bu cümlenin insanlara öğrettiği manayı ilk kez Atatürk 5 Kelimeden oluşan bir tek cümleye sığdırabilmiştir. Yani bu kadar özeti ilk kez Atatürk anlatabilmiş. Allahü Teala bunu ona nasip etmiş. Tıpkı "Ne Mutlu Türk'ün Diyene" sözünü söyleyerek bir sürü etnik kökenden oluşan ama aynı coğrafyada yaşayan insanlara kardeşçe yaşamanın formülünü kısaca izah etmiş olduğu gibi. Tıpkı "Bağımsızlık ve Özgürlük Bu Milletin karekteridir" Sözünü icad ederek Bağımsızlığı Milletin karakterine yerleştirmeyi aklettiği gibi. Tıpkı bir savaş dehası olmasına ve savaş meydanlarında harikalar yaratabilmesine rağmen, "En büyük savaş cahilliğe karşı verilen savaştır" sözü ile aydınlanmanın ve eğitimin önemine bir cümle ile dikkat çeken bir düşünür olduğunu ispat ettiği gibi. Tıpkı Laiklik ilkesini yeryüzünde ilk defa doğru tarif edip kendi Devletinin en önemli 6 ilkesinden birisi haline getirme dehasını gösterdiği gibi. Bildiğiniz üzere Atatürk'ün Cumhuriyeti kurduğu dönemde bütün dünya Devletleri din adamlarının hegomanyası altında varlığını sürdürmekte idi ve siyaseti büyük oranda din adamları belirlemekteydi. Günümüzde bile malesef Vatikan,Patrikhane yada Hahambaşılık gibi dört başı mamur kurumlar ile sözde din adamları bana göre çoğu din istismarcısı insanlar ülkelerin ve Milletlerin kaderini belirlemektedir. Türkiye'de ise durum son yıllarda değiştirilmeye çalışılsa da Din Adamları çoğunlukla durmaları gereken yeri bilmişler ve Devlet işlerine çok müdahale etmemişlerdir. En azından din adına bunu yapamamışlardır. Din ile Devlet işlerinin nerdeyse en iyi ayrıma uğradığı ülke Türkiye'dir. Samimi söylüyorum ne Avrupa yada ABD Hristiyan Din Adamlarının safsatalarından kurtulabilmiştir nede Müslüman Ortadoğu ülkeleri. İsrail zaten Din Devleti gibi yönetilmektedir malumunuz. 

Laikliğin tarifini de en güzel yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk yapmıştır ve en güzel şekilde uygulanabilmesi için gerekli çalışmaları yapmış yaptırmıştır. Laiklik sadece Devleti dinden korumaz Dini de Devletten korur esasında. Çünkü kabul etsekte etmesekte Devlet çok güçlü bir mekanizmadır ve dini istediği gibi yorumlatıp insanlara din diye bambaşka bir afyonu enjekte edebilir hatta dayatabilir. Bu yüzden Din ve vicdan özgürlüğünü doya doya yaşatmak zaten İslamında vecibelerinden ve olmazsa olmazlarındandır. Atatürk bugün art niyetli çevrelerin zannettirmeye çalıştığı gibi dine mesafeli bir insan değildir ayırca geçtiğimiz günlerde Sinan Meydan yazdı, 5000'e yakın kitabın tamamını okuduğu bilinen Atatürk'ün okuduğu eserlerin kaçının dini içerikli olduğunu. Hem de sadece İslam dinine ait olanları değil başka dinlere ait pek çok kitabı okuduğu bilinen Atatürk dine kesinlikle çok ilgili birisiydi ve Hafız olduğu gibi din konusunda da az buçuk alimi cebinden çıkartacak kadar çokta dini bilgi sahibi idi. Yani adını Alim koymamıştı ama aslında Atatürk büyük bir İslam Alimi idi aynı zamanda vede kesinlikle dindar bir insandı. Elbette eksikleri yanlışları günahları olacak biz demiyoruz ki ameli dört dörtlüktü ama dinine sımsıkı bağlı birisi olduğu ve vecibelerin pek çoğunu yerine getirdiği herkesçe bilinen ve inkar edilemez bir hakikattir aslında. Atatürk'ün dini yönü ile alakalı iftiraları vede dedikoduları çıkartan kaynaklar hep ya İngiliz yada Yunan Menşeilidir. 

Sadece Gençliğe Hitabesi'ni bile okusak bu günleri nasıl önceden öngördüğünü ve bizleri ikaz ettiğini görebiliriz. Hangi sözünü işittiniz ki içinde türlü hikmetler çıkmasın. Hangi sözünü işittiniz ki aklın ve bilimin ışığında baktığınız akla yada bilime ters. Yada hangi sözünü İslam dininin dışında bir söz olarak değerlendirebilirsiniz Atatürk'ün. Bu gün Atatürk'e saldıranların en çok beslendiği şey bağnazlık ve gericilik yani irtica. Tıpkı Cahiliye dönemi adetlerini yeniden hortlatanlara göz yuman cahiliye adetlerinin yaşatılması için ne mümkünse yapan Muaviye yada Yezit İle Şahı Velayet yani Velayet yolunun şahı olarak bilinen İmam Ali Efendimizin (as) veya İmamı Hasan ve Hüseyin Efendilerimizin (as) verdiği savaş gibi Atatürk de gericiler ve irticacılar ile mücadele etmiştir. Din bezirganlığı yaparak din üzerinden şahsi yada siyasi çıkar elde edenler ile savaşmıştır. Yoksa Atatürk'ün din adamlarına son derece saygılı olduğu da bilinmektedir. Atatürk'ün kendisi bir Bektaşi Şeyhi olan Cemalettin Çelebi Hazretleri ile Milli Mücadele döneminin en kritik zamanlarında görüşmeler gerçekleştirerek kendisinin desteğini aldığı ve ardından ilk kurulan mecliste Cemalettin Çelebi'nin Milletvekili yapıldığı da tarihi bir hakikattir. Yani Atatürk'ün ne din ile nede din adamları ile bir alıp veremediği olmadığı gibi dini sahtekarların elinden kurtararak gerçek din Alimlerine de çok büyük bir iyilik etmiştir. Elmallılı Hamdi Yazır'a Kuran'ın tefsirini yazma noktasında ricada bulunmuş olması ve bu uğruda kendisine maddi manevi destek sağlamış olması da çok bariz bir örnektir.

Şimdi gelelim şu Mürşit meselesine... Sizce ülkesi işgal altında ve yokluk sefalet içerisinde iken, üstün hitabet ve ikna kabiliyetini kullanarak önce Milli kuvvetleri bir araya getiren ardından üstün Savaş komutanlığı dehası sayesinde yedi düveli Anadolu coğrafyasında mağlup eden ve teslim olmayan Yunan'ı denize döken ve nihayet Devlet adamı yeteneklerini kullanarak dünyada kadına seçme ve seçilme hakkını ilk veren ilk defa çocuklara ve Gençlere ayrı ayrı bayramlar hediye eden Devleti kuran ve günümüze ışık tutan planları ve öngörülü konuşmaları söyleyip bize emanet bırakan bu insan şayet komutanım demeseydi de Hocayım deseydi bir sarık takıp eline asa alsaydı sizce biz bugün O insandan ne diye bahsediyor olurduk? Sizce biz o insana bu gün kendi devrinin en büyük Mürşiti idi der miydik? Vallahi derdik. Onu bu sıfatı taşımaktan men eden alkol alması ise size Şemsi Tebrizinin hayatını iyice ama iyice bir okuyun derim. Yazımın başlığında ifade ettiğim gibi elbette ki en hakiki mürşit ilimdir ama ilimi de ehlinden öğrenmeliyiz öyle değil mi? İlim dediğimiz şeyin akla mantığa aykırı olmadığı gibi ilk önce  keşfedilmiş olması gerekmiyor mu? O İlmi keşfeden bize aktaran birisi olmasa ilme nasıl ulaşabilirdik sizce? Her dönem ve devirde ilime olan ihtiyaç değişkenlik göstermektedir ve devrin ihtiyacına göre bilgilerde yenilenme gerekmektedir bu yüzden de hger dönem ve devirde ilim ehli yada ilim erbabı insanlara yani Mürşitelere ihtiyacı vardır insanlığın. Kendisinin Ehli Beyt yolunun aşığı olduğunu bildiğimiz Atatürk bu bağlamda bana göre kendi devrinde bu coğrafyada yaşayan en büyük mürşitelerden birisi idi ama kendini çok ustaca gizledi. Kaldı ki ülkesini ve milletini kurtarmakla kalmayıp bu kadar büyük iş başarmış ve bunca öngörüde bulunup günümüze ışık tutacak sözleri önceden sarfetmiş bir insan sizce ne olabilir ki? Diye sorsam emin olun mantıklı bir cevap dahi veremezdiniz. Yazımı her zaman ısrarla yinelediğim görüşüm ile bitiriyorum. Acilen Atatürk'ün (Ehli Beyt'in) çizgisine dönmeli ülkemizi ve Devletimiz acilen kuruluş ayarlarına döndürmeliyiz.Aksi takdirde sonumuz hüsran olacak Allah Muhafaza. Atatürk'e ve O'nun düşüncelerine hiç olmadığımız kadar ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde kendisine ve devrimlerine savaş açanlara kucak açan bir iktidar ile yönetiliyor olmak gerçekten korku ve dehşet veriyor. Acilen birliğimizi tesis edip Atatürk'ün istediği çizgide Atatürk'ün istediği hedefe doğru ilerleme yoluna koyulmalıyız. Muhtaç olduğumuz kudret Damarlarımızdaki Asil Kanda Mevcuttur!


YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 2 yorum mevcut

    • Mustafa c 3 ay önce yorumlandı

      hayatta en hakikî mürşit ilimdir sözü hz.ali r.a. aittir. by

    • ALİ 4 ay önce yorumlandı

      güzel bir yazı olmuş tebrikler

    
    TÜMÜ Yazarlar
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    

    banner363

    banner366