AHH, BİR DİLİ OLSA DA KONUŞSA

 

Çamur sularına batmış, sırılsıklam garip bir gün. Bazen yaşamanın böyle birşey olduğunu düşünerek adımlarım sonbahar dökümü hercai yapraklarıyla savrulup gidiyordu. Üstünde yürüdükçe çıtırdayan ve her çıtırdayışında yüreği acıtan seslere karışan bir çığlık nidasıyla. Düşüncelerim bir yana, yüreğim bir yana, ben bir yana dağıldık, caddenin sonundaki yol ayrımında. Yağmursa gökyüzünden iplik iplik yağıyor saçlarıma, zira yorgunluğum yeni değil, her gün bitimindendir. Yaşadıklarıma inat, yaşanmamışlıklarım can bulsun diye ; Çıkarıp astım ne varsa. Tahtadan, kırık dökük bir askılığa. Her mevsimden kazandıklarımı, nakitlerle kaybettiklerimi, yazdan kalma ne varsa. Gül goncalarının taze yaprağını, gökyüzünün uçsuz bucaksızlığını ve derya - denizin sulara düşen, dingin maviliğini. Başakları ve buğday tanelerini elime geçen herşeyi tek tek astım, tahtadan askılığa. Arşınladığım plajın kumlarını, tenimde denizin tuzunu, şelalenin çağıldayan çoşkusunu. Hatta öyle bir hale geldi ki bir damla suyla öfkem halkalandı yeniden çoğaldı kendi etrafında, defalarca. Fırtına öncesi sessizlik gibiydi, zamana haykırdığım sözlerim durgunlaştı bir anda. Ta ki karşı çatıdaki topal leyleği görünceye dek, kasvet tuz buz oldu yerlerde. Yaralıydı, önce merhem oldum yarasına. Sonra, yazdan biriktirdiklerimin bir kısmını yükledim, uçurtmanın çıtasında göçüp gitti sıcak diyarlara. Ben bakakaldım ardından, gün bitimiyle bereber el salladık , uçup giden boynu bükük hüsranlara. Öksüz kalan yitik cümlelerimle şimdi bir başıma, gözümün iliştiği her yerde umutsuzca parlayan yıldızlar. Gökyüzünde yine asılı duruyor ay, söz verdiği üzere her zamanki yerinde hazır bekliyordu. Üç cadde aşağıdan duyulan bekçi düdüğünün çalınmasıyla karşı dağları aydınlatatmaya başlamıştı. Sular üzerinde buz kesmiş yakamozlar. Keskin kristal ışıltılar yüreğime saplanan ok gibi duruyor.Çekip atsam kan kaybından öleceğim, olduğu yerde dursa ömür boyu canımı acıtacaktı, ufacık esintilerde..

 

 

Yılmadan devam ettim, bütün anılarımı astım, tahtadan askılığa. Hayatın soğan tadındaki acısını, zifiri karanlığa yoldaş olan gecelerle aynı rengi. Matem dolu siyah kıyafetlerimide astım. Hüzüne sardığım sigaraya, keman sesi kulak verdi bağdaş kurup oturduk gözyaşlarına otağ olan mahzun şarkılarla ağladık. Hem de sahibinin haberi olmadı, ben gizlice ; ''İşte bu şarkı benim oldu, çünkü beni anlatıyordu ' dediğim içli besteler. Hüzüne giyinmiştim, ne var ki daha yıllar öncesinden makamı aynıydı ve yine hüzzama vuruyordu, gönül tellerimde titreyen mızrap. Yanağımdan süzülen yağmur damlaları bir bir tanıktı. Dağların doruğuna çakan şimşeklerin, pencereden süzülüp gözlerime aksedişi anlatıyordu biçareliğimi. Zamansa kavramını yitirmiş, manasını tüketmişti ömrümün taze baharında. Çekmeceler dolu ve taşıyordu, sahte dünyanın acımasızlığıyla. Ve sonu olmayan zalimliğin pençesi boğazımda. Yaşamayı hep erteledim hoyratlığın telaşlı kollarına. Hoş, vefasızlığın yarısı da bilirim ki bendeydi.

Yılların yükü ne de olsa, oldukça ağır, zulada kilitli duran tebessümlerim ve yanağımdan süzülüp sineme damlayan gözyaşlarım. Hepsi dolu dizgin saklımda, zamanın silemediği ama alıştırdığı dost görünen sahte yüzlere nezaketen gülümsemeyi. Zorla kapattım çekmeceleri, apansız savruldu leylak kokuları. Özlemle savruldu çocukluk günlerim, biraz buruklaştı. Duvarda paslı bir çivide asılı duran saatin camına düşen suretim. Çaresizce devam ettim, kitap sayfalarından çıka geldi okul yıllarından, kurumuş gül yaprakları. Öğrencilik işte,, eve dönüş yolunda fiyakalı ve oldukça zengin görünen bahçeden aşırmıştım. ' Olsun onun bahçesinde çok gül var, bitmez ki' diyen içimde ki hınzır ses. Yıllar sonra o bahçe o güzelliğiyle halen duruyor, sahibiyle de her karşılaştığımızda; hatır soran ve anneme selâm yollayan tatlı bir teyze. Her konuşmamızın sonunda hiç ihmal etmedim, sebebini söylemeden helallik isterim. Kendisi yaşına yakışır olgunlukta ve simasına sarmaşık güllerinden sıraladığı tebessümüyle yanaklarımı öper. 'Helal olsun ' der.. Kim bilir belki de sebebini biliyordu, belkide perdelerin kapattığı pencereden çiçeklerini aşırdığımızı görüyordu. Bahçesi kadar gönlü de zengin olduğundan hiç ses çıkarmıyordu. Kendiside çok iyi biliyordu ki, dayanılır gibi değil di ; bahçe duvarından sarkan güllerin doyumsuz güzellikte olduğunu. Bugüne kadar hiç itiraf edememiştim, evimizin hemen yanıbaşında ve ben o bahçenin her önünden geçişimde suçlu hissedirim kendimi. Mahcup ve başımı önüme eğip hızla ilerlerim. Belki de bu yüzdendi, elimi kanatan dikenleri. Üstelik tiryakisi olmuştum, artık acıtmıyordu sinemi.

 

 

Bütün acı - tatlı anılarımı seçtim gönül albümünden, gözlerimin önünde bir anda sergilenen siyah beyaz bir film gibi.Kış gecelerinin ayazı vurmuş, siyah kabanımda tir tir titremekte. Mevsim ağlıyor , şubat hıçkırıyor atkılar içinde boğulurken. Kelimelerim üşüyor, lapa lapa yağan karlar saçlarımda. Pencere kenarındaki menekşeler de üşüyor. Edası solmuş, nazlılığı kalamıştı. Alıp onları da astım, körolası kırık dökük tahtadan askılığa. Ağır geldi, sendelendi ve düşmek üzereydi. Haklıydı üstelik, bedenime dar gelen uykusuz düşlerim kadar ağır ve paramparça bölüyordu. Tıpkı ben gibiydi, taşıyamıyordu. Karmakarışık bir yığın anı, askılık üzerinde ve ben geriden izledim, gözlerim nemli.

Darmadağınıktı,

Yine canımı yaktı...

Ahh, bir dili olsa da konuşabilseydi kırık, dökük tahatadan bu askılık. Zırıl zırıl ağlayan hüzünlerimi taşımaktan oda bıkmıştır benden. Ayaklarına can gelse biliyorum alıp başını kaçacaktır. Çabucak eskimesi, kırılıp dökülmesi belkide bu yüzdendir. Kendi omuzlarımda taşıyamadıklarımı, acımasızca onun sırtına yükledim. Dile gelse anlatacaktır. Ama ben bilirim ki , kırılıp dökülmesine ben, ' evet ' ben sebep oldum....

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.