ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI İÇİN NEYİ BEKLİYORUZ

07 Mart 2011 Pazartesi 00:00
ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARI İÇİN NEYİ BEKLİYORUZ

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 2,5 yıldan beri yasallaşmayı bekleyen Yenilenebilir Enerji Yasasıyla, enerjinin ekonomiye maliyetleri katlanarak artıyor. Örneğin henüz yeterince devreye sokulamayan yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan biri olan rüzgâr enerjisinde durum şöyledir; Bu güne kadar topu topu 1154 MW’lik bir kurulu rüzgâr santrali kapasitemiz olabilmiş. Enerji Bakanlığı’nın 2020 yılı için rüzgârda kurulu güç hedefi ise 20 bin MW. Ancak bu hedefin düşük olmasına rağmen gerçekleşmesi oldukça güç görünüyor. Çünkü AKP’nin öncelikleri arasında HES’ler, Termik Santraller ve Nükleer Santraller var. Peki, neden böyle?

 

Kapitalist sistemin tarihsel süreç içerisinde farklı dönemeçlerinde değişmeyen ortak özellikleri vardır. Bunlardan birincisi sömürüdür. Sömürü ama sömürülen bu defa dünya sisteminin metropol ve çevre ülkeleri arasında paylaşılmıştır. Sömürülen daima emekçi kitleler olmakla beraber sömüren aktör emperyalist sistemde metropol-çevre ayrımının metropol kanadında yer alır. Sömürüyü gerçekleştiren mekanizmalar; sermaye ihracıdır, bu doğrudan yatırım biçiminde olur kar şeklinde sömürü gerçekleşir, finans kapital yani borçlanma biçiminde olur faiz olarak gerçekleşir, bir de daha az incelenmiş olan ticaret mekanizmaları olur o da ticari karların veyahut eşitsiz değişimin yarattığı mekanizmalar ile olur. Ama sömürünün olması için kaynağın girmesi lazım, yani sömürünün ön koşulu metropolden çevreye doğru bir kaynak akımının olması gerekir. Kaynak akımı olmazsa sömürünün kaynağı da kurur gider. Kaynak akımının karşılığında metropolde elde edilen artı ürünün alt öğeleri metropole aktarılması gerekir, aktarılmazsa da sömürü devam eder. Yani aktarılan ülkede kalan ve orada yatırılmaya devam eden artık öğeleri sömürünün devamı anlamına gelir. Ama genellikle metropolden çevreye kaynak gelir, çevreden de metropole artığın pompalanması olur. Bunun sonucu hangi biçimde olursa olsun bağımlılıktır. Bağımlılık emperyalizmin değişmeyen öğesidir(1). Bütün bunların gerçekleşebilmesi yani çevreden metropole doğru kaynak aktarımı için, değişik coğrafyalar üzerinde alternatif enerji kaynakları yerine HES’ler, Termik Santraller ve Nükleer Santrallerin kurulması gerekir.

 

Rüzgâr, bitmez- tükenmez bir “temiz” enerji kaynağıdır. Yel değirmenleri, enerji elde etmek için kullanılan tüm araçlar arasında beklide en hoş ve zarif olanıdır. Yel değirmenleri nedeniyle eskiden beri bilinen rüzgârdan, şimdi modern türbinler yoluyla, daha yoğunlaştırılmış bir şekilde yararlanılmaktadır. Halen rüzgâr gücünden elektrik elde etme ülkelerin enerji ekonomilerinde büyük bir yer tutmuyorsa da, bu konuda da gelişmiş ülkeler başta gelmektedir: Örneğin Almanya birinci durumdadır. (dünya toplamının yüzde 26,9’u) ABD yüzde 25,5 ile ikinci ve Danimarka da 14,7 ile üçüncüdür. Gelişmekte olan dünyada ise Hindistan bu konuda başta gelmekte ve dünyada da 11,7 ile dördüncü durumda bulunmaktadır (2).

 

Elektrik İşleri Etüt İdaresi’nin birimi olan REPA’nın hazırladığı rüzgâr enerji potansiyeli haritasına göre, toplam 50 bin MW ‘lik rüzgâr enerji potansiyeli değerlendirilebilirse yıllık yaklaşık 140 bin kWh elektrik üretilebilir. Böylece 2009 yılı elektrik üretimi yaklaşık 200 milyar kWh olan Türkiye’nin enerji ihtiyacının büyük bir bölümü abartılı HES’ siz, Termiksiz ve Nükleersiz karşılanmış olur. Elektrik İşleri Etüt İdaresi, Türkiye’de iyi-sıradışı aralığına giren rüzgârlı alanların potansiyeli yaklaşık 48000 MW’lık rüzgâr kurulu gücü destekleyebileceği hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar 50 metre yüksekte rüzgâr hızları, % 35’lik kapasite faktörü, yıllık ortalama rüzgâr hızının 7 m/s ve üzerindeki kullanılabilir alanlar ve km2 başına 5 MW’lık bir güç kurulabileceği gibi güvenli yaklaşımlar kabul edilerek yapılmıştır. Rakamların söylediğine bakılırsa rüzgâr enerjisi ülkemiz için hem en önemli hem de tükenmez enerji kaynaklarından biridir. Çok iyi rüzgâr kaynak alanlarında yer alan bu potansiyel özellikle Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerimizde yoğunlaşmaktadır. Yapılması gereken bu doğal ve temiz enerji kaynağımızı sonuna kadar kullanabilecek yönetimsel, teknik ve altyapı düzenlemelerini bir an önce yerine getirmektir.

 

Örneğin Sinop’a kurulması planlanan Nükleer ve Termik santraller, Türkiye gündeminde yoğun bir şekilde yer almaktadır. Oysa Sinop ilinin rüzgâr enerjisi güç kapasitesi Türkiye geneli ile karşılaştırıldığında, bugün Türkiye’de kurulu rüzgâr gücünün ürettiği enerjiden daha fazla olduğu görülecektir.

 

Sinop İline Kurulabilecek Rüzgâr Enerjisi Güç Kapasitesi

50 m’de Rüzgâr Gücü

(W/m2)

50 m’de Rüzgâr

Hızı

(m/s)

Toplam Alan

Km2

 

 

Toplam Kurulu

Güç

( MW)

    300–400

          6.8–7.5

      289,63

       1.448,16

    400–500

          7.5–8.1

          8,59

            42,96

    500–600

          8.1–8.6

          0,00

               0,00

    600–800

          8.6–9.5

          0,00

               0,00

           800

                 9.5

          0,00

               0,00

 

 

      298,22                            

        1.491,12

Kaynak: http : // repa.eie.gov.tr

 

Kirli enerji savunucularının rüzgâr enerjisi aleyhinde ileri sürdükleri savlar, başta geleneksel pahalı olma savı olmak üzere, gürültü kirliliğine ve elektro-manyetik iletişimde parazite yol açmasıdır. Bunlara birkaç tümceyle yanıt vermek mümkündür. Rüzgâr makinelerinin bir gürültüye yol açtıkları doğrudur. Ancak yerleşim belgelerinden topu topu 400–500 m uzaklık koşulu sağlandığında insan sağlığını etkileyebilecek bir gürültü kalmamaktadır. Benzer şeyler çok basit olarak iletişim parazitlenmesi için de söylenebilir. Uygun konumlandırma ve planlamayla bu sorunda ortadan kalkar. Ama asıl önemlisi, kirli enerji türlerinin yol açtığı felaketin ve tehdidin boyutları düşünüldüğünde, rüzgâr makinelerinin sesinin bir vızıltı bile olmayacağının açık olmasıdır. Dolayısıyla kirli enerji savunucularının savlarının dişe dokunur bir yanı yoktur (3).

 

Marx, kapitalizmi cehennemden çağırdığı güçlere artık hükmedemeyen büyücüye benzetir. Gerçektende kapitalizm bir yandan insanlığı ilerletmiş, ancak öte yandan bu ilerleme insanlık için gitgide daha büyük bedellere mal olmaya başlamıştır. Enerji söz konusu olduğunda bu durum çok çarpıcı bir şekilde ortadadır. Başta güneş enerjisi teknolojileri olmak üzere tüm yenilenebilir enerji teknolojileri, kapitalistlerin fosil yakıtlara dayanan tercihleri karşısında itibar görmemektedir. Kapitalistlerin elinde hazır kar kaynağı olarak duran petrol, kömür ve doğalgaz gibi rezervleri tüketmeden ve bu sayede elde edeceği karlara ulaşmadan önce yenilebilir enerji kaynaklarına yönelmelerini beklemek saflık olacaktır. O vakte kadar canlılar için yaşanılabilir bir çevre kalırsa…

 

       *   Yrd. Doç.Dr. İrfan Mukul



Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    
    TÜMÜ Yazarlar
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    

    banner363

    banner366