banner407

ERİYEN KAR TANELERİ

 

Tamamen sevgiyle yüklenmiş dolu dolu bir ' Merhaba ' yla başlayan ilk satırlar. 'Sevgili arkadaşım' veya 'anam, babam, Kardeşim ' diye devam eden yürek sıcaklığının asıl sahipleri. Çoğu zamanda gurbet ellerden sıladaki sevdalıya, çoluk çocuğa hitap edilen sözler. Eskiden name yazmak özlenilen kişilerle, özlem gidermenin tek yoluydu. Üstelik okuma yazması olmayan eski toprak insanlarımız mutlaka bir yolunu bulurdu. Mektepli birinin yardımını alarak o yazılanları okutur ve cevap yazmak için vakit kaybetmezlerdi. Kâğıdın kokusu, sevilen kişinin o yazılara, zarfa dokunduğunu bilmek vs vs. Her harfi nakış gibi işlenirdi sayfa üzerine. Alıcı tarafından öpülüp koklanan, özlem giderilen, sevindiren haberlerle mutlu olan bir diğer yanımız. Bazen saçlardan bir kaç tel ve bir miktar leylak kokusuna bulanan ucu kıvrık mektuplarla yaşanan o sempatik heycanlar. Bir dönemlerim en gözde ve tek iletişim aracıydı. Haber taşıyan telgraf direkleri, bir selâmı getirip götürenler. Halk arasında meşhur deyimleriyle kapı tokmaklarının iki defa vurulmasından anlaşılan postacılar.

 

Günümüzde bu gelenek yok denilecek kadar azaldı. Şimdilerde postacılar kapı tokmağını çalmadan bina girişindeki posta kutularına bırakıyor elindeki zarfları. Hem de öyle mektup anlamında bir şey değil, elindeki zarflarda sadece faturalar var. Mektup kültürünü de ne yazık ki paketleyip oldukça yüksek raflara kaldırdık. Elimizin ulaşamıyacağı ve unutulmaya mahkum köşelerde. Geçen senelerde ilk defa bir mektup almıştım, uzun zamandır görüşmediğim bir okul arkadaşımdan. Açıkçası pek de alışkın değildim bu tabloya. Postacıyı karşımda görünce şaşırdım, elim ayağım dolaştı. İmzamla tesim aldım, adresime gönderilen yürek sıcaklığında ki merhaba yı, ve satırlara nakşedilmiş özlem kokan bir mektuptu. üstelik Merhaba kelimesine çok özen gösteririm. Çünkü bana göre giz dolu bir kelime ve her kapıyı açan bir anahtardır. Bazen taş kesen kalpleri dahi eriteceğine inanıyorum. Ve dahası sözlük anlamı ; ''Benden sana zarar gelmez...'' Bu cümlelerle başlayan satırları bir çırpıda okudum ve bitti. Zarfta yazılan her harfi de okudum, defalarca. Köşesine yapıştırılan pullara baktım. Meğer ne kadar yabancıymışız, unutmuşuz mektup kavramını. Vicdanım sızladı, üzüldüm. Yeniden farkına varılır mı veya yeniden can bulur mu mektup kavramı bilmiyorum.

 

Açıkçası oldukça zor bir düşünce. Hepimiz rahatlığa alıştık, telefon mesajlarıyla, ve internette ki e- posta yoluyla haberleşmeye. Bayramlarda, özel günlerde, oldukça şık e - kartlara yazılı olan hazır mesajları tercih ediyoruz. Üstelik aynı mesajı rehberde kayıtlı olan bütün tanıdıklarımıza bir dakika içinde aynı anda gönderip, bu ağır yük gibi görünen görevden aklımızca memnun kalıyoruz. Madem tercihimiz bu rahatlıktan yana en azından kendi sözlerimizi kendimiz yazabilsek. Gönül dilinden geçen ve kendimize özgü sözcükleri, soğuk klavyenin tuşlarından mönitöre aktarabilsek. Çok değil, en fazla yarım saatimizi ayırabilsek. Belki hazır sözler, kutlamalar kadar güzel olmayacaktır, diye düşünenler. Ben inanıyorum ki ; kendi cümlelerimiz daha içten, daha güvenilir ve alıcı tarafından daha cazip olacaktır. Başkalarının hazır mesajlarını değil, en azından kendi cümlelerimizi öyle ithaf edebilsek tanıdıklarımıza. Birkaç cümleyi yan yana getirmekten de aciz olmamamız gerekiyor. Ancak o zaman anlayabiliriz ; insanların sözüyle mi , yoksa yüreğiyle mi konuştuğunu. Güven verebilmek ve o güveni alabilmektir, zira asl'olan gönül dilidir.

 

Kaynağını net olarak hatırlamıyorum ama şu anekdotu paylaşmak istiyorum ; '' Gurbet ellerde bir oğulun annesine gönderdiği hasret dolu bir zarf. Birkaç gün o mektubu açıp okumadan, kıyafetinin sol üst köşesindeki cebe, yani yüreğine yakın olan yere iliştirirmiş. Mektubun o sıcaklığı taze kalsın amacıyla. Açıp okunsa hemen bitecek, yeni bir mektubun geliş tarihini bilmeden beklemek de zor gelecek.'' İşte bu düşüncelerle yoğrulan insanlarımız. Aslında bizlere miras niteliğindedir. Lakin kıymetini bilmiyoruz, herşey gibi bu mektup kültürümüzde bir kar tanesi gibi eriyip gidiyor ellerimizden. Sayfalara sığmayan bu hasretleri yazıp da en sona eklenen şu satırları mutlaka bir yerlerden duymuşuzdur ; '' Mektubuma son verirken büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öperim. acele cevap'' diyerek son bulan bu sözler bir dönemlerin yegâne iletişim aracıydı. Şimdilerde ne cevap yazan var, ne bekleyen. Üstelik yolu gözlenen postacılar artık selâm değil, sade ve sadece fatura taşıyor hanelerimize. İşte,,, BİR KAR TANESİ GİBİ ERİYİP KAYBOLAN, bizler ve mektup kültürü gibi daha nice manevi değerlerimiz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.