Yeryüzünün, adeta kan ve göz yaşına boğulduğu, zulmün nerede ise tüm kıtalar da hüküm sürdüğü, dünyanın hemen her yerinde adaletsizliğin, yoksulluğun hatta açlığın kol gezdiği, modern kölelik sistemini yerleştirmeye çalışan kapitalizmin geçer akçe olduğu günümüzde insanlık nerede ise ümidini yitirmiş ve bir ışık beklemekte iken, Müslümanların imdadına rahmet ve bereket kapısı üç aylar yetişti. Başta Yüce Türk Milleti olmak üzere tüm İslam alemine hayırlar ve bereket getireceğinden zerre kuşku etmediğim üç ayları nasıl değerlendirmeliyiz hususunda biraz bilgi aktarayım istedim.

Dünya tarihinin en necip en aziz milleti olan Asakirullah yani Allah'ın Askerleri ünvanını kazanmaya mazhar olmuş yüce Türk Milletinin yeryüzündeki tasarrufu ne zaman eksilse yâda çekilse, yeryüzü tarih boyunca zulümle kan ve gözyaşı ile dolmuştur. Maalesef ve mateessüf, yaşadığımız son bir kaç yüzyıl yine Türk Milletinin etkisinin dünya siyasetinde eksildiği ve dolayısı ile zulmün adeta payitaht olduğu yıllar olarak tarihe geçmiştir ve geçmektedir. Uzağımızda değil, hemen yanı başımızda Irak'ta, Suriye'de Libya'da, Arakan'da Filistin'de, Kırım'da, İslam ülkeleri başta olmak üzere daha birçok dünya ülkesinde yaşayan insanlar maalesef kan ve gözyaşı ile her gün karşı karşıya ve zalimlerin zulmüne karşı aciz içinde kendilerini kurtaracak yeryüzünü yeniden adalet ile dolduracak bir el beklemektedir. Aslında her ne kadar çevremizdeki kadar olmasa da ülkemizde yaşayan insanların durumu pek iç açıcı değildir. Türk Milleti hazine üzerine oturmuş dilenci mesabesinde kapitalizmin zalim çarkları arasında her geçen gün ezilmekte, Milletimizin büyük çoğunluğu yoksullukla mücadele etmektedir. Yıkılan yuvalar, aç uyumak zorunda kalan çocukların varlığına maalesef hala ülkemizde üzülerek şahit olmaktayız. İnsanlık âleminin yaşadığı kokuşmuşluktan ve bozulmuşluktan maalesef bizlerde ister istemez nasibimizi aldık ve duyarsız çevresinde olan bitenden habersiz adeta sürüleştirilmek istenen bir Millet haline getirildik. Kendi maddi manevi değerlerinden bihaber yaşayan, madenlerini bile yabancıların işlettiği, asgari ücretli iş için bile sıra bekletilen bir toplum, çocuklarının yuvalarını ayakta tutmak için evini arsasını satan anne babalar, manevi değerlerinden, inancından tarihini ve kültürel zenginliklerinden köklerinden kopartılmış, tüm dünyası meta olmuş bir gençlik, her yerde ümitsizlik ümitsizlik ümitsizlik.....

Tam da böyle bir dönemi yaşadığımız şu günlerde Üç Aylar bize kendi kültürümüzü tarihi birikimimizi hatırlatırcasına çıkageldi diye düşünüyorum ve şahsım adına umutlanıyorum. Bence bu üç aylar vesilesi ile şöyle bir silkelenip, etrafımızda olan biteni gözlemlesek, sahip olduğumuz ve fakat kadrini bilmediğimiz bilemediğimiz değerlerimizi keşfetsek, yeryüzü cenneti diye tabir edebileceğimiz yerinin altıda üstüde bereketli ve bakir topraklarda yaşadığımızın şükrünü eda etsek. İnancımızın bize kattığı şeyleri anımsasak ve Rabbimize yönelsek, bu vesile ile hayatımıza bir çeki düzen vermeyi denesek, belki de Rabbimiz hep beklediğimiz kurtarıcıyı o hep beklediğimiz merhametini ve yardımını gönderecektir.

Hepimiz biliriz ki bazı zaman dilimleri vardır, binlerce yıla bedel, bazı insanlar vardır milyarlarca insana bedel, bazı mekânlar vardır bütün yeryüzüne bedel, işte üç aylar böyle bir zaman dilimi, gelin hep birlikte, içerisinde birçok mübarek gün ve geceyi hatta Kadir gecesini barındıran ve nihayetinde bayrama erdiren bu mübarek gün ve geceleri en iyi şekilde yaşamaya ve idrak etmeye gayret gösterelim. İnanın bir silkinsek kendimize gelsek özümüze dönsek belki de her şey çok farklı olacak. Kaldı ki bütün dünyanın yegâne ümidinin bu necip Millet olduğunu unutmayalım. Fikirlerinden çok etkilendiğim ülke ve millet sevgisini kendisinin yapmış olduğu konuşmalardan öğrendiğim, Prof. Dr. Haydar Baş bir sohbetinde aynen şöyle söylemişti. Şayet yeryüzüne yeniden adalet ve bolluk gelecekse bu Türk Milletinin eli ile olacaktır hiç kuşkunuz olmasın. Bu Milleti yok etmeye kimse güç yetiremeyecek göreceksiniz, Türk Milleti Batarsa Kâinat Batar. Evet, bende tüm kalbim ile iman ediyorum ki Bu Millet batarsa kâinat batar ve bu millet kıyamete dek varlığını sürdürecek ve insanlık âleminin yegâne umudu olmaya devam edecektir.

Kendi duygu ve düşüncelerimi aktarmayı bu noktada yeterli buluyor ve asıl konumuza geri dönüyorum. Üç Ayların önemi nedir? Recep ayını nasıl idrak etmeliyiz ve Münafıkların asla kılamayacağını Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa'nın beyan buyurduğu Recep ayı namazı nedir? Nasıl kılınır?

Bu aylarda özellikle de Recep ayında bolca oruç tutmalı beş vakit namazımızı vaktinde kılmaya gayret göstermeliyiz. Ayrıca Rabbimizin isimlerini bolca zikretmeli özellikle de Zikrin efdal olanı La ilahe illallah duanın efdali Elhamdülillahtır hadisi şerifi gereğince bolca La ilahe illallah ve Allah zikrini tespih etmeliyiz. Elbette ki günahlarımıza tevbei istiğfarı, salâtı selam ve duaları da ihmal etmeyerek Rabbimizden af ve bağışlanma dilemeliyiz.

Allah katında ayların sayısı on ikidir. Yeri ve semaları Allah yarattığı günden beri bu böyledir. Bu aylardan dört tanesi haram ay olup şunlardır: Allah'ın ayı Receptir. Bu ay tek başınadır. Kalan üç tanesi peş peşe olup şunlardır: Zilkade, Zilhicce ve Muharremdir. Recep, Allah'ın ayıdır. Şaban, benim ayımdır. Ramazan, ümmetimin ayıdır....? (Abdülkadir Geylanî, Gunyet-üt Talibîn)

Recep ayı, içerisinde iki mübarek geceyi barındırmaktadır. Onlar; Regaip ve Miraç geceleridir.

Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimiz Recep ayında bazı yıllarda öyle oruç tutardı ki biz; ?galiba hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak) derdik. (bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz, galiba hiç tutmayacak derdik.? (Buhari, savm 53; Müslim, Sıyam 179,)

Gelelim Mümini Münafıktan ayıran Namaz olarak bilinen ve kılanın imanının kefareti hükmündeki namaz olarak müjdelenen Recep ayı namazının tarifine. Bu namazı Münafıkların asla kılamayacağı, kılanın imanının sahih olduğuna dair inanç elbetteki kılmayanın kesinlikle münafık olduğu anlamına gelmez. Yani kılmayan Müslüman değildir manasında değildir. Ama kılan kesin müslümandır.

İşte Recep Ayı Namazının tarifi:

Receb’in; 1’i ile 10’u arasında, 11’i ile 20’si arasında ve 21’i ile 30’u arasında olmak üzere sadece birer defa kılınacak 10’ar rek’at Hâcet namazı vardır. Bunların her üçünün de kılınış şekli aynıdır. Yalnızca namazların sonlarında okunacak duâlarda fark vardır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat cuma ve pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdaldir.

Bu namaz, mü’min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek’at namazı kılanlar, hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez. Bu 30 rek’at namaz Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) berberi, Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.

Kılınış şekli: Hâcet namazına şu niyetle başlanır: “Yâ Rabbî, beni, teşrifleriyle dünyâyı nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Recebi şerîf hürmetine, feyz-i ilâhine, afv-ı ilâhine, rızâ-i ilâhine nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle. Rızâ-i şerîfin için, Allâhü Ekber.”

Her rek’atte 1 Fâtiha, 3 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 3 İhlâs-ı şerif okuyup, 2 rek’atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek’at tamamlanır.

İlk on gün içinde kılınan namazdan sonra, 11 defa “Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi’l-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr” okunup duâ edilir.

İkinci on gün içinde, yani Receb’in 11’i ile 20’si arasında kılınan 10 rek’atten sonra, 11 defa “İlâhen vâhıden ehaden sameden ferden vitren hayyen kayyûmen dâimen ebedâ” okunup duâ edilir.

Üçüncü on gün içinde, yani Receb’in 21’i ile 30’u arasında kılınan 10 rek’atten sonra da 11 kere “Allâhümme lâ mânia limâ a’tayte, velâ mu’tiye limâ mena’te, velâ raadde limâ kadayte, velâ mübeddile limâ hakemte, velâ yenfeu ze’l-ceddi minke’l-ceddü. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhâb. Sübhâne rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-kerîmi’l-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü yâ vehhâb” okuyup duâ edilir.

Dünyanın her geçen gün daha çekilmez, daha karanlık günler geçirdiği şu günlerde, rahmet ve bereket iklimine bugün her günden daha fazla muhtaç olduğumuz, inkâr edilmez bir gerçektir. Öyleyse, üç aylar diye milletimizin kültürüne yerleşen bu mübarek zamanları, en güzel şekilde değerlendirmek her Müslüman'ın üzerine bir borç olduğu kanaatindeyim. Üç aylarınız mübarek olsun, gönlünüz iman ve huzur dolsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
uşakii 4 yıl önce

kardeşim öyle yazılar yazıyorsunuzki adeta allaha şirk koşuyorsunuz imanın işareti bellidr oda nedir kelimei tehviddir haşa sen allahmısın yok şu namazı kılmassan munafık yok şu namazı kılmazsan müşrik yazyık ya mazallah insanları yüce dinimizden soğutacaksınız münafkın işareti üctür konuşunca yalan konuşur 2emanete ihanet eder 3 verdiği sözde durmaz.bildiğiniz kadar yazınki sizi adam sansınlar.