PKK ve paralelle mücadeleyi AKP değil, Devlet ve Millet el ele yürütüyor!

21 Kasım 2016, 10:25
PKK ve paralelle mücadeleyi AKP değil, Devlet ve Millet el ele yürütüyor!
Nurullah Çavuşoğlu
Bildiğiniz üzere AKP iktidarının Dünya Devletleri arasında, ciddiye alınmadığını ortaya koyan pek çok gelişmeyi nerdeyse her gün yaşamakta ve tanıklık etmekteyiz. Gerek Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Birleşmiş Milletler'deki konuşması sırasında salonu dolduran BM üyelerinin salonu terkederek boşaltmasından, gerek Hükümet yetkililerinin başka dünya ülkelerindeki mevkidaşlarınca telefonlarına dahi çıkmayacak ve bunu dünya kamuoyuna duyurma ihtiyacı hissedecek kadar cüretkar davranıyor olmasından, gerek Avrupa Birliği üyesi ülkelerin uyguladıkları ya da uygulamaya çalıştıkları diplomatik yaptırımlardan ve gerekse Musul ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerdeki Dünya Devletleri'nin hatta Barzani gibi peşmerge reislerinin ülkemizi yöneten siyasi aktörlere karşı ortaya koydukları kayıtsızlık ve umursamazlık içerisinde davranışlar sergilemesinden ve buna benzer yaşanan pek çok örnek hadiseden, biz bunu çıkartıyoruz en azından. Az önce dile getirdiğim ve bunlar gibi daha sayısız örnekten yola çıkıp pek çok farklı açıdan baktığımızda, ülkemizi yöneten siyasi kadronun her açıdan sınıfta kaldıklarını ve dünya devletleri yetkililerinin; Türk Hükümeti yetkililerine eskiden gösterdikleri itibarı şimdilerde göstermediklerini açıkça görmekteyiz. Açıkça ortadadır ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin iktidarını elinde tuttuğunu iddia edenler, hiçte öylelermiş gibi itibar görmüyorlar ülkemiz dışında. Yani mesela Putin'le Erdoğan arasındaki görüşme nedense Rus Başbakanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı ya da Rus Bakanlar ve bürokratlar ile Türk Bakan ya da bürokratlarca gerçekleştirilemiyor. Sadece objesel değeri olan göstermelik içi boş görüşmeler havası algılanıyor. Çünkü somut bir sonuç vermiyor ikili ilişkiler. Mesela Rusya hala gümrüklerini istenilen seviyede açmış ya da turist seferlerini eski sıklığına ya da çokluğuna getirmiş değil hala. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde AKP'li politikacıların işine gelecek açıklamalarda bulunuvermiyorlar hiç. Türkiye'nin iyi yönetilemediğini ve güven vermedğini dile getirip duruyorlar. 

Her neyse demekki Dünya Devletlerinin liderleri ve siyasi yöneticileri AKP'nin iktidarı elinde tuttuğuna ve hala müktedir olduğuna pek inanmıyorlar. Yoksa bu siyasilerin arkasında Türk Milleti'nin ve Devleti'nin varlığını bilip hisseden hiç bir akıllı politikacı böyle davranışlar sergileyemez bizim yöneticilerimize. Ama dünyadaki politikacıların bizim politikacılarımıza karşı ellerini güçlendiren ana unsur bizim politikacılarımızın arkasındaki Millet ve Devlet desteğini büyük oranda yitimelerinden kaynaklanmaktadır kanaatime göre. Neden derseniz; Türk Devleti'nin bürokratik ya da askeri kademelerindeki diplomatik ilişkiler aralıksız sürdürülüyor. ABD Devlet Başkanı Trump, henüz Erdoğan ile görüşmese de iki ülkenin Genelkurmay Başkanları nezdinde görüşmeler sürebiliyor, yine diplomatik ya da ticari ilişkilerimiz de çok zarar görmüşe benzemiyor. Ayrıca gerek TRUMP gerek PUTİN ve gerekse diğer dünya ülkelerinin yöneticileri, Türk Milleti aleyhinde bir beyan da vermiş değiller ve ayrıca Türk Milleti'ni kızdıracak hamleler de yapmıyorlar diyebiliriz. Ama her nedense siyasi ilişkilerimiz bütün dünya ülkeleri ile yok denilecek kadar aza indirgenmiş durumda. İktidar partisi yöneticilerine olan soğuk tavrın ve umursamazlığın aynısı ne yalan söyleyeyim muhalefet partisi kadrolarına da yaşatılıyor. Eskiden muhalefet liderleri, diğer dünya ülkelerinin Başbakanları ya da muhalefet liderleri nezdinde kabul görürlerdi ve birbirilerinden fikir ve bilgi alışverişleri sağlarlardı. Eskiden muhalefet lideri falanca, falan ülkede Başbakan tarafından kabul edildi, falan falan partilerin siyasi liderleri ile görüştü şeklinde haberleri tek tükte olsa duyardık. Günümüzde ne iktidar ne de muhalefet partilerinin temsilcileri maalesef bu şekilde pek üst düzey kabul görmüyorlar. Ben bu hususta yani "AKP gerçekten hala iktidarda kalabileceğine mi inanıyor?" başlıklı bir makale hazırlıyorum, çok yakında yayında olur zannederim. Bu yüzden bu gün iktidarın, Dünya Devletleri arasındaki gücüne ya da yaptırımına bakmaktan ziyade Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerindeki yaptırım gücüne dikkat çekmek istiyorum. 

Bildiğiniz gibi 15 Temmuz Darbe girişimi adı verilen hadiselerin yaşanmasından sonra Ordunun üst düzey yetkililerinden bir takım istifalar geldi sebebi bilinmeyen ve de bir türlü açıklanmayan. Hatta Genelkurmay Başkanı'nın bile değişebileceği konuşulmuştu. O tarihten beri ortada ne MİT Müsteşarı Hakan Fidan var ne de o dönemin Emniyet Genel Müdürü şimdinin Merkez Valisi Celalelettin Lekesiz var. Her ikisi de bir açıklama yapmadıkları gibi hükümet yetkililerinin isteği doğrultusunda hareket etmediklerini ortaya koyar nitelikte davranışlar sergileyebiliyorlar mesela en azından ben buradan öyle okuyorum yaşananları. Gerçi şimdi artık Selami Altınok Emniyet Genel Müdürlüğü görevine getirildi sessiz sedasız ve o yaşandığını düşündüğüm kriz kısmen de olsa aşıldı gibi görünüyor. Ama Lekesiz'in niçin Merkez Valiliği'ne çekilerek Emniyet Genel Müdürlüğü vazifesinden el çektirildiği de hala gizemini koruyor. En azından hiç bir yetkilinin bu konuda herhangi bir açıklamasına rastlanmadı. Yenikapı mitingine Erdoğan iktidarı muhalefeti ile siyaseti tam kadro getirmeyi başarmış olsa da Devlet kademelerinden pek çok üst düzey yetkilinin katılmadığını da buna ilave edebiliriz mesela. Elbette ki katılmak zorunlu değildi ve katılmayanın iktidara itaat etmediği anlamını çıkartamayabiliriz ama neticede algıların bu yönde gelişeceği aşikar. Yani bana öyle geliyor ki dünya devletlerinin siyasetçileri ülkemizde yaşanan büyük sıkıntı ve siyasi krizlerin farkında ve bu yüzden böyle davranıyorlar ama milletimiz ve bizler henüz tam olarak ne olup bittiğini anlayabilmiş değiliz maalesef.

Düşünün ki; AKP iktidarının en önemli projelerinden birisi olan, "Kürt Açılımı" politikaları, Ordu'nun mevcut duruma daha fazla dayanamayıp PKK'ya karşı mücadele başlatması sonucu sonlandırmıştı. Hiç bir yeni hukuki düzenleme olmaksızın açılım politikaları çerçevesinde PKK'yı şımartma ve semirtme pahasına çıkartılan kanunları ya da Kanun Hükmünde Kararnameleri hiçe sayarak, operasyonlara başlayan Ordu ve mensupları açılım sürecine son veren operasyonlar için düğmeye bastı ve halen bu mücadele aralıksız sürdürülmekte. Açılım sürecinde yapılan düzenlemeler ile yetkilerinin elinden alınmış olmasına aldırmadan henüz yetkilerini, Millet Meclisi'nce geri veren bir düzenleme yapılma(ma)sına rağmen sadece Cumhurbaşkanı'nın destek veren açıklamalarından güç alarak büyük risk alıp canhiraş bu mücadeleyi veren Türk Ordusu'na Rabbim güç versin, Şehitlerine Cennet Bahçeleri ihsan etsin dileğimizi de dile getirdikten sonra yazımıza dönmeden önce siz değerli okuyucularımıza 24 Ağustos 2015 tarihinde yani yaklaşık bir buçuk yıl önce yani hünüz açılım politikaları sonlandırılıp, PKK ile silahlı mücadele başlatılmadan az evvel kaleme aldığım ve o tarihte yayınlanan "Boşa panik yapmayın; yaşananlar olsa olsa tatbikattır" ve Nisan 2014'te yazdığım "Gülen'e acıyorum Devlete şaşıyorum" başlıklı yazılarımı tam bu noktada önemine binaen hatırlatmak istiyorum.

Malumunuz olduğu üzere AKP iktidarının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki karizmasını bu mücadele (PKK ile mücadele) bir hayli çizdi, çizmeye devam ediyor. Zira bildiğiniz gibi AKP iktidarı bu bölgede kabul etsekte etmesekte Kürtçülük eksenli söylemler ile destek bulmuştu ve BOP kapsamında o bölgenin insanına bir yalancı cennet vaat edilmişti. HDP'nin varlığı ve daha marjinal söylemleri ile iyice iştahı kabartılan, petrol maaşı özerklik vs. hayali görürken evlerinin başlarına göçertildiği gerçeği ile yüzleşen bölge halkı, AKP ve HDP tarafından önce PKK'nın insafına, ardından da Ordunun müdahalesine teslim edilmiş ve çok büyük bir hayal kırıklığına uğratılmıştı. Düşünsenize şu anki Doğu ve Güneydoğu'daki durumu pek çok aile ve yuva dağılmış, pek çok şehir ya da ilçe boşaltılmak zorunda kalınmış. Pek çok evden insan var cezevinde teör örgütüne yardım yataklık suçundan tutuklu bulunan ve yargılaması süren, pek çok insanın işleri bozulmuş, pek çok sanayi kuruluşu batmış, pek çok insanın evi işyeri yanmış göçmüş, şu an bölgedeki tablo yakın yaklaşık bu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ordusu ile; daha düne kadar şehri biz yönetiyoruz, artık özerklik ilanına doğru gidiyor ve ilerliyoruz, Devleti dize getirdik bize kimse karışamaz artık, ne asker tanırız nede polis? diye ahkam kesen PKK terör örgütü üyelerinin arasında sıkışan bölge halkı, alınan bu sonuçlardan ve gelinen noktadan sonra doğal olarak en fazla AKP ve HDP'ye tepkili. İşte bu yüzden darbe girişimi bahanesiyle halkı sokağa davet eden Erdoğan da kimseyi toplayamıyor meydanlara. Eskiden 500 bin insan toplanan Diyarbakır'da şimdi 5 bin kişi bile bir araya gelmiyor AKP için. İşte bu yüzden Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı ve diğer HDP'lilerin cezaevine atılmasına itiraz eden bir tek seçmen yok. İşte bu yüzden Hasip Kaplan'ın çağrılarına uyup protestoya kalkışan kimse yok bölge halkının arasında. Yani Ordunun bu yaptığı aslında iki partiyi bölgede bitiren bir sonuç getirecekti ve bu öncesinde belliydi, dolayısıyla bölgede nüfuzu olan politikacıların engelleme girişimi ile mutlaka karşılaşılabilecekti. Ama Ordu risk aldı ve her şeye rağmen terör örgütleri ve teröristlerle silahlı mücadeleye başladı. Mücadelenin başlatılacağının işaretini esasen Sayın Genelkurmay Başkanımız 30 Ağustos 2015 Tarihindeki Anıtkabir mesajında, bazı çevrelerin beklentilerinin aksine, kendine yakışanı yapıp, Atatürk'ü; "Türk Milletinin ve Ordusunun ebedi Başkomutanı" ilan ederek vermişti ve o tarihten beri özellikle HDP'li ve bir grup AKP'li siyasilerin bütün engelleme gayretlerine rağmen sürdürülen bu operasyonda sıra siyasi ayağına geldiğine göre sona gelindi ve başarılı olundu demektir. Çok şükür diyelim ve Türk Ordusunu bu hususta verdiği bu şanlı ve kutlu mücadele için tebrik edelim. Geç de olsa Ordumuzun bu mücadelede başrol oynadığı hakikati ve bu mücadeledeki can siperhane katkıları kesinlikle yadsınamaz. Ayrıca az da şehit vermedi ordumuz, Ordumuza ve Milletimize de başsağlığı dileyelim bu vesile ile.

Ordunun bu tavrına yargı mensupları ve emniyet güçleri de destek oldular. Valilik oluru almaksızın operasyona giden subaylara ilişkin; her hangi bir resmi işlem yapma yoluna gitmeyerek ya da ordunun kent içinde emniyetin bilgisi olmadan operasyon yapmalarına göz yumarak da, bu desteklerini açıkça ortaya koydular. Ordu ile yargı ve emniyet, terör örgütü ile mücadele etme hususunda hemfikir olunca, bölge halkı da zaten destek verme kararı aldı. Çünkü bırakınız Türkiye'den tamamen ya da kısmen bölünmeyi, sınırlarımız içerisinde iken bile ve sınırlarını Türk Ordusu koruyor olmasına rağmen, şehir içinde Türk Ordusu'nun muhafazasını kaybettikleri anda, başlarına ne geleceğini illa yaşayarak öğrenmişler ve PKK militanlarınca bunu istediklerine pişman ettirilmişlerdi. Bölge halkı; PKK militanlarının afedersiniz iyice azdıktan sonra "gem'i azıya alıp" sokakta yol kesip vergi toplamaya başladığını görünce, vergi vermeyi bırakın elektrik parası ödemeye bile alışık olmayan insanların; PKK'lıların kestiği trafik cezalarını ödemedikleri takdirde PKK tarafından eziyete maruz bırakıldığını gördüğünü, hatta ölüm tehditi ile karşı karşıya kalındığını görünce, başka şehirlerden gelen tüccarların PKK korkusu ile ayağı kesildiğinde işlerin kesatlaştığını ve hayatın durma noktasına geldiğini yaşayarak öğrenince, PKK'lılardan bunalmıştı ve zaten halini şikayete arz için askere sığınmak mecburiyetinde kalmıştı. Yani demem o ki bölge halkını; PKK ile mücadeleye destek olmaya mecbur eden bizzatihi, açılım sürecinde iyice şımartılarak, bölgede tamamen serbest bırakılan, hatta davulla zurna ile Kuzey Irak'tan getirtilen peşmerge güçleri ile kuvvetlendirilen, liderlerinin Türk Devleti yetkililerince muhatap alınarak yüceltildiği ve halk içinde ellleri güçlendirilen PKK yönetiminin kendisi idi. Kısacası bölgede yaşayan halk zaten artık Ordu'ya yalvarır hale gelmişti o bölgede PKK'yı bitirmesi için. PKK'lıları gelip ihbar ediyordu halk, Ordu ise ihbarı değerlendirdikten sonra operasyona hazır hale gelip Valilik olurunun gelmesini bekliyordu. Valilik oluru gelmeyeceğini bile bile defalarca Olur için müracat eden Ordu hiç yılmadan ve bıkmadan hazrılıklarını sürdürüyordu. Ordu, PKK ile mücadelenin istihbarat ve yurt dışı desteğini kesmek gibi diğer ayaklarını hiç kesmeden sürdürdü. Sadece operasyonel bir iş yapmadı. Düğmeye basılmasını bekledi, PKK şımardıkça halk bezdi, bu arada ve aslında bu politikanın ya da hayallerin hiç bir mantığının olmadığını, geleceği karartmaktan başka bir işe yaramadığını gören bölge halkı mecbur kaldı Ordunun yanında tavır almaya. Bu arada bölge halkının işi de hiç öyle kolay değildi, düşünsenize geçtiğimiz günlerdeki ikinci dalgada bile Hakkari Emniyeti'nde görevli 350 polis görevlerinden ihraç edildi. Hakkari gibi bir şehirde Emniyet adeta paralele teslim edilmiş. Paralel ile PKK birlikte hareket ettiğine göre bölge halkının ne yapmasını beklersiniz? Düşünün; artık Ordu içinde, Emniyet içinde adamı var PKK'nın, aynı PKK militanlarını sınırdan zafer kazanmış komutan edasıyla zılgıtlar ve davullar eşliğinde sokuyor. Daha dün korkudan sesi titreyen liderlerine Devlet eliyle neredeyse kral gibi bakılıyor ve Hükümet eliyle muhatap kabul ediliyor. PKK kanun tanımıyor, kural tanımıyor, çok kızarsa faili meçhul bir cinayete kurban gidebilirsiniz neticede. Ya esnafsınız PKK ile iyi geçinmek zorundasınız ya da işçisiniz zaten iş vereniniz PKK'ya haraç veriyor. Ne yapabilirisiniz ki? Neyse olan oldu... Şimdi Ordu, Emniyet, Yargı, Millet el ele PKK'yı bir daha neşü neva bulmayacak şekilde yok etmek üzere bir operasyon yürütülüyor bölgede. Keşke bu kadar geç kalınmasaydı. Keşke iç ve dış politikalar bu kadar çok İsrail ve ABD'nin ağzı ile şekillendirilmeseydi, keşke dost-düşman algımız zaman zaman check edilse idi ya da halka sorulsa idi. Keşke hiç açılım sürecine girilmeseydi, tavizin tavizi getireceği ve terör örgütlerinin asla kurumsallığı olan Devletler gibi muhatap kabul edilmemesi gerektiğini çok önceden görüp ateşle oynamasaydık milletçe. 

Milletçe diyorum çünkü tüm bunlar olup biterken seyreden MHP Yönetimi suçlu değil mi sanki? Tüm bunlar olup dururken aynı politikalar üzerinden rol çalmaya çalışır gibi politikalar ortaya koyan CHP yönetiminin bir kısmı suçlu değil mi? Peki yöneticileri o makamlarda ısrarla tutan ve partizanlık uğruna yöneticilerimizin bu gaflet ya da ihanetvari tavırlarına rağmen destek olan eleştirmeyen, sorgulamayan bizler de suç yok mu? Yani aslında bu suçu yalnızca Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi halkı ile AKP ve HDP birlikte işlemediler. Evet en büyük kabahatli elbette ki bu saydıklarımız ama bizimle birlikte işlediler bu kabahati ya da gözümüzün önünde işlediler. Gözünün önünde bir tecavüz işlense ya da cinayet, sen de engel olmaya çalışmadınsa suçlu sayılmaz mısın az da olsa? Ya da kendi vicdanın seni rahatsız etmez mi hiç değilse? Mesela biz Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bu politikalar ile oy istediğini bildiğimiz, sonradan HDP Milletvekili olan Dengir Mir Mehmet Fırat'ların, Cüneyt Zapsuların, Abdülkadir Aksuların hatta kardeşi HDP'den milletvekili olan pek çok ismin yönetiminde önemli söz sahibi olduğunu bildiğimiz halde Ak Parti'ye batıda da destek vermedik mi? Ya da Manisa'da, Aydın'da, İzmir'de HDP'nin parti binası açmasına göz yumup onları meşru kabul etmedik mi bile bile Terör örgütleri ile bağlantılarını. Netice itibarı ile pek çoğumuzun dolaylı da olsa az çok eli kirlendi malesef. 

Zaten paralelle mücadeleye de ben şahsen aşağı yukarı aynı nazarla bakıyorum. Kimin Devlet memuru, kimin Vali, kimin Müdür, kimin öğretmen, kimin hoca, kimin gazeteci, kimin iş adamı, kimin işçi olacağını belirleyecek kadar eli güçlendirilen cemaatin az daha eli güçlense neler yapabileceğini gördük hep birlikte. İçimizde en müslüman olanlarımız olarak görüp yaşattığımız bir pislik yuvası ile hep birlikte yüzleşmekteyiz son günlerde. Tecavüze uğramış masum ve mazlum kız çocuklarına bile kirlenmiş gözü ile bakmayı başarabildik ama bunca pisliğini bildiğimiz insanların kirliliğini görmezden gelip neredeyse başımıza tac etmeye çalıştık. Kız çocuklarının kirlenen onurlarını İmam nikahı ile temizlemeye kalkan bir zihniyet Paralel örgütün bunca pisliğine nasıl göz yummuş olabilir sizce? Düşünsenize Kimse Yok mu Derneği'nin bilgasayarından çocuk pornosu çıktığını yetkili ağızlarımız söylüyor. Söylesenize hanginizin bilgisayarında çocuk pornosu yüklü şu anda, iddia ediyorum ki bu yazıyı okuyan hiç kimsenin bilgisayarında bırakınız böyle bir şey bulunmasını, o bilgisayardan o tür yayınları yapan iğrenç sitelere bir tek giriş bile yapılmamıştır. Düşünsenize hepimizin gözünün önünde pek çoğumuzun zekatını, kurbanını emanet edeceği kadar güvendiği, çocuklarımızı yurtlarına emanet ettiğimiz insanlar meğer hem sapık hem de hainlermiş ve kurumlarında hain yetiştirmekle meşgul imişler. Keşke tüm bunlar bir iftira olsaydı ama malesef görünen o ki suçlamaların pek çoğu doğru, yalanlamadıklarına göre buz gibi PKK'ya yardım dahil pek çok suçu bir arada işlemişler ya da yaşamışlar. Elbette kaçı bunu biliyormuş? sorusunun yanıtı muallak. Ben de inanıyorum pek çoğunun haberi yoktu. Ama neden kendi irademizi bu kadar teslim ettiğimiz adamların şeffaf olmalarını sağlamadık? Neden bu kadar çok şeyi ellerine teslim ettiğimiz bir grup insanı daha yakından tanımadık? Ya da neden yakından tanımadığımız insanları haketmedikleri makamlara getirdik? Hatta Valinin kim olacağını belirlediğini söyleyen ve Valiyi de yönettiğini düşünen ve söyleyen bu şehrin valisi benim diyebilen sözde imamların ortalıkta gezinmesine göz yumduk? Neden Vedat Orhan köşe yazılarında anlatırken O'na kulak vermeyi denemedik mesela? 

Neyse, bir daha keşke dememek için keşke demiyeceksin yani yenilgiyi asla kabul etmeyeceksin diye öğretmişti bir büyüğüm, keşke demeden ayağa kalkıp silkelendik Allah'tan da bölünmenin, yok olmanın Milletçe eşiğinden döndük. Baksanıza Devlet kadrolarının bile yarıdan fazlası PKK'lı ve Paralelciler tarafından işgal edilmiş, bunların hepsi de bilerek ya da bilmeyerek birlikte hareket ettiklerine ve bir merkezden yönetildiklerine göre düşünsenize büyüklüklerini, Devletin sistemsel olarak verdiği reflekslerin bile yok edildiği bir zemini yaşıyoruz Milletçe... Allah korumuş bizi diyoruz hepimiz şimdilerde. Allah Devletimize Milletimize ve Devletimizin içindeki Devlet Adamlarına zeval vermesin. Bana soruyoranız paralelle mücadele hususunda da sona yaklaşıyoruz. Devletimiz adım adım paralel yapının operasyon yapabileceği kaabiliyeti kırıyor ve operasyonel işlerde kullanabilecekleri elemanlarını alıyor. Anlaşılan o ki; bir adım sonra operasyon yapabilme kaabiliyetine erişenlerine ve siyasetin ya da iş dünyasının içine sızmış olanlarına sıra gelecek ve Devletimizin yetkilileri Onları hesaba çekecekler. Bildiğiniz gibi başından beri paralelle mücadeleyi de PKK ile mücadeleyi de destekler nitelikte yazılar yazdık konuşmalar yaptık, yani bir nevi risk aldık, PKK'yı değilse de paralelin militanlarını direkt olarak karşımıza alma pahasına risk aldık ve Devletimize güvenme yolunu seçtik. İnanır mısınız? Biz Altan Buğdaylıgil isimli öğretmene cemaatin Milli Eğitim İmamı dedik diye hakim tarafından cezalandırılmış insanlarız ve o davayı açan Savcı da cezayı veren hakimde şu an paralelcillikle suçlanıyor, üstelik Buğdaylıgil'e artık yargı da "Paralelin Milli Eğitim İmamı" diyor. Ama biz Devletimize olan inancımızı asla yitirmedik. Haddi aşmışız demek ki ne kadar emin olsakta Devlet demeden biz dememeliymişiz dedik ve o günden sonra kimseye paralelci de demedik Fetöcü de demedik. Devletin mesajını bu şekilde okuyarak kendimize, yazdıklarımıza, söylediklerimize çeki düzen verdik. Yayın politikamızı asla Devletin karşısına geçirmedik. Düşünsenize Emniyet personelinin özellikle müdürlerinin yarıya yakını paralelci çıktı ve bu insanlar yıllarca bizim eksiğimizi yakalamak hatta bize hata yaptırmak için fırsat kolladı ama biz asla Devletimizi rahatsız edecek bir işe ya da habere imza atmadan bu mücadelemizi onlara karşı vermeyi yeğledik. Hep Devlet Adamlarımıza hüsni zan ettik, saygı gösterdik. Kendilerine kalksa da saygımız hatta eleştirsek bile Makamlarına olan saygımız hiç kalkmadı. Artık bu gerçekleri Devlette ilan edip Devlet Memurluğundan attı diye söylüyorum; Paralelci olduğunu bile bile Vali'ye paralelci gibi davranmadık, Paralelci olduğunu bile bile Milli Eğitim Müdürü'ne de paralelci gibi davranmadık. Asla Devletimize olan güveni sarsacak yazılar ya da haberler yayınlamadık. Mücadelemizi sadece paraelelcilerin yapmaya çalıştığı operasyonları önleme maksatlı yürüttük. Elbetteki pek çoğunu engeleyemedik ama özellikle siyasi arenadaki pek çok operasyonlarını önlenmesinde önemli roller oynadığımız da inkar edilemez bir gerçektir. 

Mesela UTSO'da Mustafa Kuvvet'i makamından indirmek ve Ticaret Odası'nın imkanlarına paralelin çöreklenmesini sağlamak üzere paralelin yaptığı operasyonu önlemiştik bazı onurlu Ticaret Odası Meclisi ile üyeleri ve Kuvvet'le birlikte. Yine Dilek Yılmaz'a yapılmak istenen operasyonda çok önemli idi aslında şehrimizin paralel tarafından tamamen ele geçirilmesinin önlenmesi bakımından. Bu bakımdan bir kaç cümle ile hatırlatmadan geçemeyeceğim bu hadiseyi. Hatırlayın, paralel yapı bütün çevrelere önceden yerleştirdiği elemanlarını devreye koyarak bir büyük bir gürültü çıkartarak ve devasa bütçeler harcanarak gerçekleştirdiği propaganda sürecinin neticesinde kendince Hazim Sesli'yi 3. Sırada olmasına rağmen Milletvekili seçtirerek adeta ilahlaştıracaklardı Uşak halkının gözünde. Sesli, sanki Uşak halkının her kesiminden sempatizanı ve hayranı oılan büyük bir siyasetçi gibi pazarlanacaktı. Uşak'a en son ziyaretinden bir öncekinde yani henüz Başbakenken gerçekleştirdiği bir ziyaretinde, dönemin Valisini ve AKP İl Başkanı Basri Yıldırım'ı bir kenara çekerek siz ne yaptınız bu şehri paralel yapıya sardırmışsınız ve adamlar Uşak'ı merkez edinmiş, siz bunlar olurken nerdeydiniz? Bilerek mi göz yumdunuz bu yapının palazlanmasına? Sizde mi ihanet içindesiniz yoksa? Diyerek sigaya çektiğini Bizzat Dönemin İl Başkanı Basri Yılıdırm'dan dinlediğim Recep Tayyip Erdoğan'ın özellikle bu isme yani şımartılmış işadamı diye bahsettiği Hazim Sesli'ye karşı, bilinen soğuk tavrına rağmen bazı AKP'liler Onu pazarlamaya çalışıyorlardı. Tam bu esnada Hazim Sesli lehine her gün haberler yapan bir kısım medyanın ağzında, kaleminde, her ne kadar pek çok konuda anlaşamasakta, paralelle mücadelede samimi gayretlerine tanık olduğum siyasetçi olan Dilek Yılmaz'la ilgili belge iddiaları dillendirilmeye başlanmıştı ve nihayetinde belge dedikleri karakol tutanaklarını yayınlayarak, Yılmaz'ı terör örgütü üyesi gibi göstermek suretiyle Sesli'nin milletvekili olmasını sağlamayı amaçlıyorlardı. Yani bildiğin iftira ve de karalama yolu ile bir hanımefendinin Milletvekili olmasını önlemeye yönelik açıkça yayın yapıyorlardı. Bu operasyonların önlenmesine, Dilek Yılmaz'a en fazla kişisel ve kurumsal katkı sunan ekip bizim ekibimizdir ve bunu kendisi dahil hiç kimse inkar edemez. Hiç bir karşılık beklemeden ve koşulsuz hatta bir ön görüşme dahi yapmadan verdiğimiz destek ve oynadığımız rol o gün için gündemin yakın takipçisi olanlarınızın malumudur ve daha önce anlatılmıştı. Şimdilerde FETÖ Üyesi olduğu gerkeçesiyle Devlet Memurluğundan atılan Yılmaz Baytun'un yürüttüğü Kazım Şen'in vurulmasını MHP'ye yıkmaya çalışıp Metin Deniz Savaş ve MHP'yi yıpratma operasyonu donduran yazılar da yine bizim kalemlerimizden çıkmıştır Allah'a şükür. O dönem bizden başka hiç kimse ne MHP yönetimine nede Metin Deniz Savaş'a sahip çıkan açıklamalar yapmamış ve algı neredeyse Şen'in MHP'lililerce vurulmuş olabileceği yönünde ilerlemekteydi ki bizim yazılarımız paralelcilerin bu operasyonun önüne geçmişti. Yine bu yaşanan süreçteki katkılarımızı o dönemin İl Başkanı sevgili ağabeyim Avni Öztürk ile Metin Deniz Savaş yakınen bilmektedir. Yine Yılmaz Baytun ve İzmir Özel Yetkili Savcısı Fatih Genç'in (Genç şu anda cezaevinde FETÖ adına operasyonlar yapmakla suçlanıyor) ortaklaşa yürütüklerini düşündüğümüz Uşak Ülkü Ocaklarına yönelik kumpas sırasında ve sonrasında da Ülkücüleri savunan bizden başka hiç bir medya kuruluşu olmadığı gibi pek çok basın kuruluşu ülkücüler üzerinde oluşturlumak istenen algıya yardımcı olacak nitelikte manşetler atarak haberleştirmişlerdi yaşanan trajediyi. Neticesi itibarıyle Valilik dahil pek çok kurumun başındaki adamın üyesi olduğu bir örgüt ile Devletimizin ya da Milletimizin mücadelesine katkı suna geldik ve katkı sunmaya devam edeceğiz tabiki kendi çapımızda ve kanunların bize çizdiği çerçevede kalarak, nezaket kurallarına da mümkün olduğunca riayet ederek gerçekleri dile getirmek suretiyle gazeteciliğin etik kuralları çerçevesinde bu mücadelemize devam edeceğiz. 

Bu arada şunu ilave etmeliyim ki bana sorarsanız; Devletin ve Milletin bu inancı ve açıkça ortaya koyduğu paralelin ve PKK'nın yok edilmesi isteği karşısında AKP kayıtsız kalamadığı için bu gelişmeleri kendi politikasıymış gibi göstererek Milliyetçi çevrelerin oyuna talip olmaya çalışmaktadır. Açılım politikalarını kendilerinin yaptığını, PKK'lıların Askeri karakolun önünden sırtında silahlarle el sallayarak geçmesine biz izin verdik, askerin operasyon yapmasına biz engel olduk diyenlerin kendileri olduğunu unutturmak istercesine bir söylem belirliyorlar sadece ama nafile. Yani ne PKK ile Mücadeleye ne de Paralelle mücadeleye zerre katkısı yok AKP'nin kurumsal olarak. Elbette ki kişisel gayretlerin varlığını inkar etmiyoruz. Samimi olduğundan emin olmasakta bu mücadelelere kişisel destek verenler de yok değil AKP içerisinde. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Berat Albayrak'ın ve İçişleri Bakanı Soylu'nun bu hususta emeği var gibi görünüyor ve varsa bu isimler ve ismini sayamadığım başka siyasiler elbette O'nların da haklarının yenmemesi ve toplum vicdanında yargılanırken mutlaka bu gayretlerinin de göz önünde bulundurulaması gerektiğinin de altını çizerek devam ediyorum yazıma. Ama gerçekten AKP İçerisinde bu mücadeleyi verenler hayli azınlıktalar ve siyasi mücadele de yetersiz kalıyorlar. Paralelcilerden partilerini kurtarma konusunda sınıfta kalıyor muvaffak olamıyorlar. Zaten halk desteğini ciddi oranda yitirdikleri de aşikar, dolayısıyla işlerinin hayli zor olduğunun da farkında olmamız ve insaflı davranmamız gerektiğini düşünmekteyim. Ayrıca AKP'de de Paralelcilerle ya da PKK'lılarla mücadele veren insanların samimiyetini sorgularken de mümkün olduğunca hüsni zan etmeliyiz ki biz kurumsal politika olarak bu yolu seçiyoruz. İnsanları siyasi partilerine ya da görüşlerine göre ayırmak gereken yer ile kişiliklerine ve karekterlerine göre ayırmak gereken yeri iyi seçmeye özen gösteriyoruz. Elbette ki geçmişteki kabahatlerini ya da geç uyanmış olmalarının yaşattığı kırgınlığı da unutmadan, samimi şekilde bu mücadeleye destek olan kişilerle ilgili eleştirilerimizi hüsni zan edip değerlendirmeden geçiriyoruz. 

Kabul etsekte etmesekte biz bir Milletiz ve birimizin varlığında diğerimizin etkisi çok fazla. Yani bu Milletin Evliyası da bizim eşikyası da bizim. Elbette ki Evliya ile eşkiyayı farklı kefede barındırmalıyız. Elbette ki Eşkiyamızı ıslah olana dek hapislerde, Evliyamızı layık olduğu saraylarda yaşatmaya çalışmalıyız. Ama her ikisinin de bizim toplumumuzun bir gerçeği olduğunu bilerek realiteleri görmezden gelmeden aklın ve bilimin ışığında, kanunlarımızın çerçevesinde birlik olmalyız. Bizler yayın politikamızı hep bu idealleri şiar edinerek belirleyen bir ekibiz. Hangimiz Editör sorumluğununu yüklenirse yüklensin aynı çizgide birliğe katkı sunma yolunda bir yayın politikası belirleriz. İnanır mısınız? İntihar haberleri sıklaştığında reyting kaygılarımızı bile yenerek görmezden geldiğimiz pek çok intihar girişimi ya da intihar vakası haberi vardır. Halkın ilgi alanına girse de haberdar olmalarından rahatsız olabileceği ya da inanmakta güçlük çekebileceği bilgi ve duyumlarımızı bile yazıp söylemeyiz. 

Neyse konu epeyce dağıldı farkındayım okuyucularımızdan özür dilerim. Sohbet eder gibi doğaçlama bir yazı olsun istedim. Söylemek istediğim şu idi. Bana sorarsanız her ne kadar AKP kendi politikalarıymış gibi dillendirse de bana göre PKK ve Paralel Örgüt İle mücadeleyi Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti elele yürütüyor. AKP'lilerin pek çoğu da çaresiz vaziyete uyum sağlıyorlar gibi geliyor bana. Düşünsenize 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası meydana inenlerin pek çoğu daha sonra tutuklandı ya da pek çoğunun ismi Fetö soruşturmasında şüpheli sıfatı ile geçti. Yani politikacılar işi o kadar abarttılar ki mensubu bulunduklarını bile bile FETÖ'ye ağzı doluncaya değin küfredebiliyorlar. Zaten Pensilivanya'dan da bu yönde ruhsat geldiği kulağımıza ilişti. Yani kendinizi gizlemek için gerekirse bana küfredin şeklinde bir fetva geldiğine ilişkin ciddi duyumlar ve çıkan haberler var. Bunun adı ne kadar politikadır? Ne kadar ikiyüzlülüktür bunun takdiri kişiye göre değişebilir. Ancak görünenden çıkan netice budur. İşte bu yazımda uzun uzun ifade edip dile getirdiğim gerekçeler ve bir sonraki yazımda uluslararası politikalardaki yalnızlaştırılmamızla ilgili pek çok örnekle de pekiştirip güçlendirebileceğim için "PKK ve paralelle mücadeleyi AKP değil, Devlet ve Millet el ele yürütüyor" manşetini atabilecek cesarette hissettim kendimi. Bir sonraki yazımda iktidar da gerçekten AKP mi var? Yoksa yukarıda ve yerelde işler rayından çıktı ama çaktırılmıyor mu? Acaba Türkiye nereye sürükleniyor? Sorularının yanıtlarını hep birlikte bulmaya çalışacağız şimdilik esenkalın ve lütfen FİTNE'cilere ve Fitnelere meydan vermeyip Birliğimizi muhafaza etmeye çalışalım...


YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 9 yorum mevcut

    • soruna cewvap @Sayın Çavuşoğlu Kim Fitneci? 11 ay önce yorumlandı

      kim fitne kim fitneci bilmek istersen cahandan akpliler ne diye bahsediyor çavuşoğlundan chpliler nasıl bahsediyor ona bak. ben şahsen hiç bir chpliyi çavuşoğlunu fitnecilikle suçlarken görmedim nerdeyse herkes memnun ama akpartide cahana fitne oldu diyen çok insan var. çok insan var sırf cahandan dolayı akpyi terketmiş.

    • Sayın Çavuşoğlu Kim Fitneci? 11 ay önce yorumlandı

      çavuşoğlu fitnecilere fitnelere meydan vermeyelim aman diyor cahanı işaret ediyor fitne olarak. cahan da fitnecilerin ağzına bakmayalım diyor çavuşoğlunu fitneci ilan ediyor. şaşırdım hangisinin fitneci olduğunu bilemedim.

    • ADEM 11 ay önce yorumlandı

      nasil dogru yapilsinki parelelle mucadele diyorsun i̇lçe başkan adayi osman ateş 15 temmuz darbe gi̇ri̇şi̇mi̇nden sonra cocugunu onlarin okuldan aldirmasi gerektigi aklina geliyor.adam sahte imza ile ustune emlak gecırmekten yargılanıyor ama ıstafsı bıle ıstenmıyor.

    • İyi okur @okur 11 ay önce yorumlandı

      yazınin çok uzun olduğu doğru ama bence şurası gereksiz yada yersiz olmuş diyeceginiz bir paragraf çıkartamazsınız yazıdan. yani yazarın anlatmak istediğini ifade edebilmesi için bunların tümünün söylenmesi gerekiyor. çünkü takdir edersiniz ki çok ağır bir konu işleniyor ve manşet ilk bakışta çok ütopik gibi duruyor ama yazıda bu iddilı manşetin dayanakları çok güzel izah edilmiş.akp iktidarda değil diyor yazar oysa akp başkanlık sistemi getirme iddiasında yüzde elli bir oy alacağım diyor. ama yazıyı okuduğunda ve mantıklı düşündüğünde dünyadaki ve ülkemizdeki acayipliklere baktığınızda yazara hak vermeye mecbur oluyorsunuz. yzar adeta okuyucuyu kendisi gibi düşünmeye mecbur etmiş. kkaldı ki yazı da bir okumaya başladın mı kendini alamayacagın kadar esir ediyor sürükleyici ve gauet mantıklı özel bir yazı bence bu yüzden uzun olabilir normaldir.

    • okur 11 ay önce yorumlandı

      yanlız yazı çok çok uzun normalin üç dört katı nuruullah bey bilesin.

    • Yazar çizer 11 ay önce yorumlandı

      yazıdqa bahsettiğiniz cumhurbaşkanı erdoğan'ın dönemin uşak valisi ve il başkanı basri yıldırıma paralel yapı ile ilgili söylediği sözler çok enteresan. demekki görmüş bu yapının getirildiği noktayı ama içeriden ve dışarıdan sarmal gibi sarılınca çaresiz kalmış reis. anlaşılan bu. zaten cemaat okulunun açılşına da katılmamıştı malumunuz.

    • Antiparalel 11 ay önce yorumlandı

      dilek yılmaza metin deniz savaşa eski ocak başkanı serkan arıcana mustafa kuvvete ve diğerlerine yapılan yada yapılmaya çalışılan kumpasları çok güzel hatırlatmışsınızda niçin mesut apaydına yapılan paraelel kumpaslardan bashetmediniz Allah aşkına. paralelciler sadece mhp yada chplilere değil işlerine gelmeyen akpartililere de kumpaslar kurdu nurullah bey. yazı okunmaya değer aslında ama eksik bence. ayrıca akpartiye fazlaca haksızlık edilmemiş mi sizcede?

    • hasan 11 ay önce yorumlandı

      zaten bu akpnin işi bu. dvletin işleyişinin yada çağın gerekliliği olan gelişmeleri kendi işiymiş kendi projesiymiş gibi gösterip siyasi çıkar ekde ediyorlar. bununla da kalmıyor ayrıca bu islerin yapılması esnasında siyaset mekanizmasınin tasarrufunda olan sahalardan başka çıkarlar da elde ediyorlar elbirlik. bana sorarsanız ortaklar bunlar hepsi ve geldikleri gibi el birlik gidecekler. miller uyandı artık bunlara bir daha değil rey selam dahi vermezler. yazinizi çok beğendim tebrikler çokta cesurca her zamanki gibi.

    • Uğur Çelik 11 ay önce yorumlandı

      uzun belki ama okumaya başaldığım an ile bitirdiğim an sanki aynı an gibi çok sürukleyici çok bilgiler veren okkalı bir yazı olmuş kalemine sağlık sbi iyiki okumuşum dedim ve bu yorumu yaptım.

    TÜM YORUMLAR
    
    TÜMÜ Yazarlar
    Sen de Yaz
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri
    Siz de yazmak istemez misiniz?
    Ziyaretçi Defteri
    Arşiv

    

    banner363

    banner366