Bir siyasetçi, eğer aldığı halk desteğini gittiği yere taşıyamıyor ve oy veren seçmene "haklısın" dedirtemiyorsa, parti değiştirmesine ben çok sıcak bakmıyorum. Kuva-yi Milliyeci olsan derim ki "Hiçbir partide Kuva-yi Milliye siyasetini sığdıramadı." derim, anlarım. Ya da ne bileyim, başka bir Kızıl Elma siyaseti takip etsen, lider karakterli olup peşince insan sürüklesen yine anlarım belki. Ama parti parti gezmek de çok hoş değil; hele bir makamın varsa ve bu makam parti ve halk desteğiyle alınmışsa. Siyaset bu tabii, bazen gerekebilir de demek lazımmış. Öyle bir devre girdik ki eğer çetelerin hareket alanındaysan ve onlara zarar veriyorsan, sana siyaset yapma imkânı asla tanımıyorlar. Öyle özel bir devir yaşıyoruz. Öyle özel ki FETÖ artıkları bütün muhalefeti ele geçirmiş, durmadan zehirliyor gibi. İktidar da bu olup biteni acz içinde seyrediyor ve kahreden savruluşu, ahlaki erozyonu önleyemiyor. Mahkemeler çatır çatır siyasetçi topluyor; her pislik var hepsinde ama nedense hiçbirisi FETÖ'cü çıkmıyor. Nedense mahkemeler hiç bu olup bitenlere FETÖ taktiği muamelesi etmiyor gibi. Siyaset devrede ve adeta adaleti topal ediyor sanki. Sanki siyaset eliyle adalet, halkın gözüne soka soka çiğnensin isteniyor. Biz hâlâ adalet peşindeysek ve kendi başımıza gelen adaletsizliği giderememiş, devletimizin adaleti tesis ve temin etmesini sağlayamamışken, sıradan halk ne yapsın? Düşünün ki halkın hak arama mücadelesine sunduğumuz katkıları söküp alıp gelen biz, kendi başımıza geldiğinde haksızlığı, kendi hakkımızı arayamadık ya da söküp alıp gelemedik, hiçbir hukuki gerekçe yokken. Durum çok vahim yani. Özetle uçurumdan yuvarlanıyoruz, acilen müdahale edilmeli siyasete. Zaten de kimileri artık resmen çıldırdı. Hâl bu iken bile bir kadın siyasetçi, sırf iktidar partisine geçti diye türlü kabalığa maruz kaldı, türlü linç kampanyasına tabi tutuldu ki bu da suç, hiç değilse ahlaken suç.
Kuruldu kurulalı AK Parti'ye oy vermediğim gibi, hiç iyi geçinme yolu da tutmadık. Hep "Aman AK Parti'ye oy vermeyin sakın." dedik bizi dinleyenlere ve hep eleştiregeldik, hep mücadele edegeldik. Kendimden biliyorum; bir Nimet Hanım da değilim, vekil de değilim, hatta param da yok ama ben de siyaset yapmaya kalksam, bugün AK Parti'ye gitmek zorunda kalabileceğim ve yapsam gerçekten aynı Nimet Hanım gibi şaşacağım ne yapacağımı. Gördüğüm mobbingler, iftiralar, zanna dayalı suçlamalar, siyasi linç girişimleri, bazen özel hayatın da dâhil edildiği itibar suikastı girişimleri ve her türlü hukuksuz, ahlaksız teklifi yaşamak ve sonra "Acaba başka partide mi denesem?" deyip kendine başka bir kurtuluş ya da çare aramak. Siyaseti bırakıverip evine dönüvermek de güzel bir çare böyle durumlarda ama işte Nimet Hanım gibi inat ve ısrar edince, kendini sonunda yıllarca karşı durduğun AK Parti'ye rozet takarken bulursun. Hangi iyi niyetli insanlar safiyane niyetlerle siyaset yapsa, bu sözde muhalefet partilerinde inanın aynı kaderi yaşardık. "Hiç ben olmazdım." demeye lüzum yok şu ortamda; zira gerçekten çok aktifler çeteler siyasette, hiç olmadığı kadar aktifler. Dolayısıyla da siyasetin cılkı çıktı; neredeyse hiçbir partide siyaset yapamaz hale geldi hiçbir kliğe ya da emperyal çeteye dâhil olmayan bağımsız siyasetçiler.
Hâl bu iken ve siyasetin ve siyasetçinin itibarı zaten yerlerde sürünüyorken, idealist ve omurgalı siyaset yapan insan sayısı doğal olarak çok azaldı günümüzde. Siyasi partiler, insanlar halka hizmet, fikir ve projelerini topluma mal edebilmek amacıyla özgür siyaset yapabilsinler diye çok partili sistem oluşturularak var edilmiş ve dolayısıyla insanların siyasi parti değiştirmesinde hukuken hiçbir sakınca yok, bilakis kolaylaştırılmış; öyle de olmalı. Adını belki de ilk defa duydum, AK Parti'ye geçmiş Nimet Özdemir. Tabii haklı olarak muhalefet cephesinden tepkiler var. Ben ne Nimet Hanım'ın AK Parti'ye geçişini doğru bulup savunuyorum ne de Nimet Hanım'ın siyasi anlayışı veya AK Parti'ye geçiş sebebine dair bilgim var. Ama Afyon belediye başkanı örneği önümüzde, yine Keçiören belediye başkanı da bu bağlamda iyi bir örnek. CHP'de siyaset yapma imkânları gerçekten kalmamıştı ve dengeleri gereği siyaseti de bırakamadılar, derken AK Partili oldular. Çok vardır örnek.
İster iktidarı bırakıp muhalefet saflarına katılmış olsun, isterse de iktidar tarafına geçmiş olsun fark etmez; seçilmiş ise oy veren seçmen eleştirir, hakkıdır da, eleştiri doz ve sınırlarında kalması kaydıyla. Ama linç ettirmek de nedir arkadaş? Kadına saygı hususunda biraz daha özel dikkat edilmesi gerekmez mi? Muhatap kadın ise özellikle ağzına gelen de söylenmez ki. Zaten kadınları siyasette çok çok az görebiliyoruz ve zaten kadını her alanda daha etkin ve aktif hale getirmek zorunda iken, teşvik etmek, özendirmek yerine neden bezdirmek ister gibi davranıyoruz? AK Parti de ülkenin partilerinden bir parti ve biz eleştirsek de, biraz da beceriksiz siyasi rakipleri sayesinde Türkiye'nin son çeyrek asrına sonuçta damga vuran parti. Türkiye'nin her ilinde, ilçesinde teşkilatı olan belki de tek parti, ya da hadi iki partiden birisi diyelim ki üç yok zaten eminim. Hatta bence AK Parti ve CHP dışındaki partilerin seçime girme hakkı elde edebilecek kadar bile dört başı mamur teşkilatı yok. Siyasi partilerin de hepsi birbirine benzeyip gitmişken, artık siyasetin gündemine idealler, ideolojiler, program ve projeler hiç gelmiyorken ve parti değiştiren siyasetçinin seçmeni de değilken hakarete, iftiraya ne lüzum var? Her şeyden önce hukuken hakkı insanların parti değiştirmek ve kolaylaştırılmalı bence. Bedelini ödetiriz tabii kendi şehrinde; zaten haksızsa, yanlışsa seçmeni sorar hesabını ve keser cezasını. İnsanların hayata küsmesine vesile olmak ister gibi yorumlar yazmayı halletmiş olmaz, en azından parti değiştirmeleri.






