Bildiğiniz üzere ara ara ifade ediyoruz; şehrimiz Uşak, Türkiye’nin diğer benzer illerine göre, ille de çevre illere göre çok alanda geri kaldı ve gelişimini tamamlayamadı. Gerek deri ve tekstil ve biraz da son yıllarda geri dönüşüme dayanan sanayimiz, gerek tarım ve hayvancılığımız ve gerekse başka sektörlerde uzun yıllardır adeta yerimizde saymaktayız. 2000’lerin başında ne kadar idi ise örneğin şehre gelen turist sayısı bugün de aşağı yukarı aynı. 2000’lerin başında ne kadar tanınır idiysek şehir olarak bunda da pek değişiklik olmadı. İki binli yılların başından beri çevre yollarımız tamamlanmadı ve iki binli yılların başından bu yana fabrika sayımız ya da kapasitemiz de maalesef çok artmadı. 2000’li yılların başında da biliyorduk; Ulubey ilçemiz sınırlarındaki Kanyonlarımızın çok kıymetli olup doğru ve iyi değerlendirilemediğini, biliyorduk Karun’un, Allah’ın ayetleri ile varlığından bahsedip çokluğunu da tarif ettiği hazinelerinin üzerinde oturduğumuzu ve biliyorduk o zamanda Avrupa’nın en büyük altın madeninin şehrimiz sınırında olduğunu ve dahi biliyorduk şehrin kadri bilinmeyen nimetlerinin sayılamayacak kadar çok olduğunu ve her bakımdan çok avantajlı olduğumuzu. Ama yıl 2026, sadece biliyoruz. Kuvâ-yi Milliye ateşinin yakıldığı şehiriz; vatanın ve milletin kaderinin kırılma anının yaşandığı coğrafyadayız ve ayrıca ilkler şehriyiz. Bir çok ilke de Kuvâ-yi Milliye gibi öncülük etmiş ve dahi Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde adı geçen, aşk yaşanılası bir aşıklar şehriyiz. Ama sadece biliyoruz ve maalesef bu avantajlarımızdan yararlanarak öncelikli hale gelmeyi bir kenara bırakın, üvey evlat muamelesi görmekteyiz yıllardır.
Yıllardır siyaseti dizayn edenler; "Biz şehrin algılarını tamamen ele geçirip bizim kadroları iş başına getirdikten sonra şehrin gelişimine izin vereceğiz." diyerek şehrin gelişiminin önüne, bizzat şehrin önde gelenleri olarak engel olmuş oldular. Neler yaşadık, yaşıyoruz? Limana 200 kilometre, başkente 300 kilometre; bu kadar kültürel altyapıya sahip, görgülü bir şehir iken üstelik sanayiye de yatırımcı gelmesini önlüyor statüko ya da müesses nizam kurucuları, başka alanlara da. Zira potansiyelinin farkındalar şehrin ve önünün alınamayacağını da biliyorlar. Cazibe merkezi olduğu takdirde ve kendilerinin şehri yönetiminde etkili olamayacakları endişesiyle, kendilerinden büyük sermayedarların ya da kurumların sanayiye ya da benzeri sektörlerde şehrimize yatırım yapmasına engel oluyorlar. Kıskançlık, dedikodu bir ve beraber hareket edebilenin önünü zaten tıkarken, birilerinin organizeli biçimde şehrin gelişimini şimdilik kaydıyla önlemesi şehrin işini hepten zorlaştırdı ve bu makus talihi kendimize kader edinmiş olduk el birliğiyle. Keşke 2010 yılında yaptığımız uyarılara dikkat edilseydi ve şehrimiz bu kadar da geri kalmasaydı. Amacım elbette şehrimizin siyasi ya da bürokratik aktörlerini suçlamak değil ve zaten onların da elinde bir şey olmadığını biliyorum. Siyaseti de yerel medyayı da finanse ve dizayn eden bir yapı var şehirde; doymak bilmiyorlar ve sanayide de onların borusu ötüyor. Var olan sanayi kuruluşlarının bile batmasına zemin hazırlayıp, batan geminin mallarına üşüşür gibi firmaların arsalarına vb. değerlerine çöküyorlar kimseye duyurmadan, yok pahasına.
Bu bahsettiğim, organize suç çetesi gibi de davranan arkadaşlar ne amaçlıyor, kimlere hizmet ediyor aslında belli; ama kirli işler olduğu için gizli kapaklı yürüyor ve aşikâr etmek kâğıt üzerinde zor da oluyor. Malumunuz zaten ben önceki köşe yazılarımda bahsettim bunlardan. Geçtiğimiz gün Olay Gazetesi İmtiyaz Sahibi Gazeteci Abdurrahman Yavuz, "Onuncu Köy" diye bir program yapmış ve demiş ki: "Doğruyu söylediğim için dokuz köyden kovuldum, onuncu köyü kurdum." Bir kere belirteyim; biz 16 yılı aşkındır bu vazifeyi, yani her şartta doğruyu söyleme iradesini ortaya koyma vazifesini ifa ettik, ediyoruz; hiçbir yerden de kovulmadık. AK Parti tabanı da sever, sayar, inanır samimiyetimize; CHP tabanı ya da MHP ve İYİ Parti tabanı da keza. Bürokrasiden de kime sorsan "Devletçi gazeteci" der ve sahiplenir, kendinden görür; halk zaten öyle. Kovulan ya doğruyu söylediğine emin olsun ya da söylediği doğruysa ve eminse üslubuna, tarzına ve niyetine dikkat etsin. "Doğruyu söyleyen bu şehirde hiçbir yerden kovulmaz" desek yalan olmaz. Sayın Yavuz nedense Uşak Valiliği’nde yaşanan değişimden pek bir rahatsız, yeni Rektörü de zaten beğenmemiş nedense? Giden Valiyi hiçbir göze çarpar hizmetini ortaya koymaksızın ve sebep izhar etmeksizin hayli methetmiş ve "kaptırdık" demiş. Yeni Valinin yüzü gülmüyor ve "Kayyum Valisi" olduğunu da hatırlatmış nedense AK Partili vekiller ve il başkanına.
Neden CHP Uşak Belediye Başkanı’nı uyarmak yerine "KAYYUM Valisi" diyerek AK Partilileri uyardı bilemiyorum. Ve neden daha görevlerine bile tam başlamamış, herkesin devlet deneyim ve tecrübeleri, ayrıca Ankara’daki saygınlık ve çevreleri gibi sebeplerle umutla baktığı ve çok şey beklediği Sayın Vali ile Sayın Rektöre dair ön yargı ile eleştiriler getirdi bilemiyorum. Sayın Vali yüzüne gülmemiş galiba, ondan rahatsız. Belki de Sayın Vali’nin de kulağına gelen şeyler olmuştur. Giden Validen pek bir memnun imiş Gazeteci Yavuz; giden Vali bilememiş demek ki pek yüzüne bakılası birisi olmadığını. Biz 2010’lu yıllarda Gazeteci Abdurrahman Yavuz’un, zaten ismini kullanması bile sıkıntılı olan Gazeteciler Cemiyeti Derneği’nin başında iken, Sesli’ler üzerinden cemaate ve Uşak’ı merkez edinme planlarına nasıl yol vermek istediğini de biliyoruz. Sözde Gazeteciler Cemiyeti’ne, CHP ve MHP’nin milletvekili adayları Dilek Akagün ve Metin Deniz Savaş’a kurulan kumpaslara nasıl ev sahipliği yaptırdığını da. Kaldı ki USAŞ’a kurulan kumpasta da FETÖ’nün basın ayağı suçlamasından yargılandı malumunuz. Aynı arkadaş belki de "KAYYUM Valisi" derken, FETÖ ve FETÖ aparat ya da uşaklarına karşı acımasız olabildiğinden kaynaklıdır Sayın Yavuz’un bu tedirginlik ve telaşı. Belki de FETÖ soruşturmalarının gerçek mağdurlar üzerinden ve merkez edinme planları dikkate alınarak yeniden yapılabileceği ve yeni bir çatı iddianamesi yazılabileceğinden, kendisinin de açık yardım ve yataklık suçlarından tekrar yargılanabileceğinden endişelidir ki bir dönem gazetesine de kayyum atanmış idi. Tabi bilemiyoruz ama acz içinde kıvranırken bunları döktürdüğünün farkındayız ve özellikle Rektör Hocamız Prof. Dr. Ahmet Demir’e dair sözlerini kabul etmiyor ve esefle kınıyoruz. Giden Rektörümüz Prof. Dr. Ekrem Savaş’a da şahsileştirerek ve kalemini kabalaştırarak çok eza etmişti; ne istiyorsa artık. Amacı motivasyonsuzluk yaratmak ve birlik içinde hizmetin önünü kapamak galiba. Yine de günahı kendi boynuna ama kendisini uyarıyorum; zaten pek sevilmiyor, böyle devam ederse bu mesleği hepten ifa edemez hale gelecek. Bu arada çaresizlikten Uşakspor işlerini çok gündem ediyor ve Aşigoları aklınca avlamak için Mustafa Yalım’a çakıveriyor; ama Aşigolar bu zarfları yemez. Taraftar liderleri zaten siyaseti de medya dünyasını da öteden beri takip eden ve neyin ne olduğunu da kimin ne olduğunu da az çok bilen insanlar; o oltaya balık takılmaz, benden söylemesi. Şehri konuşmaya devam edeceğiz, doğruları usulünce söyleyeni baş tacı eden şehir halkının hatırına da olsa susmayacağız.