Uşak Milletvekili Mehmet ALTAY'ın İstiklal Marşı'mızın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü için yayımladığı mesaj şöyle:
"Nice insanlar vardır; doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Bazıları da vardır ki doğar, büyür, yaşar, fakat ölmez, sonsuza kadar yaşarlar. İşte Mehmet Akif, her ne kadar “Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?” dese de, bu ikinci gruba giren edebi ve vatan sevdalısı bir kişiliktir. O, bir düşünce ve dava adamıdır. Mehmet Akif’i anlamak, onun hayatını bilmekle anlaşılacak bir durum değildir. Onu anlamak; hayatını bilmek, eserlerini okumak, söylemlerine kulak vermek ve milli mücadele döneminde üstün vatan sevdasıyla yazdığı İstiklal Marşımızı derinden hissetmekle anlaşılır.
Hayatı bizim için örnek alınacak davranışlarla dolu olan bu büyük şahsiyeti, kısa bir sürede anlatmak elbette mümkün değildir. Ancak hayatından kesitler ve söylemleri bize ışık tutacak, ufkumuzu biraz daha genişletecektir.
Akif’in yaşadığı dönem, dünyanın Osmanlı Devleti için “Hasta Adam” dedikleri, 1.Dünya Savaşı ateşinin bütün dünyayı yakmaya başladığı, savaş, acı, yokluk ve sıkıntı dolu bir dönemdir. Mehmet Akif, böyle zor bir dönemde bir köşeye çekilip “Artık bu iş bitmiştir, bundan sonra yapılacak bir iş yoktur” dememiştir. Girdiği savaşlar neticesinde yorulan, silahı elinden alınan, zorluk ve açlıkla mücadele eden, elinde avucunda bir şeyi kalmayan Anadolu insanının, içinde bunduğu şartları kabul etmemesi, düşmanları karşısında göğüslerini siper etmesi gerektiğini anlatmak için Anadolu topraklarını karış karış dolaşmıştır.
Mehmet Akif Ersoy, milletini seven, özü sözü bir, son derece doğru bir insandır. Verdiği vaaz ve konferanslarla, o günün şartlarında yayınlanan gazete ve mecmualarda yazdığı yazılarla, Milli Mücadeleyi destekleyen dernek ve kuruluşlarda görev alarak ülkemizin düşmanlardan kurtulması için gece-gündüz durmadan çalışmış, milli mücadelenin görünmeyen kahramanlarından biri olmuştur.
Ayrıca birçok ülkeyi ziyaret eden Mehmet Akif, bu ülkelerin kültürlerini çok iyi tanımış ve doğu ile batı arasındaki farklılıklar ve benzerliklerle ilgili son derece doğru ve isabetli tahliller yapmıştır. Avrupa’nın teknolojisini, bilgi birikimini, deneyimlerini almak yerine milli ve manevi değerlerimize yüz çevirerek onların çarpık kültürünü almaya çalışanlara karşı mücadele etmiş, bu durumu da yazdığı satırlarda eleştirmiştir. Diğer bir eleştirisi ise İslam’ı hiç bilmedikleri halde kendilerini çok dindar zannedenlere ve din ile bağdaşmayacak hareketlerde bulunanlaradır.
O dönemlerde, batı karşısında geri kalışın sebeplerini araştıran Akif, sorunun yegâne çözümünün birlik ve beraberlikten geçtiğine kanaat getirmiş, bunu da şu satırlarla dile getirmiştir.
“Girmedikçe bir millete tefrika, düşman giremez. / Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Yazdığı bu satırlarla günümüze de mesajlar gönderen Akif, ayrılığı bir milleti perişan eden amansız bir hastalık olarak tanımlamakta, bu hastalığın tedavisi olarak ta birlik ve beraberliğimizi sağlayacak ortak değerlere sahip çıkmamız ve o ortak değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmamız gerektiğini bizlere öğütlemektedir.
Mehmet Akif’in, İstiklal Marşı’nı yazdığında sırtında paltosu yoktu. Sırtına palto alacak parası olmayan Akif, İstiklal Marşı için verilen ve o zaman Ankara’da apartman ve arsa alabileceği parayı şehit ailelerinin çalıştığı bir vakfa bağışlamıştır. Akif, bu kadar büyük bir şair, büyük bir eğitimci değil, aynı zamanda büyük bir erdem örneğidir.
Mehmet Akif'in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür, hatta Birinci Dünya Savaşı içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce, “milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz” demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir.
Milli Marşımızı, ne zaman dinlesek heyecanlanıyor ve gururlanıyoruz. Yüce Milletimizin hangi zor yollardan, emarelerden geçerek, birçok şehit verdiğimiz savaşlardan zaferlerle çıkarak bu günlere geldiğini İstiklal Marşımızın her satırında tekrar tekrar idrak ediyoruz. Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, hakka, yurduna ve dinine bağlılığını üstün bir yürekle dile getirmiştir.
Derin manalar ifade eden mısralarıyla, 23 Nisan 1920 tarihinde zamanın milletvekilleri tarafından gözyaşları içersinde dört defa ayakta dinlenen Milli Marşımız için -Akif’in deyimiyle- “Allah, bu millete tekrar İstiklal Marşı yazdırmasın” diyerek, Mehmet Akif’i ve vatan için canlarını feda eden kahraman şehitlerimizi büyük bir rahmetle anıyorum." dedi.
"Nice insanlar vardır; doğar, büyür, yaşar ve ölürler. Bazıları da vardır ki doğar, büyür, yaşar, fakat ölmez, sonsuza kadar yaşarlar. İşte Mehmet Akif, her ne kadar “Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir?” dese de, bu ikinci gruba giren edebi ve vatan sevdalısı bir kişiliktir. O, bir düşünce ve dava adamıdır. Mehmet Akif’i anlamak, onun hayatını bilmekle anlaşılacak bir durum değildir. Onu anlamak; hayatını bilmek, eserlerini okumak, söylemlerine kulak vermek ve milli mücadele döneminde üstün vatan sevdasıyla yazdığı İstiklal Marşımızı derinden hissetmekle anlaşılır.
Hayatı bizim için örnek alınacak davranışlarla dolu olan bu büyük şahsiyeti, kısa bir sürede anlatmak elbette mümkün değildir. Ancak hayatından kesitler ve söylemleri bize ışık tutacak, ufkumuzu biraz daha genişletecektir.
Akif’in yaşadığı dönem, dünyanın Osmanlı Devleti için “Hasta Adam” dedikleri, 1.Dünya Savaşı ateşinin bütün dünyayı yakmaya başladığı, savaş, acı, yokluk ve sıkıntı dolu bir dönemdir. Mehmet Akif, böyle zor bir dönemde bir köşeye çekilip “Artık bu iş bitmiştir, bundan sonra yapılacak bir iş yoktur” dememiştir. Girdiği savaşlar neticesinde yorulan, silahı elinden alınan, zorluk ve açlıkla mücadele eden, elinde avucunda bir şeyi kalmayan Anadolu insanının, içinde bunduğu şartları kabul etmemesi, düşmanları karşısında göğüslerini siper etmesi gerektiğini anlatmak için Anadolu topraklarını karış karış dolaşmıştır.
Mehmet Akif Ersoy, milletini seven, özü sözü bir, son derece doğru bir insandır. Verdiği vaaz ve konferanslarla, o günün şartlarında yayınlanan gazete ve mecmualarda yazdığı yazılarla, Milli Mücadeleyi destekleyen dernek ve kuruluşlarda görev alarak ülkemizin düşmanlardan kurtulması için gece-gündüz durmadan çalışmış, milli mücadelenin görünmeyen kahramanlarından biri olmuştur.
Ayrıca birçok ülkeyi ziyaret eden Mehmet Akif, bu ülkelerin kültürlerini çok iyi tanımış ve doğu ile batı arasındaki farklılıklar ve benzerliklerle ilgili son derece doğru ve isabetli tahliller yapmıştır. Avrupa’nın teknolojisini, bilgi birikimini, deneyimlerini almak yerine milli ve manevi değerlerimize yüz çevirerek onların çarpık kültürünü almaya çalışanlara karşı mücadele etmiş, bu durumu da yazdığı satırlarda eleştirmiştir. Diğer bir eleştirisi ise İslam’ı hiç bilmedikleri halde kendilerini çok dindar zannedenlere ve din ile bağdaşmayacak hareketlerde bulunanlaradır.
O dönemlerde, batı karşısında geri kalışın sebeplerini araştıran Akif, sorunun yegâne çözümünün birlik ve beraberlikten geçtiğine kanaat getirmiş, bunu da şu satırlarla dile getirmiştir.
“Girmedikçe bir millete tefrika, düşman giremez. / Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Yazdığı bu satırlarla günümüze de mesajlar gönderen Akif, ayrılığı bir milleti perişan eden amansız bir hastalık olarak tanımlamakta, bu hastalığın tedavisi olarak ta birlik ve beraberliğimizi sağlayacak ortak değerlere sahip çıkmamız ve o ortak değerlere sıkı sıkıya bağlı kalmamız gerektiğini bizlere öğütlemektedir.
Mehmet Akif’in, İstiklal Marşı’nı yazdığında sırtında paltosu yoktu. Sırtına palto alacak parası olmayan Akif, İstiklal Marşı için verilen ve o zaman Ankara’da apartman ve arsa alabileceği parayı şehit ailelerinin çalıştığı bir vakfa bağışlamıştır. Akif, bu kadar büyük bir şair, büyük bir eğitimci değil, aynı zamanda büyük bir erdem örneğidir.
Mehmet Akif'in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür, hatta Birinci Dünya Savaşı içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce, “milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz” demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir.
Milli Marşımızı, ne zaman dinlesek heyecanlanıyor ve gururlanıyoruz. Yüce Milletimizin hangi zor yollardan, emarelerden geçerek, birçok şehit verdiğimiz savaşlardan zaferlerle çıkarak bu günlere geldiğini İstiklal Marşımızın her satırında tekrar tekrar idrak ediyoruz. Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, hakka, yurduna ve dinine bağlılığını üstün bir yürekle dile getirmiştir.
Derin manalar ifade eden mısralarıyla, 23 Nisan 1920 tarihinde zamanın milletvekilleri tarafından gözyaşları içersinde dört defa ayakta dinlenen Milli Marşımız için -Akif’in deyimiyle- “Allah, bu millete tekrar İstiklal Marşı yazdırmasın” diyerek, Mehmet Akif’i ve vatan için canlarını feda eden kahraman şehitlerimizi büyük bir rahmetle anıyorum." dedi.