İnsanlık tarihinin bilinen en eski çağlarında bu güne insan oğlu yaradılışa ve açıklayamadığı olaylara ulaşamadığı soruların cevaplarına korkularına yenemediği güce kutsallık katmıştır. Bu gerçek kimileri tarafından kafirlik olarak adlandırılabilir.
Unutmamalıyız ki yaşama amacı, yaşamını sürdürmek olan ilkel toplumların ateşe suya yanardağa güneşe aya tapmaları bu ögeleri tanımlayamamaları ve onlara dair bilgi sahibi olmamalarıdır.
Milenyum ve ortaçağ toplumlarını örneklerle kıyasladığımızda bunu gayet açık anlayacağız.
Ortaçağda Avrupa Kilisenin büyük etkisinde idi. Kilise, bütün cemaatini düzenli olarak dini duyguları sömürerek vergiye bağlamıştı. Ekonomik gelirlerinin başında bağışlar, günah affı bedelleri, cenneten parsel parsel satılan araziler yer alıyordu. Evet, bunlar gerçek. Kilise o kadar güçlü bir haldeydi ki ülkelerde krallar onlar tarafından belirlenir kraldan sonra gelen kişi ülkenin başpiskopozu olmuştu. Papa kralların üstünde bir güçtü. Cahil Avrupa katolik kilisesinin dini sömürüsü altında bu halde ezilirken İtalyan bir bilim adamı Galileo dünyanın güneş etrafında döndüğünü dile getirdiğinde kilise tarafında idamla yargılanmıştı. Çünkü bilim adına yapılan deneyler, bilimsel çalışmalar ve çalışmalar sonucunda ortaya çıkan verilerle oluşan iddalar, tezler; "büyücülük, hokkabazlık ve cadılık, şeytan işi" diye kilise tarafından kötülenmekte, kesin olarak halkın uzak durması gereken şeylerdi.
16. yüzyılda dünyanın döndüğünü söylemek ve bunu söyleyen insanın mantıklı teorilerine inanmak, kilisenin yani İsa'nın yer yüzündeki temsilcisinin bütün gazabını üzerine çekmekti. Bilim ekonomik olarak sömürülen halkın uyarılmasıydı ve kilise insanların uyarılmasını, uyandırılmasını istemiyordu!
Yukarda verdiğimiz örnekte inancın zorlayıcılığını görmekteyiz.
Kilise burada halkı kutsal kitaplarındaki bir cümleye göre Galileo’nun teorisine inanılmaması gerektiği ile zorlamaktaydı. Bu cümlenin manası şuydu: Yeşunun güneşe hareket etmeyin emriydi (yani güneşe tapmayın). Kutsal kitapta insanlar güneşe hareket etmemekle emredildiyse insanların yaşadığı dünyada güneşe hareket edemezdi. Halk buna inanırsa kutsal kitaptaki ayete aykırı davranmış olacaktı. (Bakınız dini olgularların nasıl menfi çıkarlar doğrultusunda kullanıldığına..) İnancın hakimlerinin yorumu yani kilisedeki papazların yorumu bilimin gerçeklerinden üstünde. Çünkü incilin dilini yalnız ve yalnız kilise deki papazlar biliyordu halk onlar din hakkında ne söylerse onu bilmeye mahkumdu.
Evet efendiler, Yeşunun güneşe gitmeyin diye yorumlanan cümlelerin bulunduğu kitap hala dünyada var ama bilimin gücü gerçekleri göstermeye muktedirdir. Kitabı yorumlayan din adamları ne kadar aksini iddia etselerde dünya güneşin etrafında dönüyor ve binlerce delili ile birlikte kanıtlandı.
Tek örnek ile anlattığım ortaçağ Avrupasının milenyum döneminde nasıl oluyorda bu kadar modern ve zengin olduğunu anlayalım. Cahiliye devrini yaşayan orta çağ avrupasını dünyanın merkezi ve en güçlü hale getiren olayların temel sebebi Rönesans ve Reform hareketlerinin tekikleyici başlangıcı Alman papaz Martin Luther’in kiliseye vicdanı ve bilim ışığında karşı duruşu ile mümkündür. Alman papaz keşiş Martin Luther halka dini tamamen anlamaları için incili Almancaya çevirdi. Halk tarafından apaçık görünen, okunan cümlelerde bahsedilenlerle kilisenin ve kilisenin önderliğinde halka din adı altında hükmeden papazların söylemleri ayet yorumları arasında büyük bir yalan olduğunu anlayan halk... (Örnek: Yeşunun güneşe hareket etmeyin demesinin aslında güneşe tapmayın demek olduğu ve bu ayetin dünyanın güneş etrafında dönmediğini söylemediği). Bilimle dinleri arasında bir çatışma olmadığını gördü. Artık halk kilise tarafından yasaklanan bilimsel deneylere sanata korkusuzca sarıldı ve günümüz Avrupasının temelleri atıldı.
Yukarıda yazdığım kısa yazıda karanlık bir çağdan modern bir dünya hakimiyetine giden Avrupanın din olgusuna hür, özgür, akılcı, araştırmacı, algılayıcı ve anlayıcı bakışı ile nasıl ulaştığını göstermeye çalıştım.
Günüzümde ise aynı Avrupa ve Avrupa kültüründen var olmuş diğer güçlü devletler; ABD, İsrail, Kanada vb. sömürgeci güçler kendi başlarında geçen ve kendi atalarını 1000 yıla yakın geride cahil bırakan bu din silahını kutsal dinimiz İslam üzerinde uygulayarak İslam toplumlarını bilimden uzaklaştırarak sapkın din adamlarını mertebelendirerek halkı bu yalancılara inandırmakta bu mertebe sahibi yalancıları siyasi bir güç haline getirip ekonomik olarak halkı sömürmek için islamiyeti kutsal kitabını anlaşılmasını sağlayan meallerin kuranı zedelediğini ileri süren tezlerle ile halkı kandırmaktadır.
Peki Kur'an-ı Kerim halk tarafından anlaşılırsa ne olur?
Kur'an-ı Kerim halk tarafından anlaşılırsa halk Hakk'ı anlar. Peki halk Hakk'ı anlarsa ne olur ?
Halk Hakk katında adil olanın ne olduğunu bilir. Peki halk Hakk katında adil olanı anlarsa ne olur?
Zulmün, yalanın, haksızlığın karşısında durur. Halk bu haksızlıkların karşısında durursa ne olur?
Devleti yöneten insanlar kul hakkı yemeye korkar, çocuğuna gemicik alamaz. Halk alim kılığında dolaşıp düşmanla ittifak eden ile hakiki alimi seçebilecektir. Halk ajan ajanların oyunlarına kanmamalıdır. Çünkü bu türajanlar çok iyi hatipler, tıpkı Arapları Osmanlıya karşı isyan ettiren Lawrence gibi dini çok iyi biliyorlar ve iyi birer hatipler. Türk halkı artık uyanmalı ve dinini bu tür insanlarda kurtarmalıdır.
illegal bahis - bahis siteleri - deneme bonusu veren siteler - canlı bahis - güvenilir bahis siteleri -