Üç büyük partinin Uşak'taki yönetim kademelerine, seçilmişlerine ya da adaylarına, şöyle bir göz gezdirdiğimizde, 2002'den beri birlikte hareket eden ama son dönemlerde ayrılmış hatta kavgalıymış izlenimi vermeye çalışarak kamuoyunda algılarla oynamayı hedeflediklerini düşündüğüm AKP başta olmak üzere, CHP ve MHP'de politika sahnesinde ya cemaatin çocukları var ya da hangi partili olursa olsun partililiği ya da yeterliliği gerçekten tartışılır insanlar var. Peki partiler ya da Uşak adam mı yetiştirmiyor? Yoksa cemaatin adamları mı çok kabiliyetli ve sevilen insanlardan oluşuyor? Ya da cemaatin adamlarını vazgeçilmez gibi gösteren sebepler nelerdir?
Öteden beri bir dizi siyasi operasyonlara maruz kalmış, parti Genel Merkezlerinin özel bir nazar ile bakıp, farklı sentezlerini ya da fantazilerini denemek için uygun görüp, adeta kobay şehire döndürdüğünü düşündüğüm, Kuvva-i Milliye yani Özgürlük ve Bağımsızlık meşalesinin ilk yakıldığı kent olan Uşak, daha geçtiğimiz seçimlerde Uşak'lı olduğunu iddia eden ama bir türlü ispatını net net ortaya koyamayan, Atatürk'e Türkiye'de çok az kişinin hakaret edebileceği biçimde uluorta hakaretler etmiş bir isimle adeta imtihan edilmişti. Parti Genel Merkezleri adeta anlaşmışçasına Uşak'ta değişik senaryoları mı deniyor? Yoksa bizim bilemediğimiz başka bir takım hesaplar mı var da bu kentin üzerinde bu kadar duruluyor, kentin insanına hiç kulak verilmeden adaylar belirleniyor, anlamış değilim. Cemaatle kıyasıya, birbirini yok etmek üzerine kurulu, bir kavganın içindeymiş izlenimi veren, ama iki tarafında birbirine ciddi zararlar verebilecek argümanları ellerinde bulundurmalarına rağmen, birbirine ciddi zararlar vermemek için adeta çırpındığı gözlemlenen AK Parti'den başlayalım ele almaya. Bilindiği üzere Ak Parti'de cemaat ile kavga başladığı günlerde yerel seçim sürecine girilmişti. Cemaatten vazgeçen hatta cemaate savaş açan AKP'de önce bu kavga ile tezat arz etse de Ali Erdoğan'ın başkan olarak ismi geçmiş ve Ak Parti Genel Merkezi cemaatin içinde olduğu her aklı başında insanın malumu olduğu Ali Erdoğan'ı 2014 Mart seçimlerinde AK Parti Uşak Belediye Başkanı adayı yapmayı ciddi ciddi düşünmüş, lakin neden sonra bundan vazgçerek Ali Erdoğan'ı paralelci olduğu gerekçesi ile masadan kaldırmıştı. Ancak bir başka cemaate yani Menzil cemaatine yakınlığı ile bilinen Nurullah Cahan'ı aday göstermişti. Yani Ali Erdoğan döneminde Gülen Cemaati'nin adeta arka bahçesi haline getirilen ve kaynakları Gülencilere aktarılan Uşak Belediyesi bu kez de Menzil Cemaati'nin arka bahçesi haline getirildi. Şimdilerde AKP, Uşak Belediyesi'ni adeta Menzilcilere terketmiş durumda. Menzilcilerin belediye kaynaklarına Gülen'cilerin yerini aratırcasına pervasızca ve cesurca adeta çöktüğü Uşak kamuoyunda sürekli konuşulurken, vatandaş Belediyeden hiç hoşnut olmadığı gibi AKP'nin en çok başını ağrıtan problemlerinden birisi, Uşak Belediyesi.
Mehmet Altay'ın Katıksız Cemaatçi Olduğu ve Adaylığını TÜRGEV'e Ciddi Bağışlarda Bulunarak TÜPRAG Firmasının Sağladığı...
Her neyse konumuz Belediye değil, Gülen Cemaati'nin politika sahnesindeki en önemli isimlerinden birisi olan Ali Erdoğan'ın, AKP'den 2014 mart seçimlerinde Belediye Başkanı adayı yapılabilmesi için en çok emek veren isimler eski Milletvekili Mustafa Çetin ve o dönemde şimdi de vekil olan Mehmet Altay olmuştu. Düşünün cemaat ile AKP arasında kıyasıya bir kavga var, AKP Genel Merkezi'nin Uşak'taki en çok güvendiği isimlerden birisi olan ve imtiyazlı biriymiş gibi davranan, akrabalarının tamamına yakınını torpille Devlet dairelerine işe aldırdığı iddiası ile sık sık gündeme gelen eski Milletvekili Mustafa Çetin ile Mehmet Altay bu kavgaya aldırmadan tescilli Gülenciyi AKP'nin adayı yapmaya kalkıyor. Her ne hikmetse buna köpürmesi, burnundan soluması gereken AKP Genel Merkezi de bu teklifi Ali Erdoğan'ın cemaatçi olduğunu bile bile değerlendirmeye değer buluyor. Bu bile daha o dönemdeki sözde kavgaların bir tiyatro olduğunu ortaya koyar nitelikte değil mi sizce? Her neyse Ali Erdoğan'ı aday yapmaktan gelecek tepkileri görmesi üzerine vazgeçen AKP, Nurullah Cahan'ı Belediye Başkanlığına aday gösteriyor. Cahan'ın adaylığının ardından Belediye Meclisi üyeleri yazılırken; Altay ile Cahan, Mehmet Altay'ın bazı Gülenci isimleri yazdırmak istemesi ile ters düşüyordu. Hatta biz bunları o dönemde yazmıştık ve yalanlanmamıştı. Düşünün AKP'de bir milletvekili var ve Belediye Meclisi üyelerinin yazıldığı esnada duruma müdahil oluyor ve kendi kadrosundan cemaatçi isimlerin Belediye Meclisi'ne girmesini sağlamaya çalışıyor, acaba neden? Hatta o dönem Altay, kendi referansı ile Zeki Ercel, Hasan Erdoğan, Mehmet Emin Akyay ve Mehmet Demirhindi gibi bazı cemaatçi ya da cemaate yakın isimlerin listeye girmesini de sağlıyordu. Yazdırmak için uğraştığı ancak Cahan'ın direnmesi ile muvaffak olamadığı Avukat Ali Osman Gürmen'i geçtiğimiz günlerde paralel çete davasında Gülencilerin avukatı olarak karşımızda gördük. Yani tescilli cemaatçileri Belediye Meclisi'ne yazdırmaya çalışan AKP'li vekil Mehmet Altay aslında hala cemaatçi olduğunu geçtiğimiz yerel seçimler öncesi tavırları ile de ortaya koymuştu. Yada AKP Genel Merkezi'nin bu kavganın tiyatro olduğunu en başından beri bilmekteydi. Mehmet Gün'ün il Başkanı olarak atandığı gece, cemaatin meşhur avukatı Avukat Uğur Çakmak ile Dolunay Sitesi'nde yönetim oluşturduğu iddiaları ile ta o tarihlerde de gündeme gelen ve yine cemaatin bir dediğini iki etmediği halde Uşak'a nerede ise hiç katkısı bulunmayan Altın Madeni'nin de avukatı olan Mehmet Altay bu tavrına rağmen geçtiğimiz Milletvekili seçimlerinde yeniden sürpriz bir şekilde 1. sıradan aday gösterilmişti. Mehmet Altay'ın aday olabilmesi için Bilal Erdoğan'ın başkanlığını yürüttüğü TÜRGEV kısa isimli vakfa Altın madenini işleten firma olan TÜPRAG'ın çok ciddi meblağlarda yardım da bulunduğu bizzat AKP'li başka aday adaylarınca kamuoyunda dillendirilmişti. Yani AK Partili Milletvekili aday adaylarının iddialarına göre Altay, yeniden aday olabilmesini Altın Madeni yani dolayısı ile cemaate borçluydu. Bu seçimlerden üç gün önce Fetullah Gülen ile yanyana çekilmiş resimleri de yayımlanan Mehmet Altay, herkes o artık aday yapılamaz ifşa oldu diye konuşurken sürpriz bir şekilde yeniden AKP 1. Sıra adayı gösterilivermişti.
AKP'de İl Başkanı ve 2. Sıra Milletvekili Adayı da Tescilli Gülen'ci Ya da Paralelci!
AKP'nin görevden alındığını gizlemek için "istifa ettim, aday adayı oldum" mazaretinin arkasına sığındığı iddia edilen eski İl Başkanı Basri Yıldırım'dan boşalan yerine yine katıksız Fethullahçı olduğu bilinen bir isim getirilmişti. Basri Yıldırım, Ergün Kırdinli, Mustafa Gündüz gibi isimler ile gayri resmi ortaklık kurarak belediyenin beton santrali işini aldıkları iddiası ile sık sık ismi gündeme gelen AKP'nin Gülen kadrosundan yönetime girmiş isimlerinden olan Servet Kuş, çok ilginç bir şekilde AKP'ye İl Başkanı yapılıvermişti. Kuş'un eşinin hala Gülencilerin toplantılarına resmen katıldığı da ayrıca bilinmekte. AKP'nin 2. Sıra Milletvekili Adayı da yine malumunuz olduğu üzere; 2002 Seçimlerinde cemaat kontenjanından vekil yapılmış bir isim. Sesli Battaniye fabrikasının eski doktoru Alim Tunç'ta hiç beklenmedik bir sürpriz ile AKP Genel Merkezi tarafından geçmişte cemaat referansı ile vekil olduğu yani paralelci olduğunu bile bile aday gösterildi.
CHP ve MHP'de de Durum Hiç Farklı Değil!
CHP ve MHP Cephesinde de durum aşağı yukarı aynı. MHP'nin İl Başkanı, Nakşibendi tarikatı üyesi olduğu bilinen ve bunu saklamaya ihtiyaç duymayan bir isim olan Ali Kurt; Ali Kurt'ta paralelci olmasa da şimdilerde Nurullah Cahan ve Ali Erdoğan tavırlarından anladığımız kadarı ile paralelciler ile bir uzlaşmaya vardıklarını anladığımız Nakşibendi tarikatının üyesi. Bilindiği üzere başkan olur olmaz 2009-2014 arasında Ali Erdoğan ile ilgili bütün yolsuzluk iddialarını araştırması ve ortaya çıkarması beklenen Nurullah Cahan, Ali Erdoğan ile seçim öncesi anlaşmış ve seçildikten sonra çok garip bir sessizliğe bürünmüştü. Ardından Ali Erdoğan'ın kendisinin yerine bir sonraki seçimde AKP'den aday gösterilmesine dahi razı olduğunu bildiğimiz ve Ali Erdoğan ile bir takım gizli görüşmeler gerçekleştirdiğini işittiğimiz Nurullah Cahan da, Ali Erdoğan da kendi iradelerini cemaatlerinin başındaki insanlara teslim ettiğine göre, Cahan ile Ali Erdoğan'ın anlaşmasını Nakşi tarikatı ile Gülen Cemaati'nin uzlaşması olarakta rahatlıkla okuyabiliriz. Buna ilave olarakta Ali Kurt'un adeta partiyi dağıtmak istercesine tavırlarını, ayrıca Ali Erdoğan ile yakınlığı bilinen eski UTAŞ çalışanı Kemal Köleoğlu ile Servet Koşar'ın geçtiğimiz seçimlerde Milletvekili adayı olan ve seçilen cemaatçi olduğunu bildiğimiz, ayrıca Yahudi çıkarlarını gözetmek misyonu üzerine kurulu CFR'ye üye olduğu, üstelik yönetim kademesinde yer aldığı bilinen Durmuş Yılmaz'a danışman oluvermesini söyleyebiliriz. Yani cemaat MHP'yi de nerede ise çepeçevre kuşatmış durumda. İl Başkanı cemaatçi, Milletvekili cemaatçi, danışmanları Ali Erdoğan'a çok yakın ve asla kendisi ile kötü olmayan iki isim. Yine, MHP'de de Belediye Meclis üyelerinin kahir ekseriyası Ali Erdoğan ile ve cemaatler ile araları çok iyi olan isimlerden oluşmakta. Devlet Bahçeli'ye karşı kongrelerde bayrak açan ve fakat cemaat bağlantısı olduğu yönündeki iddialar yüzünden kongreyi kaybederek Koray Aydın'ı açıktan desteklediği bilinen ve Nakşibendi tarikatı ile ilişkisi bilinen Erdoğan Varol başta olmak üzere, Ali Erdoğan'n yakın çalışma arkadaşı ve eski Belediye Başkan Yardımcısı Aslan Özkan, yine Nakşibendi tarikatı üyesi olduğu bilinen, eski Rota'cı Orhan Tamer, Ergün Kırdinli'nin ve Servet Kuş'un ortağı olduğu Yapı Denetim firmasında maaşlı olarak çalıştığı iddiaları gündemde olan Bekir Akağaç'ta söylenebilir. Bu arada UTAŞ Uşakspor ile yakından ilgilendiği ve Nurullah Cahan ile gizli bir anlaşmasının olabileceği iddia edilen Muhammet Gür'e, dolayısı ile de Ali Erdoğan'a olan yakınlığı ile tanınan Nevzat Yılmaz'ı ve Karun Okullarının Müdürü olarak tanıdığımız Necmi Dursun'u da pekala cemaate dolaylı da olsa yakın isimler arasında sayabiliriz. Paralel çete operasyonunda bazı paralelci bilinen iş adamlarının göz altına alınması ile beraber Durmuş Yılmaz'ın ve Gökhan Özoğul'un verdiği refleks ve ardarda fetullahçı olarak bilinen televizyonlarda verdikleri demeçler, aslında MHP'de de işlerin kontrolden çıktığının en bariz göstergesi.
CHP'yi ise aslında söylemeye gerek yok, çünkü herşey ortada. Özkan Yalım'ın sözünden asla çıkmadığı bilinen bir İl Başkanı ve Ali Erdoğan'ı partiye kabul ettirmeye çalışan bir milletvekili tablosunu şöyle karşıdan takip eden birsi hemen farkedebilir. Ali Erdoağan'ın cemaatçiliği ve Atatürk karşıtlığını tekrar söylememe ya da delillendirmeme sanırım gerek bile yok artık. Peki cemaatçi olduğu, Atatürk karşıtlığı biline biline niçin Ali Erdoğan üstelik Cumhuriyet Halk Partililere dayatılmaktadır?
Partilere şöyle bir göz gezdirince görülecektir ki, bütün partiler cemaat ya da cemaatler tarafından ele geçirilmiş ya da geçirilmeye çalışılıyor. Cemaatin adamlarına Uşak halkı mahkum edilmeye çalışılıyor. Peki cemaatin eli bu kadar mı güçlü? Ya da bizim partilerimizde hiç başka adam mı yok? Bu sorunun cevabı çok net. Aslında cemaat hiçte güçlü falan değil. Bu son mahkeme bu durumu yani cemaatin artık fiilen bittiğini net net ortaya koydu. Düşünün cemaatin bütün mütevellisi tiyatrodan da olsa gözaltına alınıyor en önemli isimlerinden 3 tanesinin de tutuklanacağı bir mahkeme görülüyor. Cemaat, bütün gayretlerine rağmen 24 kişinin yakınlarından başka kimseyi mahkeme önüne taşıyamıyor. 24 Kişi yargılanıyor, ama yargılananların çok yakın olanların dışında akrabaları ya da arkadaşları bile gelmiyor. Üstelik mahkemenin saati saatler öncesinden bütün Uşak'a duyurulmasına ve halen cemaatte kalmakta ısrar etmek zorunda olanların mahkeme önünde insan toplamaya yönelik tüm gayretlerine rağmen 100 ya da 150 kadar insan ancak toplanabiliyor. 24 Kişinin işçileri dahil kimse ama hiç kimse umursamıyor mahkemeyi. Çünkü herkes bu mahkemenin bir tiyatro olduğunun ve cemaatin de hükümetin de işinin gücünün yalan olduğunun farkında. Dolayısı ile aslında Cemaat fiilen bitmiş durumda. Aslında bu geçtiğimiz seçimlerin sonuçlarından da net net anlaşılmıştı. Bir avuç insan çok gürültü çıkartıyor. Medya ve sosyal medya başta olmak üzere algı operasyonları yapılabilecek malzemeleri çok iyi kulanabiliyor. Tabi ki cemaatin parti Genel Merkezlerindeki kulis faaliyetleri ve çalışmalarını da göz ardı etmeden ilave edelim. Biraz da para harcadı mı, problemi halledebiliyor. Yani aslında bahsettiğimiz sarmalı oluşturan kişilerin tam sayısını çıkarmaya kalksak, tüm partileri dahil edip bir hesap çıkarsak, bahsettiğim şekilde; bir şekilde anlaşarak meydanda kalan ve aslında birlikte hareket eden bu insanların sayısı iddia ediyorum 300'ü bulmayacak. Düşünün 300 bin nüfuslu bir kentiz ama, 300 bin kişiyi üstelik doğruluk ve samimiyetine inanmadığımız, hatta partilimiz olduğundan bile emin olmadığımız 300 kişinin yönetmesine müsade ediyoruz. Oysa yönetim vs. kademelerinde yer verilmese de, partilerimize gönül vermiş öyle değerlerimiz var ki kıyıda köşede. Esnaflar arasında, iş adamları arasında, Memurlar, Mühendisler, Mimarlar, Doktorlar, Hukukçular arasında say say bitiremem. Pırıl pırıl hiç bir şaibeye bulaşmamış, kendi iradesini başkalarına ipotek ettirmemiş, üstelik cemaatin adamlarından çok daha kaliteli ve siyaseti yapmaya çok daha elverişli, donanımlı birikimli, ağzı iyi laf yapan, kentini ülkesini milletini seven insan sayısı o kadar çok ki Uşak'ta, ben bir yazımda şahsen ya da gıyaben tanıdığım ve çok değerli insanlar olduğunu bildiğim üç siyasi görüşten de insanların arasında bulunduğu 300 kişilik pırıl pırıl bir liste yayınlayacağım. O listeyi gördüğünüzde çoğunuzun tanıdığı ama siyaset sahnesinde göremediği bir o kadar isim de eminim sizin akıllarınıza gelecek, utanacaksınız ve pişman olacaksınız, "nasıl böyle insanlar dururken, nasıl insanlara oy verip baş tacı etmişiz" deyip hayıflanacaksınız emin olun. Yeter ki biz aman sendecilikten vazgeçip, kentimizi ülkemizi gerçekten dert edinip, gücümüzün yettiğince bir ucundan tutalım ve olan bitene tepkisiz kalmayalım.
Yazımı bir hikayeyle tamamlayayım; Padişah bilgeye sorar, benim kurduğum devlet yıkılır mı? diye. Bilge cevap verir; "aman sende padişahım". Padişah hiddetlenir bu cevaba; "bre densiz, bilgesin dedik, bir soru sorduk, bu nasıl cevap" der çıkışır bilgeye. Cevap verdim padişahım der bilge, aman sendecilik bir başlarsa senin ülken yıkılmaya mahkum olur. Biz de bu aman sendecilik oldukça, bir avuç insan bizi yönetir ve kaynaklarımıza da destekçileri ve yardakçıları ile beraber çöker ve bizler daha çok seyrederiz olan biteni. Ama samimi söylüyorum bu bir avuç insan kalmaz, Devlet çökerse altında yine bizler kalırız. Onlar başının çaresine bakar, başka ülkelerde yaşarlar. Bizim gidebilecek yerimiz olmadığı gibi. Başka ülkelere gidip yaşayabilecek ekonomik ve sosyal gücümüz de olmaz. Gelin; bu aman sendecilikten vazgeçelim, Milletçe yol yakınken daha fazla sıkıntıya düşmeden, bu gidişe bir dur diyelim. Haklarımıza, ülkemize, devletimize ve değerlerimize sahip çıkalım artık ve bizi biz yönetelim. Başkalarının yönettiği adamların yönetmesine izin vermeyelim, diyorum vesselam...
Uşak Politika Sahnesinde, Neden Bizim Çocuklarımız Yerine Cemaatin Çocukları Baş Rol Oynuyor Acaba?
Mustafa Yüce
uğur bekar 11 Yıl Önce
,,dolayısı ile de ali erdoğan'a olan yakınlığı ile tanınan nevzat yılmaz'ı ve karun okullarının müdürü olarak tanıdığımız necmi dursun'u da pekala camate dolaylı da olsa yakın isimler arasında sayabiliriz,,,,, işte burda güldüm ,, nevzat yılmaz ve cemaat :)
partili 11 Yıl Önce
dediğiniz ve yayınlacağınız insanlar umarım üç partide de bir araya gelir ve partilerini kurtarır. yoksa bu yönetimler ile vay uşağın haline.
İSMET ERDEM 11 Yıl Önce
en karli ti̇caret di̇n ti̇careti̇di̇r.
Nevin 11 Yıl Önce
sevet kuşu eii̇ i̇le bi̇rli̇kte paraleli̇ en ust düzeyi̇ndeler basri̇ yildirimin çocugu orada okur i̇ken 3. 500 tl parasi yandi nurullah cahan beledi̇ye başkani olduğu güne kadar almadi mehmet gün hi̇ç almadi di̇n si̇asyet vay onlarin halleri̇ne sömürgeci̇ler bunlar kansermi̇ olur felç mi̇ olur bi̇lmem
Nevzat YILMAZ 11 Yıl Önce
asilsiz manasiz yorumunuzu kiniyorum.ben 40yildir ülkücüyüm hi̇çbi̇r zaman hi̇ç bir cemaati̇n adami olmadim olmamda.ben i̇deoleji̇mden tavi̇z vermedi̇m vermemde.vatan ,millet,devlet,din türklük sevgim yüreğime mühürlenmiştir.bu bana Allahımın lutfudur bu değerlerimin her biri için canımı veririm.laf olsun diye yazmayın.