Aşk; varlığının, insanlığın varlığı ile beraber başladığı sanılan, ancak bana göre hakikatte insandan önce var olan nesne. Halik olmadığı kesin ama mahluk demeye de dilimin varmadığı olgu...
Kanaatimce "Habib’im Sen Olmasa İdin Alemleri Yaratmazdım" kudsi hadisinin tecellisine mazhar olanların, Habib’im kelimesinin boşa seçilmediğini Allah'ın önce Muhammed Mustafa (asv) efendimizin ruhunda yansıyana aşık olduğunu bu nedenle de ona Habibim dediğini düşünürsek, Alemlerin Aşkın hürmetine yaratıldığını da söylemek mümkündür.
Alemlerin Rabbi olan Allah'ın Habibim derken kastettiğinin Rasulullah efendimiz (sav)'in ruhunda yansıyan cemali olduğunu dolayısı ile Allah'ın aslında kendisine aşık olduğunu ve sırf bu nedenle yani aşkı keşfettiği için alemi yarattığını düşünüyorum. Rasululah Efendimiz (as)'in gönlünün ayıne-i ilahi olması ve Rabbil Alemin'in kendi cemalini orada müşahade etmesi ile başlayan bir serüvendir aşk.
Buradan hareketle Allah'ın alemleri yaradış gayesinin kendisinde var olan harikalıkları ve gizli aşikar hazineleri keşfeden bir takım mahlukun O'nu tanıyınca yaşayacağı gayri ihtiyari aşk'ı tatması olsa gerek diyebiliriz. Kaldı ki meleklere "Adem (as)'e secde edin!" emrini, ben ona ruh üflediğim vakit secde edin dediği gerçeğinden de hareket edersek işin sırrına vakıf olabileceğimiz kanaatindeyim. Adem, taştan topraktan bir kalıp iken Allah'ın ona ruh üflemesi ile beraber meleklerden üstün hatta secde edilesi bir varlık oluyor, acaba neden? Çünkü ruh bedene üflendiği anda gönül aynasında tecelli eden Allah oluyor. Dolayısı ile edilen secde aslında yine Allah'adır.
Bir an Kabeyi gözünüzün önüne getirin etrafında namaz kılan müslümanları; ve Kabeyi yok farzedin. İnsanların birbirine secde etmek durumunda kaldığını göreceksiniz. Kabe bir manadır ve Allahın tecelligahı olan gönülledir. Aslında her mümin kalplerde tecelli eden Allah'a secde ediyor. İşte bu nedenledir ki Yunus bir gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil demiştir. Müminlerin ve ariflerin gönülleri Allah'ın tecelligahıdır. Onu yıkarsan Kabeyi yıkmaktan daha fazla günaha girersin.
Aşk; öyle kuvvetli bir nesnedir ki girdiği gönlü yakar kavurur, burada bir kıssayı sizerle paylaşmak dilerim. Babası bir gün Mecnun'un elinden tutar ve onu Mekke'ye getirir, Kabenin önüne doğru giderken Mecnun'a der ki "oğul yıllardır gönlündeki bu ateş seni kül etti, genç yaşta ihtiyarlattı, aklını yitirtti, dillere düşürdü. Kabe'de edilen dualar makbuldur diye seni buraya getirdim gel birlikte dua edelim de Allah seni bu aşk ateşinden kurtarsın." Mecnun "peki der" ve Kabe önüne geldiklerinde başlarla duaya... Babası oğlu Mecnun'un kurtuluşu için yalvarırken oğlunun gözyaşları içinde üstelik Kabe'nin örtüsünü yırtarcasına asılarak adeta naz ile dua etmesini hayretle seyrederken yanına yaklaşır ve oğlunun duasına kulak verir. Mecnun şu şekilde dua etmektedir: "Ya Rabbi bana bu aşk ateşini veridğin için sana şükürler olsun, ne olur beni daha fazla yak bu ateş çok güzel."
İşte bu kıssadaki gibi aşk ateşine giriftar olmuş kişilerde bu ateş adeta müptelalık meydana getirir. Aşık yangınından memnundur ve de razıdır. Hattı zatın da aşktaki sır şudur ki Allah bir gönülde tecelli eder daha sonra da bir başka gönülde tecelli eden kendisine aşık olur. Burada o gönülün sahibi olan bedenler posadır güzellik çirkinlikte bu yüzden göreceli ve önemli değildir aşkta... Şayet bu böyle olmasa güzelliğe kimse göreceli diyemezdi. Çünkü şu nettir ki güzel herkesçe güzeldir çirkin de herkesçe çirkin. Fakat kişi aşık olduğu insanda bütün ölçüleri alt üst eder bütün alem ona çirkin dese de o yanmaktan ve onu güzel bulmaktan vazgeçemez. Çünkü onun kalbinde tecelli eden Hak Teala fiziki görünüşü çirkinde olsa maşukunun gönlünde tecelli edeni sevmiş onda karar kılmıştır. İradesi ise asla kendisinde değildir. Çünkü seven Allah'tır. Tıpkı Mecnuna padişahın ey Mecnun ben Leyla'yı gördüm kara kuru bir kız nesini sevdin ki dediğinde ahh padişahım keşke sen onu (Leyla'yı) bir de benim gözümle görebilseydin demesi gibi.
Aşk binlerce yıldır tarifi yapılamayan ama dillere destan hikayelerin vazgeçilmez kahramanı olagelen bir gerçekliktir. İnkarı mümkün değildir. Ondan kaçmakta imkansızdır. Ancak Aşk'ı gerçek manada tatmak yalnızca temiz gönüllerin harcıdır. Çünkü Allah temiz gönüllere tecelli eder. Nifak bulunan paslı gönüllere tecelli buyurmaz. Dolayısı ile paslı kalplerin sahipleri aşk yaşayamaz. Anck yanılsamalarını yaşarlar. Adını aşk koydukları ancak hakikatte aşktan başka olan duyguları tadarlar sadece... Aşk'ın tarifi imkansızdır her kim ki onu tarif ettiğini zanneder o yanılmıştır. Bendeniz kendi yazmış olduğum bir makale de şu şekilde bir izah getirmiştim. "Aşkın içinde gayrı yoktur. Mesela Elini tutmadı isen gözüne bakmadı isen aşık değilsin diyemezsin, tabi ki onlarda vardır aşkın içinde ama aşk budur diyemezseniz. Ağaç suyu içer bu sayede dirilir tazelenir ama ağaç sudur diyemezsin, güneşten de istifade eder ağaç, fakat güneşi ağacın içinde gösteremezsin. Aşk yapılan tüm tariflerin bütünüdür ve yeryüzünde aşk için yapılan tüm tarifleri toplasan yine de aşkın tarifi olmaz.
Ama onu bir arif tek cümle ile tarif eder: "AŞK KULUN KALBİNDE RABBİN KENDİSİNİ SEVMESİDİR."
Yazıyı çok daha fazla uzatmak mümkün ancak şimdilik bu kadarı kafi... Okucuyu da sıkmamak gerek diye düşünüyor hepinizi Allah'a emanet ediyor, Kalplerinizin Allah'ın tecelligahı olmasını temenni ediyorum.
Aşk Nedir? Aşkın Tarifi Mümkün Müdür?
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.







kaleminize sağlık, özellikle giriş paragrafı beni derinden etkiledi. Sonrası da geldi...