Hüseyin Baş; bizim, hain olduklarına 2019 yılı Mart seçimleri öncesi babasını bile ikna ettiğimiz isimlerle çalışıyor. Babasının "hain" dediği kim varsa Hüseyin Baş’ı pek bir seviyor.
Dünyanın en iyisi algısı yaratmaya çalışmak ve dünyayı yönetmeye kalkmak başka şey; gerçekten en iyi olmak ve dünyayı yönetmek başka.

Bildiğiniz üzere uzun süredir Uşak Haber Merkezi ekibi olarak, Uşak’ı merkez edinme planlarını fark ettiğimizi ve merkez edinmelerine engel olma mücadelesini sürdürdüğümüzü ara ara ifade ediyoruz ki sonuna geldik Allah’ın izniyle. Nihayet istihbarat örgütlerini yüzleştirdik. Uşak halkını istedikleri gibi dönüştürüp Kuva-yi Milliye ruhunun zuhur ettiği Aşıklar Şehri'nde öldüremeyecekleri ile ayrı konu ama bu mücadeleyi verdiğimize olan inancımız sebebiyle hiçbir konuyu atlamadan işlemek istiyoruz. Bu da bazen art arda ya da uzun yazılar yayımlanmasına vesile oluyor ve okuyucumuzu da yorabiliyoruz ancak zamanlama ve önem bakımından değerlendiriyoruz çoğu kez yazıları; muhatapları okusa yine yeter diye düşünüyoruz. Gündem de malum, hem şehirde hem ülkede sık değişiyor ve birbirine çoğu paralel yürüyor yerelde ve ulusalda. Bu yüzden kendimiz yorulduğumuz gibi takipçileri de yoruyoruz ama inanın değiyor. Lütfen okuyun yazdıklarımızın tümünü çünkü inanın buna değer; ileride "İyi ki okumuşum" dersiniz sonunda ve zaten bizce sonunda herkes gelip okuyacak bu yazıları.
Yeri gelmişken tekrar edip biraz açayım: FETÖ’yü ya da benzer yapıları kullanarak şehir siyasetini dizayn etme faaliyeti yürüten istihbarat örgütlerini mecburen biraz da ifşa ederek yendik, yeniyoruz. İnanın bana, ben inanarak söylüyorum ne söylüyor isem ve inanın yaşananı ekipçe yaşadığımızı söylüyorum. Peki, kimsenin bilmediği ya da bahsetmediği konular hakkında nasıl bilgi sahibi olup böyle uluorta yazabilir hale geldik? Ya da nasıl oldu da bunların sırrına erdiğimizi iddia ediyoruz? Hemen cevap vereyim: FETÖ başta olmak üzere CIA’nın maşa olarak kullandığı örgütler bize bulaşıp bizimle uğraştıkça oldu bunlar. Ta şimdi FETÖ’den cezaevinde tutulan eski asayiş müdürü Yılmaz Baytun’dan ya da dönemin emniyet müdürü yardımcısı İsmail Banazlı gibi isimlerden beri bizimle uğraştı FETÖ’cüler ve tabii bir sonra da Menzilciler. Fevzi Çakmak Rahmetli haklı çıkmıştı; sözde tarikatların pek çoğu İngiliz menşeli ve Batı istihbaratına hizmet eder çıktı.
Konuya dönersek; hayatımız boyunca istihbaratçı da görmedik, istihbarattan da anlamayız. Aramızda tek MİT kapısı gören Gazeteci Erkan Çuhadar; yanlış anlamayın, o da askerliğini MİT'te yapmış sadece ve asker kadar bilmiş kapısının nereden açıldığını MİT'in, asker kadar görebilmiş olup biteni. Askerden başka da pek kimse göstermemişlerdir malum zaten. Demem o ki bu konularda sıfır bilgi sahibiyiz ve bu halde iken rahmetli Haydar Hocam'ı, benim MİT elemanı olduğuma inandırmışlardı. Rahmetli, 2009 yılında beni taltif edip vazifelendirmesini beklerken, bizi "O MİT'in adamı" diye azarlayarak kovmuştu. Ertesi sene savından vazgeçip "Affettim onu" demişti rahmetli, bu da ayrı konu. Emekli Albay Ali Küsmenoğlu ona benden için "MİT'in adamı" demiş ve "Şimdi pek adam yerine koyup yanına gelen giden yok ama o MİT'in adamıdır" demiş; Hocam öyle söylemişti. Gerçi ben Küsmenoğlu Albay ile tanışmıyordum bile; sonradan öğrendim, "Onun evinde kaldım parti toplantısı için geldiğimde" diyerek inandırmış. Oysa benim evimde birçok Haydar Baş kurmayı diye hürmet ve muhabbet beslediğim kurmay ağırlandı ama Emekli Albay Küsmenoğlu adımını bile atmamıştı evime; zaten hiç tanışmamız dahi yoktu ama Hocam "Sen tanır mısın?" diye sormadı. Direkt olarak "Ali Küsmenoğlu senden için bana MİT dedi" diye söze girdi ve dediklerini aktardı.
Düpedüz iftiralar ve manipülasyon ile bizim memuriyetten istifa edip siyasete Hocam'ın partisinden dahil olmamızın önü kesilmişti ki inanın bana çok şey değişebilirdi. Biz Kula’nın Gökçeören diye bir kasabasının tamamına Hocam'ı sevdirmiş idik gide gele ve seçimlerin favori isimleri adayımız olmak için sıraya girmişti. Nitekim davulla zurnayla karşıladık Rahmetliyi İzmir'den geçer iken; köyün insanı ile onlarca araç, onlarca traktör ve motosiklet ile yemin ederim Yunus Emre tesislerinde... Ve köylü Hocamı kasabaya çay içmeye davet etmişti, Hocam da kabul etmişti. Kasabaya varınca bine yakın insan karşılamıştı; miting yapmış, Hocamı kürsüye de çıkarmıştık. Bu sürprizi yaşayıp çok mutlu olduğu gün Uşak'a geldikten sonra Hocamı manipüle ettiler ve çocuk doğmadan öldü. Ben Meltem TV’ye bir kere çıksam Meltem izleyicisi beni bir daha indirmezdi oradan; yine öyle, şimdi teklif etseler de ben tenezzül etmem inanın, ayrı konu. Çünkü Hocama ihanet içinde olduğuna Hocamı da inandırdığım insanlar ile iş tutuyor oğlu ve ailesi; kesinlikle güvenmiyorum.
Konuya döner isek; derin işler ile, istihbarat ile ya da bir biçimde devlet işleri ile hiçbir iştigalim de olmadı bugüne değin. "Derin devlet olduğu" kabulü ile hürmet besleyerek karşıma "Devlet" diye oturttuğum kimse de olmadı. Zaten devletin satıhta görünen yüzü yani Valilik ve bünyesindeki kurumların daire amirleri nedense kaçar gibi davranıyor ve bilerek ya da bilmeyerek bazen dolaylı da olsa kötü hissettirme veya itibarsızlaştırmaya kalkma operasyonlarında kullanıldıkları bile oluyor maalesef bizim baktığımız açıdan. Tabii biz yine de devletin sathı ile de derini ile de iyi geçiniriz. Devlet'in devlet olduğunu da, devlet makamında oturan kim olursa olsun devlet olduğunu unutmamam gerektiğini de biliyorum. O kadarlık devlet terbiyesi babamda da vardı zaten ve o öğretti bunları bize ki sonra Haydar Baş Hocam rahmetliden de çok feyz, ders ve nasihat aldık devlet terbiyesine dair; ki zaten hallerinde vardı onun, özel özel söylemesine gerek yok, gözlemlersen yaşantısının içinde alır gidersin. Geçenlerde bir sohbette Prof. Dr. Servet Rüştü Karahan, "Hoca iyi insandı ama MİT'in adamıydı" dedi. Ben de "O beni MİT'in adamı diye kovdu ama hocam siz bunu bilmezsiniz belki, çok anlatmadım komik diye" dedim ve anlattım ama savından vazgeçmedi inanın, ben hiç sanmıyorum. Tabii ki MİT'le hareket etmek de MİT'le çalışmak da suç ya da hata olmayabilir; niyetlere ve sonuçlara bakarak belki karar verilebilir ve beni rahatsız da etmez şahsen Hocamın MİT'in yani devletin adamı olarak anılması. Söz yeri gelmişken hepsinden bahsedeyim istedim.
Capcanlı örnek; bu yapılara mesafemizi gösteren, Amerikan askerlerinin başına çuval geçirerek çuval olayının intikamını Türk ordusu adına alarak dünyanın gündemini altüst eden kahraman komutanımız Aziz Ergen de geldi bir zaman yanımıza. Beraber hareket etme ve bizden yararlanma isteğini de izhar ederek "Siz Türkiye'deki belki de tek Kuva-yi Milliye Ocağı kalmışsınız, o yüzden öneminiz artmış" dedi ve şunları ilave etti aynen: "Türkiye'de iki kişi bir oldu mu üçüncüsü derinler olur; biz de bir olduk mu bize derinler gelecek mutlaka. O zaman siz onun derin olduğunu bilecek ama bilmiyor gibi davranacaksınız ve zaten onunla ben daha çok muhatap olacağım ve derin işleri sadece benimle konuşacaklar." Komutan henüz kendisine bu anlamda değen veya temas eden kimse yokmuş gibi konuşuyordu ama biz anlamıştık ki buraya yani Aziz Ergen Komutana "deriniz" diyenlerden değen olmuş. Devlet adamı tabii, devlet sırrı diye verileni bizimle paylaşamıyor; biz de kabul etmeyince arada kalıyor tabii. Geçmiş gün Erkan abi gidip söylesin; komutan diye epey çekişti derinlere: "Madem derinler imiş, ülke bu hale gelirken ve koca ülkede belki de tek Kuva-yi Milliye ocağı biz kalıp hepsi kapanırken neredeymiş? Hem bizim başımıza siyaset kuru iftira ile bu işleri getirirken neredeymiş onlar derin imiş de?" dedi, dedi de dedi. Osman Sınav ve Ömer Lütfi Mete gibi ağabeylerimizin dizilerini izleyip "İnşallah böyle derin adamları vardır devletin" diyen ve destan yazılır ise seyretmeyi ve aktarmayı seven insanlar olsak da hiç derin devlete veya derin devlet olmaya özenmedik ve derinliğimiz ya da derine dair bilgimiz de yakın yaklaşık bu kadardır. Zaten belki de ilk defa şu sıralar derin devlete ya da istihbarata dair kelamlar sarf etmeye başladık; önceden de pek gündem etmezdi, etmeyi sevmezdik. Derinse bir kimse "Ben derinim" dememeli, devletin sırrını ifşa etmemeli deriz.
Peki, hiç CIA ya da Mossad elemanı ile karşılaşmadan ya da hiç derinlerden haberdar olmadan ya da hiç istihbarata dair eğitim veya bilgilendirme almadan bu koca koca iddiaları nasıl sıralayabiliyor; Uşak’ı aslında Mossad ve CIA'nın merkez edinmeye çalıştığını söyleyebiliyoruz? Yanıt vereyim: Tecrübe. Allah rahmet eylesin, Doğru Yol Partisi Milletvekili Hasan Karakaya Hasan abimizin de az çok özelde siyasetine şahit oldum babadan dededen dost ailelerin birer fertleri olarak. O kadar yakındık ki ne Hasan abinin ne babamın ruhu bile duymadan işçilerden veresiye depo fulletip fulletip İzmir'e kaçtığımız da vakıadır ilk gençlikte. O dönemin belediye başkanı Erhan Akçay’ın babası ve kayınpederi ile dedem çok yakındı ve çok sayar severlerdi birbirlerini. Erhan Akçay’la da babamın da doğal olarak tanışıklık ve merhabası eskiye dayalı; saymadan geçemeyeceğim Uğur Serdaroğlu gibi, Orhan Erdoğmuş gibi çok büyük ve özel insanları çocukluğumdan itibaren tanıyıp gençliğimde nasihatlerini dinlemiş, hatta bazen fırçalarını yemiş birisiyim nihayet. Keza 99 seçimlerinde vekil olan Armağan Yılmaz ağabeyim de yine o dönem ilk belediye başkanı olan Ali Erdoğan ile de daha seçilmeden aday değilken tanışığım ve Armağan abi ile dost diyecek kadar yakınım. Çok dostluğunu gördüm, Allah başımızdan eksik etmesin.
Biz o yıllar tanınmış birisi de değildik fazla; kendi çevremizde herkes kadardı belki ama daha o yıllardan beri şehir siyasetinin en önemli aktörlerinin dizi dibinde bulunma fırsatı yakalamış birisiyim sonuçta. Siyasetin kucağına doğmuş gibi de düşünün; babası da her gün haberleri okuyan ve gazete alıp her gün sesli şekilde çocuklarına okutup köşe yazılarına varıncaya değin dinleyen, siyasi çevresi ve popülaritesi de hiç fena olmayan bir insandı ve mahallemizin ve köyümüzün en nüfuzlu ve saygın adamı idi kuşkusuz. Desem inanın köylülerimiz de mahallelilerimiz de "Yok artık" demez; hala beraber gibiyiz, çoğuyla sık görüşürüz. Neyse zaten 2009’dan bu yana fiilen merkeze iniyoruz ve FETÖ'ü kazıyamasak da merkez edinmesini önlüyoruz dedikten sonra hep siyasetçi ile idi işimiz, hep devlet kurumları ile idi. Birçok Vali ve Emniyet Müdürü tanıdık; Yılmaz Baytun gibi bir asayiş müdürü tanımış olmak mesela ne büyük tecrübe bilemezsiniz şehir siyaseti ve bürokrasisi açısından. Veya mesela maklubeci il milli eğitim müdürü tanıyıp onların siyasi ya da sosyal temaslarını gözlemlemek gizli aşikar... Amerikan imamı, bürokrasi imamı, siyaset imamı, sanayi imamı derken imamların da imamı atanan Hazim Sesli ile savaşmak ne büyük kazanımlar elde etmene vesile oluyor anlatamam. Fetullahçı yapılanmanın bütün mütevellisini topladı geldi bir zaman; imam Fetullah’a "CIA ajanı" deyince ki öyleydi belki yanımıza mütevelliyi de alıp gelen Uşak imamı da öyleydi. Fetullah’ın İsrail imamı ile aşık attık sonuçta; o zaman da malum, o da Uşaklı idi.
Demem o ki Fetullah’ın bu şehri merkez edinme planından bizi bizzat yaşadıklarımız ve özellikle de Fetullah’ın mütevellisinin açık istihbarat ifadeleri emin kıldı. Tehdit edip caydırmak için de olsa planın büyük olduğunu ve bizi kimsenin dinlemeyeceğini, perişan edileceğimizi söylediler sonuçta. Biz de "Göze aldık hepsini" dedik ve doğru yolda olduğumuza olan inancımızı da artırarak "Yola devam" dedik, mücadele ettik bu yapı ile. Emindik ki bu güç, bu şeytani akıllar Fetullah’ın da olamaz; belki de çoğu plandan haberi bile olmuyordu, "Deneme başarılı olursa duyururuz hocaefendiye" derler de başarısız olunca kapatırlar konuyu CIA'nın kullandığı sözde Fetullah’ın talebeleri. Neyse; CIA, Mossad, adı neyse onlar maşa edinip FETÖ'yü kendileri merkez edinmek istiyormuş meğer ve biz bunu da biraz geç anladık doğrusu. Denediler; türlü türlü metö, çetö, en son ötö derken biz de anladık ki maşalar değişiyor, aktörler ve üslup değişiyor ama aynı yöntemler ile merkez edinme daha doğrusu siyaset dizaynı faaliyetleri devam ediyor. O zaman emin olduk ki Uşak'ta Mossad ve CIA'nın gözü var.
İşte bu sebeple yani FETÖ veya FETÖvari yapıların siyaseti ve bürokrasiyi dizayn etmesinin ve algılar yöneterek Uşak halkını uyuşturmasının ve halk muhalefetini yok etmelerinin önüne geçmek adına olup biten her şeye pürdikkat etmek zorunda kalıyoruz ve sürekli neredeyse yedi yirmi dört çalışıyoruz ve emin olduktan sonra da gözlemleri paylaştığımız paylaşımlar sunuyoruz uzun uzun. Nasıl uzun olmasın, daha Fatih Erbakan konusuna giremedik bakın. Haberlerde gördüm inanamadım; adam resmen ve alenen Mossad reklamı yapmış ve adeta "Çare yok, İsrail ne diyorsa ona bakacağız, adamlar cinleri kullanıyor" demiş. Cinler neden bilgi vermek için Müslüman Türkler varken İsrail ajanlarını seçsin? Yahudiler ile kim iyi geçinebiliyor ve kim dost ki cinler onları dost edinmiş ve bilgi aktarıyor olsun? Tabii şimdi çoğunuz "İstihbaratta neden cin olsun? Allah insanı her sahada ekmel ve üstün yaratmış ve eşref-i mahlukat kılmışken istihbarat için neden cinlere muhtaç etsin? Cin kim ki sonra onun gelecekte olacağa dair bilgisi olabilsin? Veya Allah insana bile bahşetmediği gaybı 'Kimse bilemez benden başka' dediği bir vakıa iken cin kim ki?" de diyebilirsiniz tabii ve haklı da olursunuz. Cin ilmi de aynı derin ilim gibi benim hiç ilgimi çekmedi; hiç cin ya da cine sahip olduğuna inandığım kimseyle de oturmadım ve hep derim: "Cinim var" diyenin cini olmuyor, cinin insanı oluyor. Cin "Ben sana ram oldum" deyip insanı şımartıp kandırıyor oysa o insanı kendine ram ediyor ve her şeytaniliği de yaptırıyor artık anlaşılan.
Zira cinle iştigal ettiği söylenen kim varsa ya cünüp geziyor ya tırnaklarını kesmiyor ya taharet almıyor. "Hatıp Hoca var" derlerdi bizim çocukluğumuzda, "cin dermek" ya da "dernemek" de derler, "İçin Kuran-ı Kerim'in üzerine oturur imiş" derlerdi haşa. Cin bu işte; uydurdu mu ayağına Allah'ın buğz ettiği her haltı işletir insana. Ama Fatih Erbakan nasıl olduysa emin olmuş cinlerin Mossad’a çalışıp istihbarat vererek onları hepimizden üstün kıldığına ve Mossad'ın dünyanın bir numarası olduğuna. "Yazıklar olsun" dedim izleyince konuşmasını. MİT nasıl konuşturur bu sözleri bu heriflere anlamıyorum? Neden mesela dava etmez? Neden "Ne münasebetmiş, MİT mülkünde Mossad reklamı yapmak?" demez? Gerçek olmadığı bize ayan da inanan da olur bakarsın. Bu hadsize Mossad bir numaraysa da bu dünyadan habersiz densiz nereden bilmiş ve açıklamak haddi miymiş? Akıl alır gibi değil, babalar oğullarına inatla ihanet içinde ve kemiklerini sızlatıyor maalesef. Dedem rahmetli "İsrail'e karşı samimi bir o var" derdi ve oy da vermişti birkaç seçim Erbakan'a açıktan söyleyerek ve laf da ettirmezdi meclisinde. Zaten onun meclisinde kimse onun istemediği sözü edemezdi, bozar kapatırdı gerekirse. Şimdi o Erbakan'ın oğlu İsrail hayranı gibi, Mossad reklamı yapar gibi konuşuyor. Neymiş efendim, istihbarat cinlere kalmış, onlar da bunu İsrail'e veriyormuş; bu yüzden Mossad dünyanın en iyisiymiş. Yazı çok uzun oldu ama değdi bence; hiç değilse muhatapları okur hepsini de bir işe yarar, adı belli yazı diye uzattım. Kim bilir belki kendini cinci sanan bir kısım insan, cinin kendisini nasıl istismar edip kullandığını ve nasıl saf yerine koyup türlü kötü ve beyhude boş işle uğraştırdığını anlar. Allah selametini versin ve ömrünü uzun edip başımızda kılsın; başımızda şimdi İstanbul’da Doktor Musa Demir hep söyler: "Yahudi Müslüman’a hiç zarar veremezse işinden eylermiş, vaktini boşa harcattırırmış, boş ve olmayası yarenlikle kafasını da bu arada karıştırırmış" derdi ve nasihat ederdi: "Sakın böyle tiplerle fazla oturup kalkmayın."
Şimdi şu Fatih Erbakan’ı da bir dinleyin lütfen ve söyleyin; kemikleri sızlamamış mıdır rahmetlinin?






