
Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz günlerde İbrahim Ethem Karahan isimli; Uşak'ta uzun yıllardır gazetecilik ve reklamcılık gibi faaliyetler yürüten, ayrıca Uşak’ın doğal güzelliklerini özel çekimler ve kendi sunumuyla takipçilerine ve kamuoyuna aktaran bir gazeteciye, şehrin göbeği denilebilecek bir yerde menfur bir saldırı olayı meydana geldi. Olayı duyar duymaz tabii ki İbrahim Ethem Bey kardeşimizi aradık ama şimdilik pek de duyulmasını istemez gibi konuştuğu için, telefonla da olsa bir şeyler yazıp söylememiştik; kendi iradesine olan saygımız gereği. Ancak ben ertesi gün önce Emniyet, sonra Valiliğimizin yolunu tuttum. Önce Asayiş Şube Müdürümüz, gerçek bir polis ve devlet adamı edasıyla benimle konuştu, son derece şeffaf şekilde davranıp anlayış da göstererek hassasiyetini paylaştı, beni rahatlattı, sağ olsun. Aslında Asayiş Müdürü'nün kararlı ve güven veren tutumunu görünce Valiliğe dair planı iptal etmiştim ama yine de gittim. Sağ olsunlar, iki Vali Yardımcımız birlikte dinlediler meramımı ve onlar da meraklanmamamızı, devlete her zamanki gibi güvenmeye devam etmemizi salık verdiler ve Sayın Vali'nin zaten konuyla bizzat ilgilendiğini ifade ettiler. Tabii ki mesleğimiz gereği Devlet nezdinde biraz itibar ve imtiyaz beklememiz çok doğal, özellikle böyle durumlarda. Düşünsenize, gazeteci niye darp edilir? Susturulmak için. İyi ama gazeteci susarsa zaten aç kalır, gazeteciliği bırakıp başka işe bakmak durumunda kalır. Gazeteci, insanları ilgilendiren konularda konuşabildiği ve kitlelere etki edebildiği kadar para kazanır; susarsa, korkup kim gazeteci yerine koyar onu? Yani gazeteciye baskı kurmak sadece Adliye'nin elinde olmalı; özellikle illegal yöntemler veya zor kullanarak, zorbalaşarak susturmaya kalkan, gazeteciyi kanunun uygun gördüğü en ağır bedeli ödemeli. Dolayısıyla Valilik ve Emniyet'te gördüğüm ilgi de, Sayın Vali'nin bizzat ilgilendiğini duymak da açıkçası beni memnun etti; bu şehrin en saygın devletçi gazete kurumunun devletçi editörü olarak. Tabii ki Devletimize ve onu var edip hâlâ devletlik ettirenlere çok teşekkür ediyorum. Uşak Asayiş Şube Müdürümüz, geçmiş icraat ve operasyonlarından da bahsederek beni çok rahatlatmıştı: "Sen merak etme, arka planı da dahil nereye uzanıyorsa ben çıkarır, Savcılığın önüne koyarım," demişti. Dediği gibi de yapmış, sağ olsun. Hem emniyet çevrelerinden hem de İbrahim Ethem Karahan kardeşimden edindiğim net diyebileceğimiz bilgiler bu yönde ve sevinçliyiz.
Gelelim operasyona dair detaylara, arka plana dair gözlemlerime ve Adliye'den ve mahkemeden beklentilerime. Asayiş Şube ekipleri, öncelikle kamera kayıtlarına yansıyan görüntülerden hareketle faillerin kimliğini tespit ediyor. Bu gerçekten kolay bir iş değil, hele adamların önceden benzer suçtan sabıkası yoksa ve polis kayıtları ve hafızasına ismi ya da yüzü pek geçmemişse. Tabii kuşkuluların biraz yakın çevresinde araştırma yoğunlaşınca çok da zor olmamış, çabuk bulunmuş. Hemen ardından, kimlikleri tespit edilen şahıslar için gözaltı kararı istemeye giderken, diğer yandan da faillerin telefon kontakları başta olmak üzere, olay öncesi ve hemen sonrası kurdukları bağlantılardan, daha gözaltı gerçekleşmeden azmettiricileri de Asayiş ekipleri az çok çözdü. Sıra, delilleri ve belgeleri şüphelilerin önüne koyarak itirafa gelmişti. Nitekim hedefledikleri gibi oldu ve çözüldü; darp fiilini gerçekleştirenler, azmettiricileri de isim isim söylediler. Azmettiriciler hakkında da derhal azmettiricilikten soruşturma izni istendi ve başlatıldı tabii. Yani en azından ilk iki eşik aşıldı; failler ve azmettiricileri ifşa edildi ve yargılanmayı bekliyor.
Bundan sonrası elbette Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı ve soruşturmayı yürüten Sayın Savcımızın işi. Dilerim şeffaf ve adil biçimde devam eder yargı süreci ve dilerim hepimizin de vicdanını rahatlatacak bir adalet ortaya koyar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Uşak Adalet Komisyonu Başkanlığı'na bağlı mahkemesi ve hepimiz derinden bir "oh" deriz. Büyük ihtimalle siyasete yaranmak adına, yakın olduğu siyasetçinin de zaten kızdığını bildiği için bu cürete gelmiş azmettiricileri olayın. Siyasetin, azmettiricilere destek attığı da kesin; heriflerin zaten imtiyazlı pozlar ve edalarla geldikleri de kesin. İsim de vereceğim, zaten çoğunuz duymuştur; kaba kuvvet ve zenginliği ile anılan, namlı ve giderli birisi imiş pozlarında dolanan, benzin istasyonu sahibi birisi olarak bildiğimiz Abdulkadir Karaalp. Bu insanın azmettirici olarak yargılanacağını öğrenir öğrenmez inşallah savcılık ve mahkeme, Yalım’a olan yakınlıklarını da dikkate alır. Bunların ki, Yalım'ın bunları çok şımarttığı zaten herkesin dilindeydi. Kendileri konuşuyordu zaten; Yalım'a karşı sanki bir yaptırım güçleri varmış gibi hava atıyorlardı, biliyorduk. Yer yer Yalım’ın adamları gibi de anılıyorlardı. İbrahim Ethem Karahan, haklı ya da haksız eleştiri getirmiş bu arkadaşlara ve belli ki bu arkadaşlar önce bir güç gösterisiyle geri adım attırmışlar Karahan’a, keyiflerine göre paylaşım yaptırmışlar, sonra barış yemeğine davet edip tuzağa çekmişler ve alenen dövdürtmüşler, görüntü de çektirmişler. Eminim Özkan Yalım’a da atmışlardır o görüntüleri ve eminim Yalım da keyifle izlemiş ve "ellerinize sağlık" demiştir.
Kendi istemesine çok gerek de kalmaz; çevresinde zorbalığa elverişli adam bulunduran, çok kızdığını belli edip, o kızdı diye kimseye sormadan gidip döveni ödüllendirip taltif ediyorsa, azmettirmeden de çok dilediğini dövdürebilir. Zorbalıkla hüküm sürmeye kalkışan iş adamı olsa anlarız, köylü çiftçi de olsa anlarız belki ama siyasetçi veya devlet memurunun zorbalaşarak hüküm sürmesi asla kabul edilemez. Yalım zaten CHP'de öteden beri tehdit ve şantajla iş yürütüyor; herkes biliyor bunu. Henüz kaba kuvvet gözlemlenmedi belki ama sözlü, herkesin içinde bağıra çağıra zorbalık çok yaşandı belediye ve CHP'de. Herkes Yalım'ın çirkinleşmesinden korkuyor ve bazı özel hususlarda konu dahi açamıyor. Bu da tabii doğal bir gerginliğe sebep oldu ve şimdi de partisini dağıttı. Uzatmayayım, her şartta etrafa korku salan insanlarla anılarak, etrafında dövmeli, vücut yapısı yerinde adamlar bulundurarak korku salan kimseler siyasette olmamalı. Ne işi var böyle insanların vitrinde? Gitsin milleti eğlendirsin, bodyguardları ile orada, yani eğlence mekanında istediği zaman her emrine alabileceği sentetik uyuşturucu bağımlısı insanlar var ederse tabii korkar siyasetçiler. Devlet, bu insanın kulağını mutlaka çekmeli, bu arada onu söylemiş olayım. İlave edeyim: Bakalım savcılık, varsa ve gerekse, soruşturmayı bir eşik daha öteye taşıyıp soruşturmayı genişletecek mi? Veya bakalım, sıradan adam dövmenin ötesinde, ekmeği için uğraşırken vitrinde ve önemli bir gazeteciyi dövmenin cezası verilecek mi? Allah devletimize yardım etsin, yeter. Biz biliriz ki Devletimizin kendi sınırlarında her şeye gücü yeter. Yeter ki Devlet kendi istesin; o hep 18 yaşındadır.
Dilerim caydırıcı bir ceza verilir de yarın başka bir gazeteci arkadaşın daha başına gelmez. Geçmişte olanlar aydınlanıp, siyaset de cezalandırılsaydı bu olay belki de yaşanmazdı. Yapana da, yaptıran(lar)a da kâr kalmasın. Geçmiş olsun İbrahim Ethem kardeşim.






