
Yirmi üç yıllık iktidarın, muhalefetin içine sızmış, çoğunun başına neredeyse geçmiş adamları dışında ve iktidara namzet görülen muhalefetin kötü vitrini ile beceriksizliği dışında, en fazla kullandığı iki argüman, “din elden gidiyor”, “devlet elden gidiyor” şeklindeki saçma sapan korku veya beklenti idi. Oysa din, bizzat Allah’ın kendi beyanı ile bizzat Allah’ın korumasında idi ve hepimiz biliyoruz ki asla bozulamazdı. Cumhuriyet de kurucusu tarafından kutsanan ve ilelebet payidar kalacağı müjdelenen bir kutlu devlet idi. Dinde de devlette de ona inanıp bağlananların, mensubiyet şuuru ile yaşayanların içinde yaşar; ama “cem’in” dedirten birinde değil.
Dini vahyeden, “dine bir şey olmaz, korkmayın” diyor. Devleti kuran, “sizi, içinizden ya da dışınızdan birileri devleti yıkmakla, yok etmekle korkutamasın, biliniz ki bu devlet kıyamete değin yaşayacak” diyor. Ama bizim Müslümanlığı ağır basan camia, her nedense münafıklara inanıp “din elden gitmesin” diye münafıklara destek oluyor; “devlet elden gitmesin” diye tescilli devlet düşmanları da aynı şekilde.
Bakın mesela; bugün iktidara, sistem değişikliğine gitmesi, bölücü hainlerin elini sıkması ya da “taş medreseli” dediği, çoğu devlet ve Atatürk düşmanı haline getirilmiş ve adeta kullanılmak üzere zayi edilmiş kimseleri adam yerine koyması kaydıyla destek veren kimse de bize “devlet bekası, devlet bekası” derken, devlete düşmanlık anlamına gelecek fiillerin yaşanmasını sağlıyor.
Dikkat edin; “din elden gidiyor” diyen cübbeli sarıklı veya sarıklının kravat takmışı kimseler de dine en fazla zarar verenler. Hz. Peygamber ile alay etmek için hadis uyduranlar, dini maytap geçmek için kıssa, menkıbe, keramet uyduranlar, zaten dini ekmek kapısı haline getirip başka da bir işi olmayanlar. Bunlar da tabii iktidara, devlet yapısını değiştirmesi ve Osmanlıcılık gibi ütopik hayallere inanıyor gibi davranması ve hainleri kahraman gibi devletin en zirvesinde ağırlaması karşılığında destek veren ve sürekli hainleri, mafya liderlerini şımartır iken gördüğümüz tek kişilik dikta partisi liderinin de kankası.
Kadın programı sunucuları var bir de. Hele Müge Anlı’ya bayılıyor bu kerameti ve ilmi, hikmeti kendinden menkul derin zat. Onlar da tabii Türk milletine zehir saçıyor; hainliği, ahlaksızlığı, yalanı yaygınlaştırıyor, yayıyor ve meşrulaştırıyor. Onları da koruyup kollaması, himaye etmesi lazım siyaseten ki, devlet ve millet düşmanlığının hakkını en tepede bihakkın verebilsin. İsmini vermeyişim korkudan değil bu arada; gitsin, istediği yerde dava konusu etsin. Kastettiğim kimse bellidir ve haini, yolsuzu, dedikoducuyu himaye edenden asla korkulmamalıdır. Zira bilinmelidir ki, o zaten korktuğu bir şeyler olduğu için bu kadar pervasızca dine, devlete ve millete düşmanlık eden herkesle dostluk ve iyi ilişki içinde. Düşünün ki, FETÖ’cü şüphesini Türkiye’de en fazla barındıran köşe yazarı ve akademisyen hayranı. Kendisinin ve camianın geleceğini en iyi o tahmin edebiliyor.
Ne dine bir şey olur, ne de kutlu devletimize. Olan, bizim din ve devletimizi aynı anda hasım edinenlere olur. Çünkü o zaman Türk milleti durumu ferasetiyle kavrar ve beller, gereğini de yapar; yani hasımlık nasılmış size Türkçe gösterir. Her kim dini ve devleti hasım edinmiş ise, sanki ona sarılıyor gibi davranıp, “elden gittiği için ve kimse sarılıp sahip çıkmadığı için ben sarılıyorum” diyor. Bu tarihte de böyle olmuş zaten. “Devlet aklı yalnız benden zuhur eder, ben ne diyorsam ona bakın” diyen, görür devlet aklını millette. Millet zaten aklını alır. Sosyal medyaya girip yorumları okuyorsa zaten aklı gidiyordur, gerçi aklı gidiğine dair çok yorum yazan da var. Eğer öyleyse, okuduğunu doğru ve iyi anlayamıyor olabilir. Millet, resmen bütün siyasetin tepesinden bakıyor Türkiye’de ve siyasetçiden neredeyse nefret eder noktaya gelecek insanlar; bu, yerelde de bu noktaya hızla savruluyor.
Düşünün ki, vekilsin, memleketine gidiyorsun; hiç yolunu gözleyen, senden umut besleyen kimse yok. Çarşıya iniyorsun, “vekilim hoş geldin” diyen yok. Belediye başkanısın ama bütün şehir adeta üzerinden geçiyor, çiğniyor, sosyal medyada linç ediyor seni. Sen hâlâ yüzsüz yüzsüz TikTok çekiyorsun. Allah kimseyi bu duruma düşürmesin. Biz onun binde birini duysak, insanlardan sokağa çıkamayız yeminle. Adamın umurunda değil tabii; “Ya Rabbi, şükür”ü çok diyor.
Neyse, toparlayıp bağlayacak olursak: Ne din sahiplenme ister, ne de devlet. Dinin sahibi inananlarının tümüdür, devletin sahibi de aidiyet hissedenlerin tümüdür. Değil bir kişiye, bir heyete bile din ya da devlet sahibi muamelesi yapılamaz. Keza din, ayetle kendini koruma altına almıştır. Allah, beyanını bizzat Kur’an-ı Kerim kaydına geçirmiştir; dinin yegâne sahibi Allah’tır, o dini kendisi bizzat koruyacaktır, Kur’an’ı da keza. Devlet de yine tıpkı din gibi, kendisini anayasa ile korumaya almıştır ve demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkesini ilke edinmiştir. O halde din de, devlet de kendini yekten koruyabilecek kabiliyette iken, ne işi var bu başımızda din ve devlet bekçisi gibi davrananların? Devletin bu rolleri bu üstelik kopuk aktörlerin çalmasına neden göz yumduğunu da sanıyorum ileride anlayacağız.
Kenan Evren de kendini en üstün Türk kabul edip silah zoruyla başımıza geldi bir süre; ama tahttan indiği gün itibarı da bitti malum ve devlet de sonunda onu hâkim huzuruna çıkardı malum. Din işleri zaten hâl olmalı, yaşanmalı, dinin ve kişinin ölçülerince. Ama devlet işleri de fiiliyata mutlaka istişareden geçilerek dökülmeli; sözler ve işler, adı neyse. Dini işlerin ameli yanlış ise kişinin kendini bağlar belki, ama devlet işlerinin ameli herkesi ilgilendiriyor, devlete olan yakınlığına göre. Sen, “devlet benim” oldum dersen, hele yandık ki işimiz var. Kim sana vermiş bu cüreti? Arkanda belki yüzde iki buçuk bile oy yokken ve meclisin yüzde onu bile değil iken hâlihazırda, sen nasıl bu kadar cesur ve cüretkâr olabilirsin? Devlet ile olan ilişkisi, siyaset adamının kanun ve saygı çerçevesinde kalmalı ve devlet işleri bahane edilip siyaset üretilememeli; devlet kurumu bizzat istemedikçe bazen. Devlet adamı isen ve siyaset yapacaksan, devlet adamı gibi kanun çerçevesinde kalarak yolunu yürü ve güven ver. Yok, “ben imtiyaz istiyorum” diyorsan, git devlet kadrosu edin, devlet için de dene. Milletin tümü sana mübah dese de haram haramdır, kanunca suç suçtur. Ki millet hiç de razı değil bu alenen işlenince mübah gibi görünen suçlara.
Yargımız neden hâlâ sessiz? Resmen ülkenin bütün kurumlarının cılkını çıkarmak için uğraşır gibiler. MİT de mi rapor etmez yargıya, veya ordu da mı rapor etmez? Biz, şehirde bir sıkıntı olunca bir protokol üyesine duyurmayı bile yeterli görüyoruz bazen ve çoğu kez bir protokol üyesinin duyması yetiyor çözüm için. Millî Savunma Bakanı, Bakanlar Kurulu üyesi değil mi? Duyursa ya gidişatın vehametini? İnşallah yapıyorlardır üzerlerine düşeni kurumlarımız ve yaparlar inşallah tabii. Biz, güveniyoruz; devlet elden gitmez ve bölünmeyiz de, Müslüman iken biliyorum. Ve gazeteci olarak gözlem ve analizimi paylaşıyor, milletimize sesleniyorum, duyurabildiğim kadar: “Din elden gidiyor, devlet elden gidiyor” diyenlere sakın prim vermeyin. Siyasetin dışında olsun din işleri de, çünkü belli istismar ve suiistimal ediliyor. Din bizim dinimiz, yıpratmamalı ve gelecek nesillere de bir kurtuluş reçetesi diye aktarmalıyız kültürü ile beraber. Devlet de keza; bir mukaddes emanet sonuçta hepimize. Türk gençliği nezdinde de olsa hepimize emanet. Oğullarıma emanet edilen, bana emanet sayılır ve ben de zaten genç sayılırım. Lütfen, dinimizi ve devletimizi kimseye istismar ettirmeyelim; bedeli hepimiz için ağır oluyor gerçekten.
Nurullah Çavuşoğlu






