Yerel siyasetçiler ve bürokratlar da kendi şehrinin dengelerini gözeterek inisiyatif alabilmeli
Siyaseti buradaki il başkanı mı yapacak, yoksa Genel Merkez hatta Genel Başkan mı? Lütfen bir karar verin artık. İl başkanları atama gibi, kongreler ile geliyor belki, ama sonuçta il başkanı ve aslında saygın insanlar. Parti il başkanları ancak hiç inisiyatif alamazlar, salt Genel Merkez güdümlü siyaset üretirlerse saygınlık falan kalmaz. Herkes Genel Merkezin veya Genel Başkanın, adı neyse, kuklası gibi bakar.
Ne gerek var hem taşranın işine bu kadar müdahil olmaya? Koca genel başkan, il başkanı senin emir erin olamaz ki. Onu, senin o şehirdeki partililerin hepsi "başkan" gibi görüp dururken... Hem yakışık almaz ki. "Hiçbir şey yapma, sahaya da inme, basına beyanat da verme, bekle. Ben bir gün uğrar, biraz itibar veririm sana, biraz methederim, toparlarız. Belediye başkanı ile bile toparlıyoruz, sen merak etme." Bu mu yani şimdi siyaset? Otur otur partide, sonra Genel Merkez bir uğrasın, sen de bir etkinlik yap, herkesi çağır. Millet birbirini görmeye yine gelir nasıl olsa, sen de o gün çok mütevazı davranırsın, alttan alırsın, partiliye, halka durumu toparlarsın.
Böyle siyaset, insanı karaktersiz bir Makyavelist yapar ve zamanla kimse artık samimiyetine inanmaz. Çevresinde sadece menfaat ve çıkar için siyaset yapanlar kalır. Zaten bu noktaya savrulananı, ahir ömründe yapayalnız yıllar bekliyor. Zira çocukları bile artık görmek istemeyebiliyor. Hem il başkanı, kendi şehrinde Genel Başkan gibi de inisiyatif alması gereken isimlerden olması gerekmez mi? Silik bir emir eri gibi göstermeye ne gerek var? İnsan kendi aktörüne bu kadar kıyar mı?
Siyasetçiler, güven veren insanlardan, karakter sahibi, mantıklı ve özgür insanlardan oluşmalı. Esir siyaseti de, şantaj montaj siyaseti gibidir, sonuç getirmez "Evini olmaz," derler ya halk arasında. Zaten halk rızası olmayan hiçbir işten hayırlı sonuç ummasın siyaset yapanlar. Halk, kendi arkasından iş çevirmiş olabileceğinden şüphe ettiği anda bile acımıyor, emin olmasa da harcıyor. Hele emin olursa rezil de ediyor. Sonuçta netlik, şeffaflık istiyor insanlar. Dürüst, bilgili, görgülü, mantıklı, halktan insanlar istiyorlar siyasette.
İrili ufaklı hemen bütün parti il başkanlarını da tanırım, epey senelerdir. Çoğunu ve kimiyle yakın dostluklar kurmuşluğum da vardır. Yeni kurulan Anahtar Partisi il başkanı kardeşim de dahil, hepsiyle de iyi ilişkiler kuragelmişimdir. Özellikle mesela Ayşegül Obalı, İYİ Parti il başkanı iken bizi çok onore eden öneriler ve hediyeler ile gelmiş ve gidince de yine öyle karşılamış, hakkımızı teslim etmiştir, sağ olsun.
Kaderin cilvesi işte; bir şekilde eski tanıdık çıkıyor siyasetin bütün vitrindeki aktörleri. MHP il başkanı Ümit Arslan Başkan da ezel evvel tanıdığım bir dost. Az önce onu eleştiren bir köşe yazısı hazırladım, tekrar gözden geçireceğim sanırım. Akşama yayına girer zaten, bütün MHP camiası okuyacak o yazıyı. Eleştirdim kendisini, okursunuz. Ama yine dostum, yine kardeşim. Nerede, çocukluğundan beri tanıyıp sevegeldiğim, aynı mahallenin çocuğuyuz neticede. Birçok ortak dostumuz var dolayısıyla.
Demem o ki; Genel Merkezler taşra siyasetinden elini biraz çeksin ve il başkanlarını rahat bıraksın. Şehrin gerçeklerine, realitelerine ve dengelerine göre hareket edilsin; bir siyasetçinin ikbalini kollamak için değil. Edilgen bir il başkanı, sonrasında siyasette de kabul görmüyor artık, besbelli.
Burası Uşak zaten; Âşıklar Şehri ve Kuva,yi Milliye önderleri buradan çıkmış. Dolayısıyla "biat" kabul etmez. Özgür olsun, özgür davransın ister. Yetki verdikleri kişi... Aslında bu söylediğim bürokraside de geçerli. Ankara merkezli olmuyor işte. Valiler sokakta, halk içinde olmalı; yardımcıları törenlere katılmalı ve birlikte sevk ve idare etmeliler. Ama salt Valinin inisiyatifine almak için yönetimi, yönetimin yükünü de yüklemiş olduk Valilere. Çok yoğun bir seremoni ve özel kalem belirliyor zaten bütün gündemi. Sorarsan Valiliğe, "Sayın Vali'nin hiç vakti yok" ve olmuyor. Ama halka sorarsan da, "Valiler de siyasiler gibi salt kendi işlerine bakıyor, hiç halkı dinleyen yok," derler. Dinliyorlar tabii, ama şimdi halkta dert çok. Siyasetçi çok iş açtı halkın başına.
Bürokrasi ile halk, yerelde birbirinden uzaklaşmamalı. Her şeyden önce birbirini anlamalı ve halk, bürokrasiye güvenebilmeli; siyasetçiye güvenemese de. Ve yer yer bürokrasi çözümü getirmeli ve siyasetçiyi ikna etmeli vatandaş lehine. Her kurumu tek daire amirine, koyduğun adama, daire amirini de salt Ankara'ya bağlarsan tabii ki fikir üretilemez hale gelir ve şehirler böyle susuz bile kalır. "Yetiştirin şimdi Ankara'dan suyu," diyeceğim ama galiba Ankara'da da gerçekten su sıkıntısı var. Nereye gitsek? En iyisi Murat Dağı'na çıkalım, bizi orası paklar. Orada su ayağımızda nasıl olsa. Yörük çocuğu değiliz ama torunuyuz evelallah. Çadırda da yaşarız ki, dağda çok yattım ben çocukken, gençken. İşimiz dağlaydı malum, babam oduncuydu.
Söz yine uzadı... Savcılar salt Başsavcıya bağlı olur, kendisi Cumhuriyetin Savcısı olduğunu unutursa pısırıklaşır. Sonra kim hesap soracak mafya veya çete liderlerine, uyuşturucu baronlarına, teröriste, haine? "Salla başını al maaşını" alıştırırsan memuru, memur zamanla seni çökertmek pahasına kendi keyfine düşer ve personelin kopar gider halktan. Zamanla memur olan, akrabadan bile kopar olur ki, işte bu sıkıntıyı büyütür. Derhal önlem alınmalı ve devlet millet iç içe yaşanmalı ve yerel aktörlerin de siyaset yapma hakkı olmalı. Siyaset yapmak için illa Ankara'ya, İstanbul'a taşınmak zorunda kalmamalı insanlar. Ki ikisinde de olman lazım artık bu devirde, yoksa seni üye bile yapmazlar. Biraz potansiyel gördülerse, itibar suikastleri ile daha sen halka mâl olmadan bitirmek isterler.
Hiç iyi ruh halleri yaşamıyor zaten siyasi parti liderleri ve hiç de iyi değil siyasetin durumu. Halkın ilgisi de sıfır zaten, verdiği itibar da keza siyasetçiye sıfıra yakın.
Dündü galiba, oğlum gazeteci Yaşar Çavuşoğlu ve Türkolog adayı diğer oğlum, üniversite öğrencisi İsa Çavuşoğlu, röportaj haber üretmiş, halka sormuşlar. Hiç "umut var" diyen olmamış mevcut siyasi vitrinden. Millet, mevcutun değişmesi gerektiğine zaten epeydir emin, ama alternatif de kötü hatta belki daha kötü olunca kafası karıştı milletin. Yoksa mesela Kemal Bey, kendi aday olacağına gidip Ahmet Necdet Sezer'i ikna edip gelse, aday yapsaydı, yüzde yetmiş alırdı oyu. İnce ve Ekmeleddin’de evet, bariz kazıktı muhalefete. Kendi adaylığı da bana göre... Niyeti iyi bile olsa, istişare etmeden karar verip dayatmamalıydı. "Gel buraya, Muharrem," demeden birkaç gün önce, "Hem dindar hem Atatürkçü, hem akademik kariyeri ve komşu ülkeler anlamında uluslararası çapı olan, bizi komşular ile yeniden iyi edecek birisi adayımız," demişti isim vermeden de. İnce bu beyanatı duyunca derhal Yalova'ya, layık olduğu yere, köyüne gitmişti. Kendi ağzıyla havlu atmış ve eşofmanları bile çekmişti. İsim vermedi o gün Kemal Bey, ama tarife uyan bir bilim adamımız varsa gerçekten, aday yapmasak da artık bilelim ismini. İş, zaten aynı zamanda bilim insanı olduğun kabul edilirken, dindarlığının da kabul gördüğü bir zeminde, Atatürkçü de dedirtebilmiş olan bir ismi bulup aday yapıp yıldızlaştırmaktı. Seçim çok kolay alınacaktı tarif ettiği adayla Kemal Bey'in. Keşke İnce yerine o ismi aday açıklasaydı Kılıçdaroğlu; o gün bitmişti AK Parti faslı inanın.
Geçen seçim zaten Mansur Yavaş yıldızının en parlak zamanıydı. Şimdi aynı karşılığı kaldı mı bilmem, bende eskisi kadar hatırlı değil doğrusu. Söz uzar... Aday yapılsaydı tekrar, ben eminim yüzde yetmiş, belki daha fazla oyla seçilecekti Mansur Başkan. Ve hiç değilse hâlâ şu Bahçeli denen şeyi çekmek durumunda kalmazdık. Mansur Başkan Cumhurbaşkanı olsa dinlemezdi ki bunu, kimse... Milliyetçi cephe de zaten dinlemezdi. Ama o belediye başkanı kalmakta tuhaf şekilde ısrar edince, biz hâlâ aynı vaziyette, "Erdoğan'ın elinden iktidarı almak gerek bir an önce," deyip dururuz. Ve hâlâ muhalif yaşayıp bedel ödeyecek dururuz. Ama durum da inanın tam olarak budur. Hepimiz konuşmalı, inisiyatif almalıyız. Mustafa Oğuz da geçen aynen bunu tavsiye ve salık verdi ki, aklın yolu bir. Kim bu şehrin akil ise, o bellidir.
Dipnot: Az önce MHP camiasından bir kardeşim telefon ile uyardı: "Abi yazını okudum, çoğu doğru da, Ümit Başkan atama gibi bir kongre ile değil, gümbür gümbür, çok adaylı bir kongreyle geldi, hakkını yeme," dedi. Ben de, "Peki, yemem," dedim. Aslında bir genelleme gibiydi "atama gibi kongre" ama. "MHP hariç desem iyiymiş," evet dedim ve burada teslim ediyorum, hakkını. Yazıya müdahale etmemiş olmak için saygıyla...






