
Bu 10 Kasım'da, dini bayramlar ya da özel günler yaklaşırken uyguladığıma benzer bazı özel ritüellerle hazırlanmak ve yarın Allah nasip ederse saat 9'u 5 geçe, halkın arasında, halktan birisi gibi devlet törenine katılıp saygı duruşunda bulunup bazı özel etkinliklere de iştirak ederek final yapacağım bir ibadet mantığı ile halimi yaşayarak, hissederek, hatta bazen coşa coşa, bazen ağlayarak, bazen gülerek ama çoğunlukla dua ederek Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, hem de özgürlük mücadelesinin ondan evvel ve ondan sonra gelen kahraman erlerine ve bütün geçmişlerimize tabii en başta rahmetli babama ve sanki özel bir ay girmiş gibi kabul ettim bu Kasım ayını. Ramazan girmiş kadar olmasa da epey artırdım kendimce zikrimi de, ibadetimi ve duamı da. Büyükleri ziyaretler de düzenledim bu arada. İnşallah yarın da Hacım Sultan ve babam dahil bazı büyük bellediklerimin kabirlerini de ziyaret etme planındayım akşam üzeri. Bir aile reisi olarak ve bir derviş olarak, ama en çok Atatürk'ün kurduğu büyük devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir vatandaşı ve yüce Türk Milleti'nin bir ferdi olarak, ailemi de yanıma alıp Ankara'ya gittim. Keyfi, işimiz amacımız olmaksızın gezmeye gidişimiz belki de ilktir. Oğlum Ali'nin çok istemesine ve 10 Kasım için planlanan bir ritüel olmasına sığındık. Büyükleri ziyaret ettik; izzet bulmak için, büyümek için belki, belki de aydınlıklarından, maneviyatlarından daha çok istifade edebilmek veya kendini daha yakın hissedebilmek için de diyebiliriz. Ama arada büyük ziyareti iyidir. Keza bu dediğim, yaşayan büyükler için de geçerlidir; gerçekten büyük belleyip hal edinerek, hürmet ederek dinlerseniz. Nasibin neyse, büyüğünden onu alırsın büyük bellediğinden. Yeter ki için rahat olacak kadar bilgi sahibi olmuş ol önceden ve yeter ki büyük yanına gider gibi gidip, büyük yanına girer gibi gir büyüğünün huzuruna. Kendini huzurunda hissedebiliyorsan kabrinde, oraya git ve dua et, diyelim. Evine girdiğinde, onun huzurunda hissediyorsan da evini kendine türbe belle ve orada dua et, orada onunla uzlet etmeyi dene.
Kabir zaten Kâbe misali, aynı aslında kalbimiz de. Ama tevhidi ve temsili sağlamak için ona ihtiyaç var. Kâbe'miz olmasa hepimiz aynı yöne dönerek ibadet ettiğimize nasıl emin olabilirdik? Geçmişlerimizin kabirleri de böyle kabul edildiği için ve ruhlar âlemine dönük manevi hissiyatlar sadece kabir ziyaretlerinde yaşanabildiği ve insana ölümü tefekkür edebilme imkânı da sunduğu için var zaten kabirler. Okuduğumuz surenin ya da duanın faydasının olacağına emin olarak ve emin olmasak da kendimizi belki rahatlatmış olmak, vefa borcunu, minnet borcunu bir parça da olsa yerine getirdiğini gösterebilmek adına veya hiçbir şey yapmamış olmamak adına... Okuyunca ne okuduğumuz ya da ne anladığımızın önemi olmaksızın, bundan haberdar olan ruh şad olacaktır. Düşünsenize; şad edilsin istemiş ve dua etmişsiniz veya Kur'an-ı Kerim'den ayet-i kerimeler okumuşsunuz. Bunu yapınca manen rahatlamış oluyorsunuz da tabii. Fiili dua da lazım; yani gerçekten Atatürk'ün izinden gitmek de lazım mesela veya diğer büyüklerimizin. Fatiha da olmasa babama vefa borcumu nasıl öderdim mesela? Kabirler gezdim, özetle; başta Türkiye'nin en büyük kabri Anıtkabir'e, Türklerin hiç kuşkusuz ve tartışmasız en büyüğünün ruhunun tecelli etmesi, milyonlarca beklenen ve milyonlarca ziyaret edilen yere, Atatürk'ün naaşını taşıma şerefine nail olan topraklara ve muhteşem mimari görselliğe ve muhteşem atmosfere her gidişinde...
Sadece Anıtkabir değildi ziyaretgâhımız ve manevi himmet ve tasarrufunu da umarak ziyaret ettiğimiz büyüğümüz Hacı Bayram-ı Veli Camisi'ne de gittik ailece. Ailece derken; eşim ve en küçük çocuğumu aldım yanıma, diğer iki evladımı da temsilen. Eşim ve 9 yaşındaki oğlum Ali Yıldız ile birlikte. Bir başka ünlü Türk büyüğümüz, tıp ve tasavvuf dünyasında kuşkusuz deha olan büyük alim Akşemseddin gibi bir büyüğü feleğin çemberinden geçirerek yetiştiren ve dergâhından kendisi ölmeden mezun edip post veren Hacı Bayram-ı Veli'nin mübarek kabirlerini de ziyaret ettik ve şad olsun istedik o büyüğümüzün ruhu da. Keza Ankara'dan sonra gittiğimiz Kırıkkale'de de, herkese tavsiye edebileceğim bir büyüğümüzün yanına gittim. Haydar Sultan ismiyle bilinen, Ehlibeyt ve Türklüğün birleşince ne harikalıklar var edebileceğini gösteren başka bir büyüğümüzün de yine kabrine ziyarette bulundum. Hatta orada karşılaştığım türbedar ile de çok özel bir sohbet gerçekleştirdim ve adam "Sana el veriyorum" diyerek samimi bir şekilde elini uzattı sohbetin finalinde. Çok duygulandım ve çok özel hisler yaşadım. Oğlum ve eşimin de tüylerinin diken diken olduğu çok zaman dilimi geçirdik zaten. Bütün ziyaretlerden bahsedeyim istedim 10 Kasım vesilesi ile ki inanın 10 gün hazırlığa değer; yarın minnet ve şükranla anacağımız adam ve her gün andığına değer inanın. Keşke değerini bilebilsek ve keşke yoluna ömrümüzü vakfedebilsek. Gelin görün ki aile reisiyiz de bir şekilde ve başka sorumluluklar da var. Belki biraz haylazlık da bizden bu kadar. Gelecek nesillere doğru aktarmaya bakalım artık, ne diyelim? Allah ruhunu şad etsin, ölüm yıldönümünde büyük Ehlibeyt aşığı ve büyük Türk Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin ve bütün silah arkadaşlarının ruhu. Biz nasıl ki sahabeyi artık sahabe bilip pek yargılamaya gitmediysek, Atatürk ve silah arkadaşlarını da öyle biliriz; tıpkı Alparslan ya da Osman Gazi'ye ve arkadaşlarına da verdiğimiz imtiyaz gibi ki elhak haklarıdır. Şad olsun Türklük yoluna hizmeti geçen bütün büyüklerimizin.










