
Bildiğimiz üzere, bir dünya markası diyebileceğimiz Hitit Seramik fabrikası bir süredir üretim yapamıyor. Piyasa ve şartların çok iyi olmasına rağmen tuhaf bir biçimde fabrika geriletiliyor ve marka yıpratılmak isteniyor; fabrika çalıştırılmak istenmez gibi davranılıyor. Başta şehrin Uşak Valisi Sayın Naci Aktaş'tan, Özkan Yalım'ın minibüsçüler ile kriz yaşayıp şehir içi ulaşım tıkanınca gösterdiği cebbarlığı ve inisiyatif alma kabiliyetini bekliyoruz. Pekâlâ istese, hatır gönül bile koymadan sorunu çözebilir. Zaten sorun nakit değil, hatta nakit bile değil, güven. İsterse konuşur; işçi ve işveren ile kendisi güvenir ve güven verir, fabrikaya dair olur biter. Hiç mi icma ve kıyas yeteneği gelişmiş mali müşavir veya hukukçu yok içimizde? Hiç mi şehir protokolünü, bu fabrikanın açılması gerektiğine ve bu uğurda evvela bir olunması ve inisiyatif alınmasının gerektiğine ikna edecek akıl danesi yok bu şehrin? Herkes kendi işine bakmanın derdinde. İşçilerin ellerinin sanatı ve mahareti ile işsiz kalacağı ve belki de kiminin çoluk çocuğunun ortada kalacağı kimin umurunda? Kimin umurunda tabii tırcının, kamyoncunun yiyeceği ekmek? Şehrimize büyük hizmetleri geçmiş örnek insan İbrahim Hızal'ın ailesi zaten kimsenin umurunda değil; nasıl olsa garip olmazlar. Hem göz önünde değiller, İstanbul'dalar; hak aramaya da pek gelemezler. Biz siyaseti ve finansörlerini rahatlatalım, öyle mi?
Yazık bize ki, üç tane kız evladı ile yitirdiği eşinin nasıl bir vefasızlık ile karşı karşıya bırakıldığını gözüne soka soka, canını acıta acıta, üstelik biraz da kabaca yaşatıyoruz. Sen doğal gazı şehre ilk getirten adam ol, cebinden verip masrafını, sonra senin semereni yiyen hain karakterli herifler, sen ölünce senin fabrikana "Doğal gaz vermesin, ben güvenemiyorum" desin. Ne hazin tecelli gerçekten. O kızlarının duygu dünyasını düşünemiyorum bile. Yaşadım, biliyorum; hâlâ hak mücadelesi veriyorum kendi dünyamda. Gerçekten hiç suçsuz yere haksızlığa uğramak ve çaresiz hissetmek çok koyuyor insana. Allah'tan ki onlar zaten güçlü insanlar, belli ki ve tabii pek de çaresiz hissettikleri yok anlaşılan. Fabrika ile teminat pazarlığı yapıp yolunu yokuşa sürerken OSB, aslında yönetim kurulu başkanının elini güçlendiren bir karar aldı ve iflas verdi. Mahkemenin, konuya çok da hâkim olmadan, toparlayamaz; "Bu fabrika iflası verilmeli" yönündeki rapora istinaden verdiği karara itiraz yolu elbette açık. Bir kere baştan bunu söyleyeyim ve belirteyim. Anlaşılan yeni düzlükte, belki de bazı yeni aktörleri sürece dâhil ederek bir hukuk savaşına girecek, Sevgi Hanım anladığım. Anladığım, zaten babaları gibi olan İbrahim Hızal'ın hepimizi üzen erken vefatı ile yetim kalan işçileri, öksüz de koymayacak Allah'ın izniyle.
Mahkemenin kararını hukukçular, siyasiler, ayrıca da idari personel ve işçiler ile istişare ettikten sonra, gece geç vakte doğru ofisimize geldi fabrikanın Genel Müdürü Talha Altuğ kardeşim ve saatlerce oturduk. Artık epey geç vakte kaldık ama epey de yol aldık. Sağ olsun, eski evvel bilir tanır bizi ve öz ağabeyleriyleymiş gibi samimi davranır; öyle de yaptı zaten. Yaşananları bildiği ve gördüğünü olduğu gibi aktardı, bizi de iyice rahatlattı. Kendisi, kararın ayrıca fabrikanın artık OSB'yi dinlemeksizin, iflas masasının garantörlüğüyle derhal üretime başlatılabileceği yönünde bilgi geldiğini söyledi. Ki ben kendisine bunun olabileceğini, mahkemenin iflas yönünde karar açıklamasının hemen ardından yaptığımız telefon görüşmesinde söylemiş idim. UMPAŞ Holding bünyesindeki Seronova Seramik'ten biliyorum; benzer bir durum oluşmuş ve Seronova yönetimi OSB ile sorununu iflas kararının ardından çok kolay aşmıştı. Nitekim devlet satacaksa da burayı illa çalışırken satmalı ki asıl değerini çalışırken bulur fabrika, kuşkusuz. Bir restoran bile içinde işletmeci varsa, kira ödeyen daha çok paraya gidiyor; aklın yolu bir. Fabrikanın arsalarına ve mümkünse ve dahi işçi ve pazarına çökmek isteyenler, işçileri karşılarında bulacak belli; zira işçi patronuna çok güveniyor ve satmayacak, vefa gösterecek çok belli. Ona göre dikkat etsin herkes. Bence UMPAŞ işçileri de destek olmalı şimdi bu işçilere. Fabrika çalışır, büyürse bir gün bize de iş düşebilir, herkesin işine yarayabilir. Çalışırken ya yatarsa? Yatarsa sadece yatsın diye, her ahlak ve hukuk dışılığı reva gören talan ve yalan ekibi kazanır.
İnşallah bu sefer hak ve haklı galip gelecek. UMPAŞ'ta olanın burada tekrar etmesi için hiçbir gerekçe yok; çünkü bir kere patron işinin başında ve personel dimdik, bir ve dipdiri. İstese kamyoncular girip şehir trafiğini bile tıkayacaktı o gün. Allah'tan Sevgi Hanım çok olgun davrandı ve biraz zorlansa da bazen iyi yatıştırdı işçiyi de, kamyon şoförlerini de. Ki "korna çalmayalım" dediği hâlde avukat dinlemediler, klakson da çaldılar diye anlattı bana gazeteci Çavuşoğlu; kamyoncunun her eyleme hazır bir heyecanda ve canı burnunda olduğunu. Aslında herkesin canı burnunda ve bir kriz çıkmadan bu fabrika açılsa iyi olacak; yoksa yine ulusala düşeriz. "Vefasız Uşak" der bize Sevgi Hanım, basar parayı reklam eder, rezil eder; inanın ki haklı olur şu hâlde. Unutmayın, haklı olan çok güçlü de olur...






