
Geçtiğimiz mart ayında bir köşe yazısı yazmıştım. Bahçeli'nin açıklamaları ve hain Öcalan ve onun gibi hain heyetinin silah bırakma kararı hakkında. Bu yazımda şehitlerimize de değindim çünkü onlar televizyon ekranlarında "Terörsüz Türkiye" propagandası yapılırken alt yazılarda 10 saniye boyunca adı geçecek kadar değersiz değiller bizim için.
Elbette cennet vatanımda ben de istemem terör örgütü görmeyi fakat "Çözüm Süreci", "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen tüm bu süreçlerde özellikle de Öcalan ve onun meclisteki meşru gibi görünen sağ kolları Pervin Buldan gibi isimlerin desteği istenirse bu durumu samimi bulmam hatta adı geçen hainlerden destek umulduğu için bu acizliği esefle kınarım.
Atatürk ve silah arkadaşlarının bize armağan ettiği ve bağımsız bir biçimde cumhuriyet rejimi ile yaşadığımız bu topraklarda tüm Türk vatandaşlarının eşit olduğu ve hatta anayasanın 5. Maddesi ile bunun güvenceye alındığını görmekteyiz.
(Madde 5 – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.)
Yıllardır ülkeyi bölmeye çalışan Terör örgütlerinin ve bu örgütlerin bekası için çalışan kişilerin son günlerde gün yüzü bile görmemesi gerekirken; meclis kürsüsünden konuşup halka bela okumalarını, milleti temsilen vekil olup mecliste görev yapmalarını, bebek katillerinin ve örgütün kuruluşunda temel atanların serbest bırakılmalarını, Katil Öcalan'ın ekranlara çıkarılıp silah bırakma kararını desteklediğini sözlü bir şekilde ifade etmesini izledik.
Peki bu denli sessiz olunmasının nedeni ne? Halkın sabrı neden sınanıyor? Sükunet korundukça daha da ileri gidecekler mi? Tüm bu soruları soruyorum ve sormaya hakkımız var elbet. Fakat hakareti geçtim sorgulamak ve eleştirmenin bile suç sayıldığı bir dönemden geçiyoruz. Orman yangınları, siyasetin gündemi, ekonomi, işsizlik oranı... Ve saymakla bitmeyecek yüzlerce sorunun içinde vatandaş adeta distopyada boğuşurken "Çözüm Süreci" olarak adlandırılan bu kara propagandanın halkın meşguliyetinde ve gündeminin yoğunluğunda araya kaynak yapılır gibi ekilmesine razı olamayız.
Gelelim son günlerde popüler olan "Türkiyeli" kavramına. "Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı gözetilmeksizin vatandaşlık itibarıyla Türk denilir" denmektedir. Ki bu tanımın üzerine günümüzde dillere pelesenk edilmeye çalışılan "Türkiyeli" kavramı da neyin nesidir?
Kurucu Önder Atatürk'ün alt kimlik sorunun çözümü olarak kucakladığı azınlıkların ve bir bütünü oluşturmak, ayrımcılığı ortadan kaldırmak çabasıdır aslında Türk olmak.
Vatandaşlık temelli ve son derece toplum bütünlüğüne katkısı olan bu tanım yerine getirilmeye çalışılan "Türkiyeli" kavramı ayrıştırmanın önüne geçen değil aksine ayrıştırmanın temelini atan bi kavramdır. Tam da burada Atatürk'ü ve onun Türk’lük ideolojisini doğru anlamak gerekir.
Sonuç olarak Türkiyeli değil de Türk olmak demek ırksal bir ayrım değil ülkenin birlik beraberliğini gözeten vatandaşların eşitliğini sağlayan bir tanımdır.






