
Aylar var ki sürece zarar vermemek adına sessizce bekledim. Ara ara Genel Müdür olarak atanan sözde dostumuz ve kardeşimiz Talha Altuğ'a, patronla yani rahmetli İbrahim Hızal'ın eşi Sevgi Hızal Hanımefendi ile görüşmek ve süreci hem bizzat onlardan dinlemek hem de kendi gözlem ya da fikirlerimizi iletmek istediğimi belirttim. Hatta kendisinin de çok güvendiğini duyduğum bir işçi arkadaşa da durumu izah ettim ama sonuç alamadım. Yani Sevgi Hızal veya kızlarına erişemedik bir türlü ve bu yazıyı yazmaya mecbur kaldım. Okur da belki içinde bulunduğu vahametin farkına vararak, kamuoyu desteği dolayısıyla basını biraz daha önemser diyerek.
Süreci biliyorsunuz, daha önce yazdık. Ben uzatmamak adına özet geçeyim, anlaşılacak şekilde. Bize göre Hitit Seramik Fabrikası batırılıp, artık altın değerindeki mülklerine de ucuz ucuz çökülmek isteniyor. Hitit Seramik Fabrikası'nın mülklerinin altın değerinde olmasının sebebini de arz etmiş idim önceki yazılarımda. Malumunuz Sevgi Hızal çıkıp geldi Uşak'a ve bir basın açıklaması yaparak hem durumu arz etti hem de fabrikanın ve kendilerinin karşı karşıya bulundukları tehdit ve tehlikeyi aktardı kendi lisanı ile. Bizimkiler de bu açıklamaya ekipçe katıldılar ve haberleştirdiler.
Ben yetinmedim; imar rantı şebekelerini ve OSB Yönetimini, bir başka deyişle sermayenin ve siyasetin finansörlerinin önemli bir kısmını karşımıza almak pahasına yazılar yazdım ve hiçbir karşılık ummaksızın ve hiç çekinmeden, olduğu gibi görüp düşündüklerimi kamuoyu ile paylaştım. Bize göre fabrikanın tek kurtuluşu; başta fabrikanın işçileri ve nakliyecileri olmak üzere herkesten, özellikle de STK'lardan ve bürokrasiden, mümkünse biraz da siyasetten destek alarak kamuoyu oluşturmak ve OSB'yi aklın yoluna, kanunun çizdiği çerçeveye taşımak idi. İnanın sunduğumuz hizmetlerden bir kuruşluk menfaatimiz de olmadı, beklentimiz de yok bu yönde. Ancak mahkemenin iflas kararının ardından birden sürecin basınla ve kamuoyu ile paylaşılması bıçak gibi kesildi. O kadar ki, fabrikanın Genel Müdürü olarak atanmasını büyük bir sevinç ile bizim ofisten beraber fotoğraf vererek paylaştığımız, kardeş sandığımız Talha Altuğ’da bize artık güvenmez gibi bilgi vermemeye başladı.
Sürecin fabrikanın ve özellikle de işçilerin ve emekçilerin aleyhine gittiği kuşkusu içinde, çaresizlik içinde biraz daha bekledik hayliyle. Bu süreçte de defalarca Sevgi Hızal'a erişmek ve kendisine yapılması gerekeni kendi gözümden aktarmak ve birlikte hareket etmek istediğimi söylememe rağmen Genel Müdür Altuğ maalesef bize yardımcı olmadı ve zamanla onun da samimiyetine inanamaz hale geldik. Zira şimdiye değin yazmadığım ve şimdi de yazmayacağım ama gerekirse ileride yazacağım bazı duyumlar alıyorduk. Yanı sıra, Talha Altuğ'u defalarca uyarmamıza rağmen yanında tutmakta ısrar ettiği UMPAŞ'ı soyup soğana çevrilirken işin içinde bulunan bazı isimler ve yine UMPAŞ soyulurken de işin içinde olan sendika ve temsilcileri ile sık sık görünce hepten midemiz bulandı ve sesimizi patrona duyurmak adına bu yazıyı kaleme aldım. Hiç kimse vazgeçilmez değildir ve herkesin alternatifi de bulunabilir, Genel Müdür dahil. Ancak Sevgi Hızal'ın alternatifi yok mülkün sahibi olarak ve fabrikanın da keza alternatifi yok gibi bir şey. Kolay kurulası değil bir seramik fabrikası malumunuz. Dilerim yazımı okuyunca döner bana, Sevgi Hızal Hanımefendi de en azından bizi sürecin gidişine dair rahatlatırlar ya da en azından biz vicdanımızı rahatlatacak şeyleri özelden duyururuz kendisine. Zira gönlümüz el vermiyor; sonuçta işçilerin ekmek kapısının kapanmasına da, İbrahim Hızal rahmetlinin mirasına açıkça gözümüze soka soka çökülmesine de. Ki zaten böyle devam ederse çığ gibi büyüyen faiz borçlarını karşılayamaz hale gelecek koca fabrika ve arazi.






