Basın Bayramı yeniden Bayram olmalı Lozan yıl dönümü de Barış Bayramı ilan edilmeli. Her 24 Temmuz Basın ve Barış Bayramı olmalı

Bildiğiniz üzere 24 Temmuz Lozan Barış Antlaşmasının yıl dönümü. Esir edilmek topraklarına değerlerine ırzına namusuna çökülmek istenen Devleti girdiği dünya savaşında yenilmiş işgaline neredeyse bütün dünyanın sevindiği mağdur ve mazlum bir milletin esaret zincirlerini kırarak verdiği özgürlük mücadelesini kazandırmasının ardından savaştığı Devletleri oturttuğu masa da zaferini taçlandırmasının ve savaş meydanlarında kazandığı zaferi. Özgürlük ve barış içinde yaşama hakkını dünyaya kabul ettirişinin yıl dönümü. 24 Temmuz 1923'te yani Cumhuriyetin ilan edilmesinden üç ay kadar önce yedi düveli yenerek Sevr'i yırtıp attıktan sonra Türk Milleti adına masayı toplayan Cumhuriyetin kurucu iradesi dünyayı barışa ve Misaki Milli Sınırları da Türk Milletine ait tam bağımsız bir Türk Cumhuriyeti yaşatılmasına razı etmiş ve aslında bütün dünyaca barış bayramı ilan edilmesi gereken bu kutlu günün yıl dönümünü 1927 Yılında yani Cumhuriyet kurulduktan 4 yıl kadar sonra ülkede Barış Bayramı olarak ilan etmiş. Gelin görün ki kurtuluş savaşına öncülük edip zaferi kazandıktan sonra Cumhuriyeti kuran iradenin tam bağımsızlıkçı Türk Milliyetçilerinden ve Ehlibeyt sevdalılarından olmasını içine sindiremeyen güruh zamanla bu günün bayram olarak kutlanılmasını içine sindiremediği gibi neredeyse unutturmaya hatta önemsizleştirmeye çalışmıştır. Bu konuda ünlü tarihçilerimizden değerli gazeteci ve yazar ağabeyimiz Sinan Meydan'ın 22 Temmuz 2019 Tarihinde yazdığı "Lozan Barış Bayramı nasıl yasaklandı nasıl unutturuldu?" başlıklı sitemizde de yayımlanan ve Sözcü Gazetesi başta olmak üzere bir çok gazete de yayımlanan makalesini muhakkak okumanızı tavsiye ederek yazıma devam edeceğim ki uzamamış olsun. Zira bu yazımda vurgulamak belirtmek istediğim her bilgi ve veri o yazı da mevcut.
Siyasal İslamcılar sizlerin de malumu olduğu üzere Sahabe zannedip kutsadıkları tescilli münafık Muaviye ve Yezit'in kurduğu sözde İslamcı saltanatı benimsemekte genel olarak ve genel olarak pek dillendiremeseler de şeriat devleti hayal etmekteler ve ortada halifelik yapacak ehliyet ve liyakatte kimse olmamasına rağmen bir sözde hilafet Devleti hayal etmekteler. Yavuz gibi babasını kardeşini evlatlarını saltanatı uğruna katleden halifeleri olsun istiyorlar. Vahdettin gibi Çanakkale'de Türkler yedi düveli yendiği halde işgalciye limanları ve sınırları açıp Ordunun silahlarını toplatan ve nihayetinde İngilizlere sığınıp gidip İngiltere'de esaret ve sefalet içinde yaşamayı seçebilen ülkenin kurtarıcılarınca hain ilan edilen halifeleri olsun istiyorlar. Haddi zatında kendileri Halife olarak bizzat Allah ve Resulü tarafından önerilen İmam Ali'yi beğenmeyip edindiği maddi güce dayanarak kendini halife ilan eden densiz ve hadsiz Muaviye'yi kutsayan İmam Hüseyin gibi bir değere bütün ailesiyle beraber kıyan Yezit itini kutsayan insanlar değiller mi bu siyasal islamcılar? Başlarında bir sözde halife olmalı ve halifelik adı altında Tanrı'nın bile kendine kulları üzerinde hak görmediği haklara sahipmiş gibi davranan sözde halifeye kulluk kölelik etmeliler siyasal İslamcılar. Hidayet yani Allah'a kalben iman etmek Allah'ın bile kullarının iradesini terk ettiği bir haslet iken ve Allah korumasında iken sevdirerek özendirerek Müslüman edemedikleri insanları zorbalıkla ölüm tehdidi ile Müslüman etmeye çalışan ve Müslüman olanları hiç bir ölçü gözetmeksizin adeta kulu gibi görerek sömüren ve güden sözde halifeler yüzünden insanlığın yüzü gülmedi yüz yıllarca ve yüz yıllarca dünya kan gölüne döndürüldü ki sadece İslam'da değildi zorbalıkla kendi dinine insanları geçmeye zorlayan Hıristiyan ve Yahudi dünyasında da durum aynı idi. Siyasal Hıristiyanlık veya Siyasal Musevilik veya siyasal İslam hepsi aslında temelden yanlış ve Allahın asla kabul etmeyeceği anlayışlar ve tarih boyu birbirleri ile savaşa geldiler tarih boyu savaştan rant elde ettiler kan ile acı ve göz yaşı ile beslenerek.
Dünyayı İslamlaştırma şiarlarına insanlara bu bahane ile zulüm ediyorsunuz hidayet ancak Allah'tandır diyerek karşı çıkan Ehlibeyt İslamı Allahın murat ettiği biçimde anlayıp yaşadığı için ve siyasetine ticaretine vs. alet edip dinin istismar edilmesi veya dayatılmasına karşı olduğu için tarih boyu Siyasal İslamcıların düşmanı ola gelmiştir maalesef ve maalesef yeterince doğru anlaşılıp halka mal edilememişlerdir. Bu ayrımın ve gerek insan özgürlüğünün ve gerekse Ulus özgürlüğü ve ulus devlet anlayışının önem ve değerinin farkında olan ve Ehlibeyt e duydukları muhabbet ve hürmeti asla gizlemeyip onların ışığından feyiz alan Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları da işte sırf bu sebeplerden ve kutlu Cumhuriyetimizin hasmı gibi davrandılar içimizdeki siyasal İslamcılar. Aramızda İmam Ali kadar donanım ve birikime liyakate sahip İmam Ali gibi bütün Müslümanların hem Mevla hem Alim olarak kabul edebileceği inanmışlığına ve bilgeliğine onun kadar güvendiğimiz ve onun kadar nefsi davranmayacağına emin olduğumuz kimse yoksa halifeliği nasıl var edebiliriz veya yaşatabiliriz ki? Hilafet ancak o makamı doldurabilecek ve bütün insanlığa mal olup Müslümanlarca rıza dahilinde gönüllü Mevla ve halife kabul edilmiş bütün insanlığa güven veren bir Mümin insanın halife olduğunu kabul etmesi halinde var edilebilen bir makamdır.
Hal bu iken siyasal İslamcıların kuru inatları sebebiyle özgürlük ve bağımsızlığımızın sembolü, vatan topraklarımızın tapusu ve Devlet ve millet olarak varlığımızın bu coğrafyadaki barış ve huzurumuzun teminatı gibi olan Lozan barış Antlaşması apaçık bir zafer iken neredeyse hezimet gibi kabul ettirilecek ve neredeyse yeniden Sevr'e razı edilecek hale getirileceğiz millet olarak. O halde bizim yapmamız gereken Lozan'a ve Lozan'da elde ettiğimiz haklarımıza özgürlük ve barışa da sımsıkı sarılmamız gerek ve Lozan Antlaşmasının her yıl dönümünü ÖZGÜRLÜK VE BARIŞ BAYRAMI olarak kutlamalıyız. Aynı şekilde Lozan'dan sadece 15 yıl önce yine bir 24 Temmuz tarihinde Sansür Memurlarını tanımayıp sansürü kaldıran özgür basıncıların başarısının da basın bayramı ilan edildiğini ve fakat daha sonra bu bayramın da kaldırılıp unutturulmak istendiğini de biliyoruz ve bu bağlam da anlam ve önem ve değerine binaen bu gün de yaşananların ne anlama geldiğinin de halka iyi izah edildiği bir gün olup bugünün ayrıca basın bayramı olarak da tanınıp yaşanmasını istiyoruz. ,Dilerim her yıl 24 Temmuz da hem Lozanın hem de Basın özgürlüğünün anlam ve önemini anlatan etkinlikler ile bir bayram kutlanılır bundan böyle ve dilerim bir daha özgürlük ve bağımsızlığımızı kaybetmeyiz. Allah özgürlüğün ve barışın kıymetini bilen bir millet yaptı Türk Milletini inşallah ebediyen barışın ve özgürlüğün temsilcisi oluruz ve barış ve özgürlük ve adaletle hükmetmek bizden sorulur dünya var oldukça. Dünya var oldukça var olasın büyük Türk Milleti. Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye...






