Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde bir komedyen, dini ve milli değerleri alenen aşağılamak ve devlet büyüklerine hakaret suçundan tutuklandı. Hemen ardından da sosyal medyada olay gündem oldu ve bazı çevrelerce tartışıldı. Hiçbir işe yaramayacak saçma sapan gündemler olduğu için ve zaten çok vaktimiz olmadığı için aslında gündeme almayı çok istemedim ama malum, bir önce Diamond diye birisi çıktı, ondan önce Celal Şengör denilen kibir abidesi vardı. Sonu da gelmeyecek besbelli. En iyisi bir köşe yazısı ile kendi bakış açımızdan gereğini yazalım da vazife üzerimizde ise gitsin istedim.
Malum, Celal Şengör denilen bir herif var; deistim diyor, ne demekse artık deist olmak? Hiçbir peygambere inanmıyormuş ve hepsini yalancı ilan ediyormuş. Tanıyan herkesin evvela yalan söylemeyen insanlar olduğunu müşahede ettiği insanlar yalancıymış Şengör'e sorarsan. Daha peygamberlik vazifesini üstlenmeden lakabı "Muhammed'ül Emin" olan, verdiği yaşam reçeteleri ile asr-ı saadeti var eden ve dahi ileride gerçek olacağını söylediği her şey ama her şey tek tek gerçek olan, milyonlarca insanın dediklerini uygulayarak saadete kavuştuğu Hz. Muhammed Mustafa yalancıymış, aslında peygamber falan değilmiş. Allah'ın da zaten peygambere ihtiyacı olmadığı gibi insan üzerine bir planı da yokmuş. Kara karınca üzerine bile bir planı olduğuna emin olduğum Allah, neden kullarla irtibat kurmasın ve bu iş için elçi olarak yine insanlardan kimilerini seçmiş olmasın ki? Kendini Allah'ın da üzerine koyup Allah'ın neyi yapıp neyi yapamayacağına karar vermek hadsizlik değil midir? Hadsizlik değil midir insanlığın en büyükleri olan insanlara yalancılık ithaf etmek? İnsan korkmaz mı, verdikleri mesajlar binlerce yıl insanların işine yaramış, büyük âlimler oldukları besbelli olan insanlara iftira etmiş olmaktan? Çekinmez mi yüzlerce, binlerce yıldır insanların peygamber diye inandığı örnek ve büyük insanlara yalancı demekten?
İnanan milyonların hatırına yine dikkat eder insan; peygamberler ile de Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında konuşurken de, kendi inanmasa da inananların inandıklarının doğru çıkma olasılığından ürker. Gelin görün ki kendini beğenmişlik ve kıskançlık huyu galip gelince insana, ukala da olursa insanlık büyüklerine düşmanlık ettirebiliyormuş demek ki sonunda ve iftiradan da geri durmayabiliyor. İnsanlığın iyiliği için, gelişmesi, çağdaşlaşıp birlikte mutlu mesut yaşayabilmesi için kafa yorup reçeteler üretmiş, inandığı değerler uğruna savaşlar vermiş insanlara bu kadar kolay iftira edilememeli oysa. Peygamberim demese ne fark eder? Mesela Hz. İsa insanlık büyüğü değil mi? Veya kötülüğün ve zulmün sembolü olmuş, nihayet tanrılık taslamış Nemrut'la savaşan iyilik ve güzellik timsali Hz. İbrahim veya Hz. Musa... En büyük düşmanına "cehaletin babası" lakabı verilen Hz. Muhammed Mustafa insanlık büyükleri değiller mi? Bir insana ya da bir taş parçasına tapınan çağın insanlarını yegâne ilahın sonsuzluğu ile buluşturup medeni ve mutlu topluluklar var etmişler sonuçta. Ve sonuçta hâlâ en güzel örnek ve öncülerimiz onlar. Celal Şengör gibilere kalsan Atatürk'ü de beğenmiyorlar; neymiş efendim, sonunda diktatör olmuşmuş. Bir insan bu sözü nasıl söyler? Atatürk'e teşhis koymak için Atatürk'ten daha büyük olmak gerekmez mi? Ne devlet tecrübesi var ne siyaset, ne vatan sevmiş ne de millet, ne savaş vermiş ne de bir kutsal için kavga etmiş; ona göre hiçbir şey kutsal değil zaten. Ama o, Atatürk'ün yaşadığı kafaya dair aklınca hüküm veriyor. Sen kimsin, Atatürk'ü anlamak ya da yargılamak, onun psikolojisi ya da zihin dünyasına dair çıkarım yapmak kim? Diyen de olmadı. Atatürk'ün kurduğu Diyanet de sessiz kaldı maalesef bu densiz heriflere ve işkembelerinden konuştular bugüne değin. Halk vicdanında derin yaralar da açtılar, kafa karışıklıklarına sebep oldukları gibi.
Kim ne derse desin, Türk milletinin dini ve milli değerlerine sadakat ve bağlılığı hiçbir dünya ülkesine benzemez. Normalde çok gündemine gelmese de dini alay konusu edenleri görürse hemen dindar olur ve verir ağzının payını. Dini ve milli değerlerin aşağılanmasına asla izin vermez. Bu son Deniz Göktaş olayında da bu çok net ortaya çıktı. Herkes ama herkes, "Dinle alay mı etmiş o?" diye söze girip gereğini yazdı, söyledi kendi sosyal medya hesabından. Milli linç kampanyasına dönüştü ve millet kimseyi dinlemeden bu hadsize had bildirmek üzere yargı yolunu açan devletin yanında durdu. Bazı siyasiler el germeye kalktı ama onları da pişman etti milletin tepkisi. Hiç ukalalığa gerek yok; dini vecibeleri uygularız uygulamayız, kimi zaman inanmayabiliriz veya hepsine inanmayabiliriz, aklımız ermeyebilir ama inanana saygıya mecburuz. İnananlar inanmayanlara, çok azınlık olmalarına rağmen saygılı; ama inanmayan bir avuç insan, inanan milyonlara çekinmeden hakaret edebiliyor. Bu da gerçekten çok tuhaf sonuçlar ortaya çıkarabiliyor.
Hidayet Allah'ın elinde, inayetinde zaten ve nasip işi. Dinde zorlama da zaten dinen yasak. O hâlde nedir dinle bu alıp verilemeyen? Hemen cevap vererek yazıyı noktalayayım: Din, Diyanet İşleri Başkanlığı sayesinde de en savunmasız kurum ve dikkati çekmek çok kolay dini konu edince. Biraz da cüretin varsa, dini mevzu edindi mi halkın dikkatini üzerine çekebiliyorsun ve gündeme gelip tanınırlık veya şöhret elde edebiliyorsun. Aynı simsar siyasetçi mantığı işte; tamamen istismar gayesi güdülüyor. Cübbeli Ahmet nasıl "yanmaz kefen" satarak hem dini değerlerimiz ile alay etti hem para kazandı, aynı mantık. Kimi "dindarım" diyor, dindar gözüküyor, din istismarı yapıyor; kimi "dinsizim" diyerek aynı işi yapıyor, dinden ekmek yiyor, din üzerinden şöhret elde ediyor. Oysa dinsiz isen sana ne milletin dininden? Dindar isen de gerçekten çekinmen lazım din hususunda olur olmaz, bilir bilmez konuşmaktan. Hep söylüyoruz: Din, insanların vicdan dünyasında aslında ihtiyaçtan oluşan bir kurumdur ve vicdan dünyasında yaşatılmalıdır. Ne siyasetin ne ticaretin veya sanatın, başka bir dünya işinin aleti olarak kullanılamamalıdır. Devletin de dini istismar ve alay konusu edenler ile Cübbeliler başta olmak üzere topyekûn mücadele başlatması gerekmektedir. Başta Diyanet İşleri olmak üzere bütün ilgili devlet kurumları, yargının ve emniyetin verdiği reaksiyona benzer tepkiler vermeli, kendi yasal çerçevelerinde ve sorumluluk alanlarında. Zira dinle alay edenler sosyal politikalara da aileye de, mesela, ciddi zararlar veriyorlar; halkın ahlak başta olmak üzere bütün değerlerine de. Devletimizin gereğini topyekûn yapması lazım bence.






