Gazeteci Nurullah Çavuşoğlu, Menzil şeyhinin cahil olduğunu kendi beyanlarına dayanarak böyle ispat etti.
Gazeteci Ramazan Yıldız ve Çavuşoğlu, Uşak’ın çerçeve yasaya hiç halkın gönlünü almadan evet diyen üç Uşak milletvekiline böyle seslendi.
Adı Menzil şeyhi, adı İskenderiye Süleyman’cı veya Cübbeli veya Adnan Oktar veya Furkan Vakfı fark etmez; Beyt-ül maldan çalanın başına yıkılsın sarayı.
Dindar ya da Atatürkçü nesil yetiştirmekle mükellef değiliz ama dinini ve Atatürk’ünü iyi bilen bir nesil var etmeliyiz.
Dindarız diyenler çerçeve yasaya evet dedi, Cumhuriyet ve Atatürkçüler de evet dedi, Devletçiyiz ya da milliyetçiyiz diyenler de evet dedi. İyi de çerçeve yasadan yararlananlar hepsine düşman.
Abdullah Öcalan hiç kimsenin, kendinin bile temsilcisi olamaz; dinin de devletin de milletin de insanlığın da düşmanı bir bebek katilidir.
Vakıf veya devlet malı çalıp servet edinen ateşle oynuyor ve ömrünü Müslüman olarak tamamlayıp cehennemi boylayabilir.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun İnce’yi aday göstermeden tarif ettiği Atatürkçü ve dindar Cumhurbaşkanı adayını gösterse idi bugün bambaşka kaderler yaşıyor olabilirdik.
Siyaset böl, parçala, yönet taktiğine de uygun olduğu için tarikat ve cemaatlere dolaylı destek oluyor ve milleti zehirlemelerine ve soymalarına göz yumuyor.
Lise ve dengi okul okuyan her gence hem Nutuk hem de Kur’an meali mutlaka ders kitabı olarak okutulmalı.
Kişinin dinini layıkıyla öğrenip ileride istismar edilmekten böylece korunmak da devletinin kurucusunu layıkıyla bilmek, tanımak da hakkı.
Dini öğretme işi anne baba iradesine bile bırakılmadan devletçe gerçekleştirilmeli ve dini yaşama iradesi aydınlatılan kişiye bırakılmalı.
Bize öyle bir Mustafa Kemal tarif ettiler ki Gazi olduğunu bile unuttuk, ömrü gaza ile geçen kurtarıcımızın dinini sorguladık.
Kimi İngiliz kimi İsrail menşeili tarikat ve cemaatleri siyaset oy deposu gibi görüyor ve destekler gibiler.
Tarikat ve cemaatler kapatılmalı ki bu devirde ihtiyaç kalmadı öyle yapılanmalara.
Ebu Vefa’nın anlattığı Hz. Süleyman ve Hüthüt kuşu kıssasına göre tarikat ve cemaatlerin düştüğü durum ne?
İnsanlar tarikatlarda din yaşayacağım derken cinlenip gidiyor ve psikolojik rahatsızlıklar yaşıyor.
İnanmak, inandığı gibi yaşamak insanların en temel ve doğal ihtiyacı; bu ihtiyacın karşılanmasını devlet sağlamalı, laiklik gereği.
Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun ya da başka bilim ve insanlık büyüklerinin bir kitabı ufuk açıyor da Kur’an’ın mealini okuyanın da ufku açılmış olmaz mı?
Tarikat ve cemaatlerin bazıları terör örgütlerini besliyor ve Atatürk ve devlet düşmanlığı körüklüyor.
Tarikat ve cemaatlere karışan Nakşibendilik ve Nurculuk, Fetullahçılık gibi türevleri nedense Atatürk düşmanlığı konusunda çabuk anlaşıp bir oluyor.
Bazı tarikat ve cemaatlere sorarsan bu devlet yıkılmalı çünkü dinsiz, haşa, ve din üzerine bir devlet kurulmalı.
Devlet, tarikat ve cemaatlere siyasete rağmen reaksiyon gösteriyor.
Said Nursi’yi gerçekle bağdaşmayan bir film senaryosu ile kahramanlaştırılıp sanki Atatürk’e meydan okumuş gibi gösterdiler.
Said Nursi, Şeyh Said ya da Seyit Rıza gibi cahil ve hadsiz tipler üzerinden Atatürk düşmanlığı matah gibi gösteriliyor.
Ölen Menzil şeyhinin Kürtçeden başka bir dil bilmediğini bizzat müritleri söylerdi; bu kadar cahildi yani ama şeyhti güya, dünya servet edinmiş, müritlerin çoğu yarı aç gezerken.
Türkçe bilmiyorsan, İngilizce, Arapça bilmiyorsan hangi dilden eserler okuyup âlim olmuş olabilirsin?
Said Nursi kimmiş ki Atatürk’ün karşısında bacak bacak üstüne atıp ona namazın hesabını sorabilsin? Atatürk o haddi kime verir, devlet ve millet emrinde iken.
Kürtçe kaç tane eser var ki sadece Kürtçe bilen birisi âlim diyecek kadar çok okumuş olabilir?
Milleti dininden bizzat dini istismar edenler yüzünden soğudu, soğuyor; buna dur denmeli.
Açılım yasasına evet diyenler, teröristleri cezaevinde tutan hekimlerimiz ve kolluk güçlerini serbest kalması planlanan teröristler ile karşı karşıya getirdi.
PKK’ya silah bırak diyen silahın sahibi CIA ve Mossad; bizimkiler kendi rolünü çalıp Demcilere ve hatta Apo’ya meşruiyet verme derdine düşüyor.
Biz Apo’ya statü verdik, silahı öyle bıraktılar yalanına inandırabilir isek ABD ve İsrail’in silahı elinden aldığı terör örgütü üyelerini Kürt temsilcisi olarak dayanabiliriz.
Dün terör örgütü lideri dedikleri birisine Devlet Başkanı diyerek Devlet Başkanı.
Bu silahları teslim alan Erdoğan veya Bahçeli değil, Trump ve Netanyahu; silahı toplayan önceden veren.
ABD ve İsrail, terör örgütü üyelerini Suriye’de ve Irak’ta devlete entegre ediyoruz adı altında devlet kadrosu verip orada CIA elemanı olarak kullanma kararı verdi.
Suriye’den veya Irak’tan terör örgütlerini kullanarak petrol ya da benzeri yer altı madenlerini aparmak mümkün olmayınca ABD planı değiştirdi.
Daha önce terör örgütü militanı adı verilen ABD’nin silah verdiği teröristler, devlet kadrolarında CIA elemanı olarak kullanılmak isteniyor.
Tarikat ve cemaatler meselesi ile çerçeve yasa sürecini birbirine paralel okumak lazım; cemaatler neden gık demiyor yasaya dair?
Devlet halk vicdanının gereğini ileride yerine getirir ve milli irade galebe çalarsa bugün çıkarılan teröristler o zaman geri toplanabilir.






