Şeker hastalığı denince akla çoğunlukla kan değerleri, göz ve böbrek kontrolleri gelir. Oysa yıllar içinde sessizce etkilenen organlardan biri de ayaktır. Diyabetik ayak, diyabeti olan bir kişinin ayağında sinir hasarı, damar daralması, enfeksiyon, açık yara ya da bunların birkaçının aynı anda bulunmasını anlatan geniş bir kavramdır. Yani ortada henüz bir yara olmasa da ayak bu tablonun içinde olabilir.
Uluslararası Diyabetik Ayak Çalışma Grubu (IWGDF), sorunu bir tek hastalık olarak değil, birbirine zincirlenen bozukluklar bütünü olarak tarif eder. Bu yaklaşım, tedavinin de neden çok yönlü olması gerektiğini açıklar. Konuya genel bir giriş arayanlar, diyabetik ayak nedir sorusunu ayrıntılı işleyen rehber sayfasından başlayabilir. Aşağıda ise üç temel bileşenin ayakta nasıl bir araya geldiğini, kimlerin daha dikkatli olması gerektiğini ve tedavide hangi uzmanların yan yana çalıştığını özetliyoruz.
Diyabetik ayak tablosunun ilk bileşeni: his kaybı
Kan şekeri uzun süre yüksek seyrettiğinde vücuttaki en uzun sinirler, yani ayağa ulaşan sinirler zarar görmeye başlar. Buna periferik nöropati denir. Başlangıçta karıncalanma, yanma ya da gece artan sızı hissedilebilir; ilerleyen dönemde ise ayak giderek "sağırlaşır".
Bu durumun asıl tehlikesi, ağrının bir alarm olarak çalışmayı bırakmasıdır. Ayakkabının içine kaçan küçük bir taş, sıcak sobaya fazla yaklaşan bir topuk ya da sıkan bir ayakkabı fark edilmeden saatlerce dokuya baskı yapabilir. Nöropati ayrıca terlemeyi azaltarak deriyi kurutur, küçük kasları zayıflatarak parmaklarda çekiçleşmeye yol açar. Sonuçta bazı bölgeler yürürken gereğinden fazla yük taşır ve o noktalarda nasır gelişir.
Dolaşım bozukluğu iyileşmeyi neden yavaşlatır?
İkinci bileşen, bacak ve ayağı besleyen atardamarlardaki daralmadır. Diyabeti olanlarda damar sertliği daha erken başlar ve daha yaygın seyreder. Kan akımı azaldığında doku, kendini onarmak için gereken oksijeni ve besini alamaz.
Pratikteki karşılığı şudur: sağlıklı bir ayakta birkaç günde kapanan bir sıyrık, dolaşımı zayıf bir ayakta haftalarca açık kalabilir. Üstelik sinir hasarı da eşlik ediyorsa, damar daralmasının tipik belirtisi olan yürürken baldır ağrısı hissedilmeyebilir. Bu yüzden ayak nabızlarının muayenede elle kontrol edilmesi ve gerektiğinde ayak bileği ile koldaki tansiyonu karşılaştıran ölçümlerin yapılması önem taşır. Sigara, yüksek tansiyon ve kolesterol bu daralmayı hızlandıran etkenler olduğu için, ayak sağlığı açısından da kontrol altında tutulmaları gerekir.
Enfeksiyon tabloya nasıl eklenir?
Deri, mikroplara karşı ilk savunma hattıdır. His kaybı nedeniyle oluşan bir çatlak, kabarcık ya da nasır altı yara bu hattı açar. Kan akımı zayıf olduğunda bağışıklık hücreleri ve ilaçlar bölgeye yeterince ulaşamaz; yüksek kan şekeri de savunma hücrelerinin işini zorlaştırır.
Bu üç etken bir araya geldiğinde yüzeyde küçük görünen bir yara, derindeki yumuşak dokuya, tendon kılıflarına ve kemiğe ilerleyebilir. Kızarıklığın yayılması, şişlik, ısı artışı, akıntı ya da kötü koku enfeksiyonu düşündüren işaretlerdir. His kaybı olan kişide ağrı bu listede yer almayabilir; bu da tabloyu yanıltıcı kılar.
Şeker hastalarında hangi ayaklar daha fazla risk altında?
Diyabeti olan herkesin ayağı aynı derecede tehlikede değildir. IWGDF, yıllık ayak muayenesindeki bulgulara göre kişileri çok düşükten yükseğe dört risk kategorisine ayırır. Riski artıran başlıca durumlar şunlardır:
- Koruyucu his kaybı (monofilaman testiyle saptanır)
- Bacak damarlarında daralma
- Pençe parmak, belirgin kemik çıkıntısı gibi ayak şekil bozuklukları
- Daha önce açılmış ve kapanmış bir ayak yarası ya da ampütasyon öyküsü
- Diyaliz tedavisi gerektiren böbrek yetmezliği
- Sigara kullanımı ve uzun süredir kontrolsüz seyreden kan şekeri
- Görme sorunu, ileri yaş ya da kilo nedeniyle ayağına bakamayan, yalnız yaşayan kişiler
Kategori yükseldikçe kontrol aralığı kısalır. Çok düşük riskte yılda bir muayene yeterli görülürken, yüksek risk grubunda bu süre birkaç aya iner. Geçmişte yarası olmuş kişiler, yara kapansa bile uzun süre izlenmesi gereken grup olarak kabul edilir.
Tedavi ekibinde hangi branşlar yer alır?
Üç ayrı mekanizma üç ayrı uzmanlık alanına dokunduğu için diyabetli ayak sorunları tek bir hekimin çözebileceği bir tablo değildir. Kılavuzlar, ayak yarası olan kişilerin çok disiplinli bir ekip tarafından değerlendirilmesini önerir. Bu ekipte genellikle şu branşlar görev alır:
- Endokrinoloji ve iç hastalıkları: kan şekeri, tansiyon ve kolesterol düzenini sağlar.
- Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji: enfeksiyonun şiddetini belirler, doğru örnekten kültür alınmasını yönlendirir ve antibiyotik planını yapar.
- Kalp ve damar cerrahisi ya da girişimsel radyoloji: dolaşımı ölçer, gerekirse damarı açmaya yönelik işlemleri planlar.
- Ortopedi ve genel cerrahi: ölü ya da enfekte dokunun temizlenmesini, kemik tutulumunda cerrahi kararları üstlenir.
- Yara bakım hemşireliği ve ortez birimi: pansuman düzenini, basıncı azaltan ayakkabı ya da alçı uygulamalarını takip eder.
Bu yapının amacı, her bir sorunun eksiksiz ele alınmasıdır; dolaşımı yetersiz bir ayağa yalnız antibiyotik vermek ya da enfekte bir yaraya yalnız pansuman yapmak çoğu zaman yeterli olmaz.
Enfeksiyon bakış açısından ek bilgi için
Diyabetik ayakta yaranın derinleşmesi ve kemiğe ulaşması büyük ölçüde enfeksiyonun seyrine bağlı olduğundan, bu alanın yorumlanması tedavi planının merkezinde yer alır. Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nde görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Doç. Dr. Hüsrev Diktaş'ın hazırladığı husrevdiktas.com adresinde, ayak yaraları, kültür testleri ve antibiyotik kullanımı üzerine hasta diliyle yazılmış kaynaklar yer alıyor. Ayağında renk değişikliği, kapanmayan bir yara ya da yeni bir şişlik fark eden diyabetli bireylerin bunu bir sonraki rutin kontrolü beklemeden hekimiyle paylaşması, sürecin erken evrede ele alınmasını kolaylaştırır.






