Partizanlıkta İnadı Bıraktık Nihayet, Ama Bakın Partizanlık ve İnadımız Bize Neler Etti, Ettirdi!
Türk Milleti olarak öve öve bitiremeyeceğimiz tüm dünyaya şamil huylarımız olduğu gibi, gerçekten hiçte övünülecek yanı olmayan, bize Milletçe zarar veren özellik ya da huylarımız da var. Bunların en başında gelenlerinden birisi ise, iyi dediğimize kötü dememek ya da diyememekteki ısrarımız ve safımızı belirlerken çok dikkat etmediğimiz gibi, yanlışlıkları görsek bile o safı değiştirmemekteki anlamsız ve manasız ayak direyişimiz. Bu hayatımızın pek çok bölümünde başımıza iş açar ve değişik isimlerle vasıflandırırız bu özelliğimizi, örneğin saf kalpliyiz, inanıveriyoruz, der geçeriz, üzerinde bile durmayız. Ama sosyal pencerede topluca yaptığımız inatlaşmalarda milletçe zarar görüyoruz. Bunun en bariz örneğini ise politikada partizanlık olarak görmekteyiz.

Haziran seçimlerinin ardından yaşananlardan sonra ve partilerin milletle dalga geçercesine "biz hükümet olamadık, tekrar seçime gidiyoruz" demesiyle beraber ciddi bir uyanış gözlemlediğimiz Türk Milleti, Türkiye'nin hiç bir yerinde, hiç bir partinin Genel Başkanına ya da milletvekili adayına eskisi gibi itibar etmiyor. O kadar ki; korkularından miting bile düzenleyemez oldular. Çok değil 10 ya da 15 farklı yerde Davutoğlu yaptı miting ama en kalabalık illerde bile 10 bin rakamını dahi toplayamadı. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli'de de durum hiçte farklı değil. Partilerin milletvekili adayları yanlarında konu mankeni mesabesinde bile adam bulmakta zorlandılar, zorlanıyorlar ve adaylar hemen her girdikleri mekanda halk tarafından pekte sıcak karşılanmıyor, hatta horlanıyorlar. Bu durum elbette demokrasinin tıkanma ihtimali bakımından sakıncalı sonuçlar doğurabilir ve aslında olması istenmeyen bir neticedir. Ancak hangi partiden olursa olsun siyasilerimizin, iki yüzlülüklerinden gına geldiği şu dönemde milletimizin eski partizanlığı terkettiği gerçeğini gözler önüne sermesi bakımından önem arzetmektedir ve ümit vericidir. Zira siyasiler, eski kalabalıkları artık hayal dahi edememekte ve halkın sandıkta ne yapacağını nasıl bir refleks vereceğini bile kestirememekte ve endiş içerisindedir. Bu da ülkede politika üretenlerin kendine çeki düzen vermesine ya da politika sahnesinden çekilip, maharetli insanların gelmesine zemin hazırlanması bakımından da ayrıca sevindiricidir. Lakin her şeye rağmen az da olsa partizanlıkta ısrar edenleri hiç ama hiç anlayamadığımı beyan ederek partizanlığın bize neler yaptırdığını ve bizi nerelere sürüklendiğini bir kaç bariz örnekle beraber izah edeceğim. Sürçi lisan edersek affola. Bizde bu eleştirdiğimiz sistemin bir parçasıyız ve eleştirdiğimiz partilerden birine mutlaka oy vermişizdir. Ama bu kez şahsım adına oyumu almak hiçte öyle kolay değil. Sandığa gitmemeyi bile ciddi ciddi düşünmekteyim. Neyse konumuza dönelim.

Düşünün ki; bir insan kendisini CHP'li olarak tarif ediyor, CHP'ye oy veriyor ve çalışıyor. Niçin CHP'lisin sorusuna hiç kimse çıkarım için, menfaatim gereği demiyor. Kimisi dini istismar etmediği için diyor, kimisi hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşmadığı için diyor, kimisi altı ok ilkelerini gerekçe gösteriyor, kimisi parti içi demokrasinin diğer partilere oranla CHP'de daha iyi oturduğunu gerekçe gösteriyor, kimisi de Atatürk'ün partisi olduğu için Atatürk'ün izinden gitme adına CHP'li olduğunu söylüyor. Bazıları da tüm bu kıstasların hepsi geçerlidir diyor. Buraya kadar problem yok. Ama bu duygu ve düşüncelerle samimi olarak CHP'li olduğunu iddia eden kimseleri, CHP Genel Başkanı geçmişte bizzat CHP'nin hırsız dediği, bizzat CHP'nin Atatürk düşmanı dediği, bizzat CHP'yi yok etmek için geçmişte savaş açtığı bilinen bir ismi CHP'den Milletekili adayı yapıyor ya da böyle bir ismi Parti Meclisi'ne alıyor. Bakıyorum CHP'de bu duruma alkış tutabilecek insanlar bulunabiliyor. Bunu bana hangi mantıkla izah edebilirsiniz Allah aşkına? Bakıyoruz AKP'li bir belediyenin yolsuzluğu ortaya çıktığında, aman Ya Rabbi mangalda kül koymayan CHP'liler, yolsuzluk iddiasının olduğu Belediye Başkanı CHP'li ise birden iftiradır deyip çıkabiliyor. İspat edilmediği sürece her zanlı, suçlu ilan edilemez ve üzerine isnad edilen suç ispat edilene kadar masumdur. Evet ama, bazen öyle açık ve nettir ki bazı şeylere ille de mahkeme kararı gerekmez. Vicdanlar sorgular ve vicdan sahibi kimse şayet iddiayı doğrular nitelikte bulgular varsa ortada bu suçlamaya maruz kalanın kim olursa olsun yargılanmasını, aklanmasını ister ya da istemelidir. Ama biz kendi partilimiz oldu mu bahse konu olan, hemen aklarız delilleri bile dinlemeden. Aynı şekilde karşı partili ise suçlanan kesin çalmıştır der geçeriz ve derhal sosyal paylaşım sitesinde paylaşıp duyuruveririz bu haberi. Hangi akıl tutulmasının eseridir ki, her hangi bir parti milletvekili adayını nasıl olurda; şaibeli, güvenmediği, geçmişte partisinin temel prensipleri ile ters düşmüş, yolsuzluk suçlamaları olduğu halde aklanmamış, kendi partisinden olduğuna emin olmadığı, seçimlerden sonra parti değiştirir mi sorusuna "valla olabilir" cevabı verdiği birisinin yapılmasına razı olabilir. Hangi akıl tutulmasının eseridir ki; şayet çaldı ise yolsuzluk yaptı ise yediği senin de hakkındır, fakirin fukaranın da hakkıdır, tüyü bitmedik yetimin de hakkıdır. Cebinden 50 kuruş düşürse gözü yerde olan insanlar olarak nasıl olur da milyonlarla ifade edilebilen yolsuzluk iddialarına rağmen kulaklarımızı tıkayabiliriz, anlamak mümkün değil. CHP Genel Başkanı kim olursa olsun, kusursuz değildir, hatalı kararlar veremez de diyemezsiniz kimseye, hatta CHP'li olmayıp CHP'li gözüken birisi Genel Başkanlığa kadar yükselmiş ve partiye ihanet içerisinde de olabilir. Neden bu ihtimaller göz ardı edilir, bahse konu kendi partimiz olunca anlaşılır gibi değil. 

Düşünebiliyor musunuz? Bir Ülkücü nasıl olurda Abdullah Gül'e daha dün danışmanlık etmiş, AKP gibi Ülkücülük ile hiç bağdaşmayan işler yapmış bir partinin bürokratını üstelik Yahudi çıkarlarını korumak için kurulmuş masonik bir örgüt olan CFR'nin Yönetim Kurulu üyesini Milletvekili adayımız diye millete takdim edebilir. Nasıl olur da seçimlerden partisinde kalacağından emin dahi olmadığı şüphe ettiği bir isme MHP adına oy isteyebilir. Bu milletle dalga geçmek değil midir? Bu kendi davanı hafife almak, dava adamlığına leke sürmek değil midir? Hangi Ülkücü bir Genel Başkanın, Durmuş Yılmaz'ın CFR Üyesi olduğunu bilmeden buraya aday atamış olabileceğini düşünebilir? Sizce Bahçeli bu durumu bilmiyor olabilir mi? Hangi ülkücü, kendi bağrından yetiştirdiği pırıl pırıl insanların haklarının yenerek, ithal adayın tepeden inme despotça dayatılmasına razı olabilir? Hangi ülkücü HDP'li Hasip Kaplan'la sırıtarak el sıkışan bir isme Genel Başkanımız diyebilir. Ülkücülüğü bize anlatanlar böyle anlatmadı beyler. Biz ülkücü değiliz ama ülkücüleri adam biliriz. Saygı duyarız ülkücüye, hürmet ederiz. Haberlerimizde bile onları incitecek cümleler kurmamaya özen gösteririz. Lakin bizim bu itibarımız ülkücünün kara kaşına kara gözüne değildir. Bizim bu itibarımız ülkücünün vatan aşkından mangala dönmüş gönlünedir. Ülkücü'nün İslami Ahlak ve Türklük bilinci ile hayatını şekillendirme gayretinedir. Lakin bazı ülkücüyüm diye gezenlerin gerçek ülkücülere ve ülkücülüğe gölge düşürdüğünü görmekte, üzülmekteyiz. Üstelik bu tipleri sayıları az da olsa partinin başında gördükçe ülkücüden de ülkücülükten de şüphe etmekteyiz. Ülkücü her yerde ülkücüdür, elbetteki partisi MHP olmalıdır, ama MHP Ülkücülerin MHP'si olmaktan çıkmışsa şayet, frene basmayı da bilmelidir. Ya da duruma derhal müdahale edip partisini gerçek ülkücülerin ellerine emanet etmelidir. 

Ak Parti'lilerin 12 yıllık inadını anlamak ise hiç ama hiç mümkün değil. Tanıdığım iyi niyetli halis niyetlerle Ak Partiye oy veren insanlar olmasa artık, diyeceğim ki bu partiye oy verenlerin ki partizanlık değil. Bunlar hepsi aynı zihniyette, imkan olsa o da çalacağı için çalana göz yummakta ve savunmaktadır. Ak Parti iktidarı kabul etsekte, etmesekte yolsuzluklarla adı en çok anılan parti olagelmiştir. O kadar ki KPSS sınavlarının soruları bile çalınmış ancak hiç bir Ak Partili gık dememiştir. Söyler misiniz; Hangi müslüman, İsrail'den Cesaret Ödülü Madalyası alabilir? Hangi müslümana 22 ayrı müslüman ülkenin sınırlarını değiştirmek için kan dökülecek, ırza geçilecek olan bir projeye Eşbaşkanlık, hamilik, önderlik edebilir? Hangi müslüman, kilise de mum yakıp, Yahudi Teoder Herzl'i kabrinde ziyaret edebilir? Hangi müslüman Irak'a müslüman kanı dökmeye gelen ABD askerlerinin evlerine sağ salim dönmesi için dua isteyebilir? O askerlerden kahraman Amerikan askerleri diye bahsedebilir? Hangi müslüman Allah indinde din tek iken başka başka dinlerin varlığından bahsedip, Dinlerarası Diyalog yapabilir? Hangi müslüman domuz etini kasaplık et statüsüne sokabilir? Hangi müslüman zinayı suç olmaktan çıkartıp toplumda normal hale gelmesine göz yumabilir? Hangi müslümanın 30 yaşlarındaki oğlu gemiciklere sahip olabilir? Hangi müslüman ülkesinin madenlerini, yeraltı kaynaklarını gavura peşkeş çekebilir? Hangi müslüman uluorta herkesin işiteceği şekilde yalan söyleyip, ertesi gün de kendi kendini yalanlayabilir? Hangi müslüman kızının nikah şahidini Hristiyan yapabilir? Hangi müslüman milletine köpek kulubesinde bekliyor muamelesinin yapılmasına göz yummak pahasına geçmişte Haçlı Birliği dediği Avruğa Birliği'nde bu kadar ısrar edebilir? Hangi müslüman bu saydıklarımı ve daha fazlasını yapan bir insanı hala müslümanların lideri diye savunabilir? Biz milletçe ya akıl tutulması yaşıyoruz ya da inançlarımız değer yargılarımız hepsi yalan. Yani biz aslında dillendiriyor ama inanmıyoruz. Ezberliyor ama manasını kavramıyor, öğrenmiyoruz ve yaşamıyoruz. Yani körü körüne avukatlık yapıyoruz neyi savunduğumuzu bile bilmeden, nereye sürüklendiğimizi bile bilmeden.

Okuyucularımız olarak hepinizden çok özür dilerim. Bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğundan yaşça küçüğümdür ve nasihati haddim görmem. Ama yukarıda yazdıklarım sizce de doğru değil mi? Sizce de insanların çizgileri olması, omurgası olması gerekmiyor mu? İnsanlar güven vermeli ve birbirlerine güvenmeli değil mi sizcede? Güvenmediğimiz, inanmadığımız ,sevmediğimiz insanları körü körüne, cahilane bir şekilde sırf kuru inat ya da partizanlık için savunmakta neyin nesi. Bu bizim ne inancımızla, ne dinimizle, ne örfümüzle ya da kültürümüzle asla bağdaşmayan bir durumdur. Bir Müslüman Türk, bir Atatürk evladı asla böyle olamaz olmamalı. Bize neler ettirdi bu partizanlık bir bakın lütfen. Birde sonuca bakalım. Ülkenin katrilyon dolarlarla ölçülen yeraltı kaynakları var. Üç tarafı denizle çevirili, dile turizm yap, dile balıkçılık yap, elverişli, her yerinden akarsular akıyor, güneşi görmediğimiz gün yok, topraklarımız verimli ve üzerinde nerede ise bitmeyen hiç bir nebatat yok. İklimleri, mevsimleri doyasıya yaşayan bir coğrafyamız var. Jeopolitik ve stratejik öneme haiz bir milletiz. 5 bin yıllık Devlet geleneğimiz var, dünyanın en köklü medeniyetlerinden birisinin mirasçısıyız. Yaz turizmine de, kış turizminede kültür yada tarih turizmine de elverişli bir ülkedeyiz. Tarımı geliştirsek ve çiftçiyi az desteklesek dünyaya buğday satarak bize bakabilir. Ama biz petrole koyduğumuz vergilerle ekmeyi terkettirmişiz. Hayvancılık yapsak, hem dünyanın et ihtiyacını karşılar, hem bütün millletimizi besleriz. Ama ne hazin tecelli ki biz açız ve dünyanın bir çok milletinden daha düşük bir gelir seviyesindeyiz. Her yıl ödediğimiz faiz miktarı ise, az buçuk ülkelerin gayri safi milli hasılasına denk. Yani gırtağımıza varıncaya değin de borçluyuz, hem millet hem devlet olarak. O halde bizim şapkamızı önümüze koyup düşünmemizin vakti gelmiş geçiyor bile. Allah muhafaza etsin; şimdi de bölünme, parçalanma hatta yok olma tehlikesi ile karşı karşıyayız. Atatürk'ün paramparça yırttığı Sevr'i savaşsız bir şekilde yeniden imzalamış gibiyiz. 1. Dünya Savaşı sonrası zamana yeniden dönüp gideriz. Kafamıza akıl koyalım ve partizanlıktan vazgeçip bir olalım, yoksa dağılırsak toparlanamayız. Biz yeryüzüne nizam veren yegane milletiz. Biz millet olarak Allah'ın askerleriyiz misyonumuzu unutmayalım ve lütfen Atatürk'e ve ecdadımıza layık bir millet olup emanetlerine sahip çıkalım...
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ONE MİNUTE 5 yıl önce

nerede kalmiştik

Avatar
VATANDAŞ 5 yıl önce

bi̇razda güleli̇m capsler müthi̇i̇şşşş.........
http://www.ensonhaber.com/1-kasim-genel-secim-capsleri-2015-11-01.html

Avatar
BU HABER İÇİN YORUM ALALIM 5 yıl önce

bahçeli̇ ve parti̇ i̇mami okuyun yorum si̇zi̇n
http://www.ensonhaber.com/mhp-lideri-devlet-bahceli-neden-anide-cuma-namazi-kiliyor.html

Avatar
Adres 5 yıl önce

hangi partizanlık

Avatar
UŞAKLI 5 yıl önce

parti̇zanliği birak

Avatar
yasin 5 yıl önce

güzel yazı

Avatar
Ramazan Genç 5 yıl önce

ramazan arslan öğrencilerine, "yayınlarımın sadece yüzde yirmisi intihaldir" açıklaması yapmışsın. intihalin yüzde yirmisi filan olmaz. intihalci olduğunu bal gibi söylüyorsun ve bunu utanmadan öğrencilerine söylüyorsun. üniversite yönetimi ise sus pus göz yumuyor maalesef.

Avatar
YETER ARTIK 5 yıl önce

kardeşim herkes aklını başına devşirsin, sandığa gidip vatandaşlık görevini yerine getirmek için gereğini yapsın.adamların kafa yapısına bak, daha şimdiden 1 kasım seçimleri yapılmadan,aynı sonuçla karşılaşırsak erken seçim gündeme gelir diye açıklama yapılıyor.kardeşim millet illaki akp'yi iktidara getirmek zorundamı.yeter artık herşey buraya kadar,milletle uğraşmayın 13 yıldır sizi gördük geçirdik,daha ne istiyorsunuz.